<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830</id><updated>2011-07-08T15:04:02.468+03:00</updated><title type='text'>Bahar's Diary</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>67</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-1805405075417833238</id><published>2009-12-09T17:29:00.013+02:00</published><updated>2010-02-15T20:29:30.394+02:00</updated><title type='text'>İstanbul'un kenar mahallelerdeki sokaklarda gördüğüm en politik stenciller</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx_CqG0AP8I/AAAAAAAAAzU/zyttecC4Okg/s1600-h/DSC02550.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413259305761652674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx_CqG0AP8I/AAAAAAAAAzU/zyttecC4Okg/s320/DSC02550.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;16 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos, Yunanistan'da bir polis tarafından öldürüldü. Türkiye'de de yaşanan benzer olaylar "Kardeşimsin Alexis" afişleriyle tepki buldu. İstiklal Caddesi'nde gördüğüm bir stencil.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx_CqnE8bWI/AAAAAAAAAzc/nSB6foNCrRk/s1600-h/DSC02556.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413259314422639970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx_CqnE8bWI/AAAAAAAAAzc/nSB6foNCrRk/s320/DSC02556.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Fetullah Gülen, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül... Resimlerin altında manidar bir yeşil renkte Arapça yazılar yazıyor. İlk bakışta ne dediğini anlamıyorsunuz. Durun durun biraz daha dikkatli bakın. Yazıları tersten okuyunca ne mesaj verilmek istendiğini anlayacaksınız. Üst taraftaki yazıda "Tehlikenin farkında mısınız?, alt taraftaki yazıda da, İngilizcesi yer alıyor. Çukurcuma'da yıkık dökük bir evin duvarında gördüm, bakarken biraz korktum tabii!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx_CqzW9QCI/AAAAAAAAAzk/WC55LnWiuuM/s1600-h/DSC02547.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413259317719416866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx_CqzW9QCI/AAAAAAAAAzk/WC55LnWiuuM/s320/DSC02547.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu stencili Tophane'de gördüm. Bir rap parçası kadar çarpıcı sözleri vardı. O yüzden fazla söze gerek yok. Yorumsuz olarak yayınlıyorum: "Onlar ki aptal aşıktır, asla küsmez, asla vazgeçmez. Onlar ki genel vericidir, tüm müşterilerine fedadır!" &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-1805405075417833238?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/1805405075417833238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/istanbul-sokaklarndaki-kenar.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1805405075417833238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1805405075417833238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/istanbul-sokaklarndaki-kenar.html' title='İstanbul&apos;un kenar mahallelerdeki sokaklarda gördüğüm en politik stenciller'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx_CqG0AP8I/AAAAAAAAAzU/zyttecC4Okg/s72-c/DSC02550.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2438871704063776274</id><published>2009-12-05T16:04:00.016+02:00</published><updated>2009-12-10T01:35:13.604+02:00</updated><title type='text'>Mavi Senfoni'deki nota eksikliği</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-1yGUx-dI/AAAAAAAAAyM/-wwxG3WOXz8/s1600-h/1.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 262px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413245149418486226" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-1yGUx-dI/AAAAAAAAAyM/-wwxG3WOXz8/s320/1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Uzun süredir sanat gündemimizin en tepesinde, ressam Burhan Doğançay'ın Mavi Senfoni'si yer alıyor. Sanatla hiç alakası olmayan tipler bile Mavi Senfoni deyince ahkam kesmeye başlıyor; "Ay çok pahalı, ay çok güzel" diye. Malum, geçtiğimiz günlerde Mavi Senfoni, Antik A.Ş. tarafından düzenlenen Çağdaş Sanat Eserleri müzayedesinde tam tamına 2 milyon 200 bin TL'ye satıldı. Bu miktar elbette tablonun üzerinde çokca konuşulması için yeterliydi. "Tabloyu Koç mu yoksa Eczacıbaşı mı aldı?" tartışmalarını noktalayan kişi, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker oldu. Eğer bir resim koleksiyonu varsa, sanırım bu miktarı ödemekte hiç çekinmemiştir ama "Böyle bir hamleyi niye yaptı?" sorusu olumlu ve olumsuz olarak çok tartışıldı kamuoyunda. Oysa kendisinin bu tabloyu alması bana hiç şaşırtıcı gelmemişti. Malum o bir deniz tutkunu. Eee? Mavi Senfoni'de denizdeki devinimi görselleştiren bir tablo. Murat Bey paraya kıydı çünkü, deniz tutkusunu yaşamak için denize açılmaya ihtiyacı kalmayacaktı. Artık Mavi Senfoni denizi ayağına getirecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacı gazeteci ve blogger kimliğimle, dayanamadım ve Mavi Senfoni'yi görmek için Çağdaş Sanat Fuarı ‘Contemporary’09 İstanbul'a gittim. Hatta birlikte bir fotoğraf bile çektirdik. Çünkü adı çok güzel çağrışımlar yapan Mavi Senfoni, gazetelerden kaotik bir tablo olarak görünüyordu. Hatta gazetede tabloyu ilk gördüğümde "Yahu Türk ressamlarına ait ne tablolar var, bu mu 2,2 milyon TL'lik tablo, pes" diye geçirmiştim içimden. Ve işte Mavi Senfoni'yle ilk karşılaşmam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi Senfoni, serginin bulunduğu salonun baş köşesinde, kalın camdan bir korumayla sanatseverlere sunuluyordu. Bu tablo dışında hiçbir eser herhangi bir koruma kalkanıyla korunmamıştı! Mavi Senfoni'ye uzun uzun baktım. Sağdan baktım, soldan baktım, yakından baktım, uzaktan baktım. Yok yok yok. Bu resimle bir bağ kurmak benim açımdan mümkün değil. Bir kere resim beni hiçbir şekilde çarpmadı. Tamam her dalganın üzerinde çok ince el emeği varmış. Tamam soyut bir tabloymuş vs vs... Doğançay'ın bildiğimiz kopar yapıştır tekniğiyle yapılmış, ama bence öyle tabloda abartılacak bir durum yok! Kesinlikle! 2,2 milyon TL bu tablonun yakınından bile geçemez. Birkaç yıl önce Osman Hamdi Bey'in ünlü eseri Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu 5 milyon TL'ye satılmıştı, ya da tapılası insan Fahr El Nisa Zeid'in 'Londra'' adlı tablosu 1 milyon 50 bin TL'ye satılmıştı. Bu iki tablo ile Mavi Senfoni ne kadar karşılaştırılabilir allah aşkına biri bana söyleyebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bir gazeteci, konuyla ilgili olarak Burhan Bey'den çok Murat Bey'le röportaj yapmalı. Ona bu tabloyu aldıran güdüleri sormalı. Bir tabloyu bu kadar TL ettiren sanatsal duruşunu sormalı. Sormalı da sormalı yani... Bakın "Bu tabloya şu kadar TL neden verdiniz?" sorusu yanlıştır; Çünkü adam da size "Sana ne kardeşim istersem 5 milyon TL de veririm" diyebilir. Adam belli çok sevmiş tabloyu, çok ciddi bir gönül bağı kurmuş o kesin. Ama bunun arkasında yatan sanatsal bakış muhakkak sorulmalıdır. Buradan duyurulur. Ha ayrıca, Murat Bey'in bu miktarı ödemesinin ardından, Türk resiminin kurtarıcısı olarak lanse edilmesi de bence ayrı bir felakettir, o da duyurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi Senfoni bir tarafta dursun, sergide hakikaten çok güzel eserler vardı. Şimdi size onlardan bir derleme sunacağım. Modern sanat severler sergiyi gezmiş kadar olurlar umarım. İyi eğlenceler....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248019450445218" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-4ZKBuPaI/AAAAAAAAAyk/-rkqkLQ-BA4/s320/DSC02515.JPG" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Devrim Erbil'siz bir modern sanat sergisi herhalde düşünülemez!&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248023993936834" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-4Za8-a8I/AAAAAAAAAys/Gh6JGIlnn6U/s320/DSC02510.JPG" /&gt; Bedri Baykam'dan her zamanki ilginçlikte bir eser!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248013932970514" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-4Y1eQQhI/AAAAAAAAAyc/AnKcn7UsS1Q/s320/DSC02509.JPG" /&gt;Domuz gribi ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi. Dolce &amp;amp; Gabanna maskesine dikkat!&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248693292638338" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-5AYSOIII/AAAAAAAAAy0/OdzaMt86juw/s320/DSC02519.JPG" /&gt;Öpüşmek her iki cinste farklı sonuçlar doğurur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248007221421298" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-4YceGJPI/AAAAAAAAAyU/57uhYi35KP4/s320/DSC02506.JPG" /&gt;İpin ucundaki çaresiz erkekler... (En azından bende uyandırdığı etki bu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248704392597698" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-5BBoqEMI/AAAAAAAAAzM/Lt4MZp-sOWY/s320/DSC02508.JPG" /&gt;Mısır patlağıyla kaplanmış hırçın kedicik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248701987784018" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-5A4rThVI/AAAAAAAAAzE/etsqXpMHlDk/s320/DSC02521.JPG" /&gt;Songül, ormanda gerçek bir çıplaklık tablosunu incelerken!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413248694040388850" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-5AbEf5PI/AAAAAAAAAy8/yO9s-FdMhjQ/s320/DSC02520.JPG" /&gt;Yorumsuz&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2438871704063776274?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2438871704063776274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/mavi-senfonideki-nota-eksikligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2438871704063776274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2438871704063776274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/mavi-senfonideki-nota-eksikligi.html' title='Mavi Senfoni&apos;deki nota eksikliği'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx-1yGUx-dI/AAAAAAAAAyM/-wwxG3WOXz8/s72-c/1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-570589828868864960</id><published>2009-12-04T16:03:00.012+02:00</published><updated>2009-12-10T02:02:40.644+02:00</updated><title type='text'>İstanbul'da krallar gibi karşılandım. Bir daha beklerim ona göre ha!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx6wIkcMZRI/AAAAAAAAAyE/nalIDQ4gR_I/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412957463413286162" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx6wIkcMZRI/AAAAAAAAAyE/nalIDQ4gR_I/s320/1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div style="TEXT-ALIGN: left"&gt;Ben geldim ya bu şehre, şehir sanki açıldı saçıldı... Her semtinde farklı bir hareketle, heyecanla karşılaştım. Bu İstanbul'un bana yaptığı bir tür karşılama seremonisi gibi bir şeydi. Belki de her gün birileri bu karşılamayı üzerine alınıyordu ama, bu sefer benim içindi eminim. Bugün beni güneşli bir İstanbul karşıladı. Her yer cıvıl cıvıldı. İstanbullular bu yazdan kalma havanın tadını çıkarıyorlardı. Ben de kendimi İstiklal caddesine attım. Bakalım bu şeytani çekicilikteki cadde beni nerelere götürecekti. İlk durak: Tünel!&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tünel'de o açık hava cafelerinden birine attım kendimi ve hemen kahvemi söyledim. Kafamın üzerinde yılbaşı süsleri pırıl pırıl parlıyordu. Bir sarmal kedicik geldi hemen yanıma oturdu. Bana eşlik etmek istedi. Buyur ettim ben de onu... Kahve keyfinden sonra Tünel'in ve Galatakulesi'nin arka sokaklarına attım kendimi... O karmakarışıklık heybetli bir şekilde beni içine çekti. Türlü türlü insan, o üzerinize yıkılacakmış gibi duran sağlı sollu sokaklara taşmış eski binaların arasında yavan yavan dolanıyordu. Biraz gitarlara, biraz davullara bakındım. Her dükkandan öyle tatlı müzik sesleri geliyordu ki, utanmasak topluca bir dans gösterisi sergileyecektik ama neyse ki kendimi tuttum. Tünel'in sonunda Tophane'ye geldim. Tophane'nin o yoksul ama yine de umut dolu sokaklarında uzun uzun yürüdüm. Kasap önünde bekleşen köpecikler, bayat et kokusuna nasıl tahammül ediyordu, bir türlü anlamadım. &lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oradan ver elini Çukurcuma. Çukurcuma'da Orhan Pamuk bana eşlik etti. Kemal'in Füsun'a ulaşmak için teptiği sokaklarda uzun uzun yürüdüm. Masumiyet Müzesi'ni aradım. Aklımda o an Pamuk'un kitabındaki şu sözleri vardı: "Aşk, Füsun'un karayolları, kaldırımlar, evler, bahçeler ve odalarda gezinirken ve çay bahçelerinde, lokantalarda ve akşam yemeği sofrasına otururken, ona bakan Kemal'in duyduğu bağımlılık duygusuna verilen addır. Kemal, Füsun'u görmediği zamanlarda ne oluyordu peki? O zaman aşk, fena bir takıntı, bir hastalık oluyordu." Müzeyi buldum sandım bir yokuşun yanında; Tadilat olan bir ev. "Burası orası mı?" diye soracaktım, soracak adam bulamadım. O yüzden burayı Masumiyet Müzesi ilan ettim kafamda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412953938150950754" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx6s7X0KB2I/AAAAAAAAAxs/qgZGAY9Dle0/s320/sevgen_Firuzaga-Mosque.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oradan ayrıldım ve kendimi Firuzağa kahvesinde buldum. Oturdum ve bir ıhlamur söyledim kendime. Cihangir'in o büyülü ortamında, kalabalıkların seslerinin bir koro halinde aktığı sokaklarda, İstanbul'u ve yaşadığım macerayı düşündüm. Kendime güldüm. Biri duysa dalga geçer diye düşündüm. Sanki kendimi jungle'da ya da ıssız bir çölde bulmuşum da, yaşadığıma macera yakıştırması yapmaya hak vermişim gibi geldi. Ama öyleydi... :-)&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu güzel günü nasıl mı noktaladım? Tabii ki, eski evimin bulunduğu Nişantaşı sokaklarında. Canım arkadaşım Songül ile Sofa'da yediğim yemeğin tadı hala damağımda. Songül'cüğümü çok özlemişim. Onunla konuşmayı, gözlerimizle anlaşmayı, Nişantaşı sokaklarında sallana sallana gezinmeyi... Nişantaşı'ndaki eski evime gidip ile gitmemek arasında da çok tereddüt ettim. Sonuç: Gitmedim, daha doğrusu gidemedim. Kendimi çok kötü hissedeceğimi, gidersem bir daha dönemeyeceğimi hissettim. Bu düşüncelerle Songül ile Lütfü Kırdar'a vurduk kendimizi. Neden mi? Çok güzel bir müzik şölenine tanık olmak için.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Müzisyen olmak isteyenlerin hayallerini süsleyen dünyaca ünlü müzik okulu Berklee College of Music'in dahi mi dahi Türk öğrencileri İstanbul'da İstanbul Senfoni Orkestrası'yla bir araya gelerek müthiş bir konsere imza attılar. Biz de elbette bunu kaçırmadık. Benim için Arif Mardin ve Ahmet Ertegün'le özdeşleşen bu okulun benim gelişimi onurlandırması hakikaten büyük zevkti. :-) Ama konserin asıl süprizi Berklee'ye destek için sahne alan Burak Kut ve Sezen Aksu' idi. Biz de Songül'le bu kadar İstanbul sosyetesinin bir konser salonunda ne işi var diye düşünüyorduk sinsi sinsi, meğer nedeni buymuş. Konser tek kelimeyle harikaydı. Merak edenler için konserden bir bölümü de buraya koyarak, blogger'lığımın geldiği boyutlara dikkatinizi çekmek istiyorum :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-a2151bd1da6a11c3" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v21.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da2151bd1da6a11c3%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330255222%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D19903E91F372882DDCD30390C0C0997EF522DD1E.6E6EA89797709EB570FFE31DE8517DDD64AB8331%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da2151bd1da6a11c3%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DoD5KpRr_oFFhTpCex3a-pEs24u0&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v21.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da2151bd1da6a11c3%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330255222%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D19903E91F372882DDCD30390C0C0997EF522DD1E.6E6EA89797709EB570FFE31DE8517DDD64AB8331%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da2151bd1da6a11c3%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DoD5KpRr_oFFhTpCex3a-pEs24u0&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul'da bir güne daha noktayı koyacaktım ki, gece biraz daha uzadı, ben de anlatmadan geçemeyeceğim. İsim vermeyeceğim, çünkü kendisi mağlubiyetleri pek sevmiyor. Ama yaşadığı mağlubiyetten sonraki mutluluğumu da burada kimselerden saklayacak değilim. O kendini biliyor... Çok sevdiğim bir "ortağımla" Ortaköy'de yaptığımız tavla maçı sonucunda benim onu 5-3'lük bir skorla ezip geçmem, Fenerbahçe'nin Galatasarayı yenmesi gibi bir ambiyans oluşturdu. Kendisine tekrar geçmiş olsun diyorum ve o tavlayı artık kolunun altında gezdirmemesini diliyorum. Her ne kadar zar tutsa da, sonu hep mağlubiyet olacak. Ehehehe!!!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 228px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412956978938315938" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx6vsXoXBKI/AAAAAAAAAx8/wlngnRtj7mc/s320/3.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-570589828868864960?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=a2151bd1da6a11c3&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/570589828868864960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/istanbulda-krallar-gibi-karslandm-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/570589828868864960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/570589828868864960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/istanbulda-krallar-gibi-karslandm-bir.html' title='İstanbul&apos;da krallar gibi karşılandım. Bir daha beklerim ona göre ha!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sx6wIkcMZRI/AAAAAAAAAyE/nalIDQ4gR_I/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-3079230133321301542</id><published>2009-12-03T14:04:00.010+02:00</published><updated>2009-12-05T16:02:30.469+02:00</updated><title type='text'>Hoşgeldim İstanbul!!!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sxpnz5jsmPI/AAAAAAAAAxk/dhyvEjnGLLw/s1600-h/DSC02486.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sxpnz5jsmPI/AAAAAAAAAxk/dhyvEjnGLLw/s320/DSC02486.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411752043560605938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"2 yıl sonra yeniden buradayım, hissettiğim şey sıcacık bir mutluluk ve kalbimi delicesine arttıran bir heyecan." İşte otobüsten inip Ok Meydanı'na ayak bastığımda kafamdan ilk olarak bu cümleler geçti. Sonra tuhaf bir nostaljik ruh haline büründüm, bu aralar Orhan Pamuk sağ olsun zaten fazlasıyla duygusalım, neredeyse gözlerim doluyordu. Neyse ki imdadıma şöförün "Beşiktaş-Taksim yolcusu kalmasın" nidaları yükseldi. Minibüste Beşiktaş'a giderken bundan 5 yıl önce yaşadıklarım gözümün önünden bir anda film şeridi gibi geçiverdi. Aslında sokaklara, trafiğe, insanların koşuşturmasına gözlerim takılmıştı ama zihnim inat etmiş, "Nostalji yapacağız" diyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul beni karamsar bir havayla karşılamıştı. Kapalı, bulutlu, rüzgarlı... İstanbul'da hava böyle kasvetli olunca hep "Böylesi daha seksi" yakıştırması yapardım bu şehirde yaşarken eskiden.  Hala da öyle buluyorum ne yalan söyleyeyim. Neyse Ankara Siyasal'da üniversite öğrencisiyken bu şehrin benim için anlamı öyle büyüktü ki, o zamandan aklıma koymuştum bu şehirde yaşamayı. İstanbul için Paris'i bile geri çevirmiştim. Tamam Sorbonne'dan kabul almak çok büyük bir şey ifade ediyordu, hem de nasıl, ama Galatasaray Üniversitesi'nden yüksek lisans için kabul aldığımı öğrenince hissettiklerimi şu an bile hatırlayınca yerimde duramıyorum. Beş yıl geçti üzerinden, bu şehirde yaşayalı, çok güzel anılar, çok ciddi bir hayat tecrübesiyle döndüm bu şehirden Ankara'ya. İşte şimdi tekrar ayak basmak bu şehire, hem de kısa bir tatil için beni bir tuhaf etti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk olarak neler mi gözüme çarptı iki yıl aradan sonra? İnsan yaşadığı sokaklar, caddeler, gittiği kafeler, yaptığı şeylerle hatırlarmış ya şehri, işte benim anlatacaklarım da öyle olacak, tabii minibüsten gördüğüm kadarıyla şimdilik, yarın bu sokakları santim santim yeniden gezeceğim. O zaman daha neler neler okuyacaksınız. İlk olarak Talimhane'den başlayayım. Oradaki otoparkı bitirmişler, civardaki yıkık dökük evler restore edilmiş, adama benzemiş! Taksim meydanını temiz ve daha düzenli gördüm. Tophane'deki kasaplardaki et kokusu hala çok fena. Beşiktaş'ta kaldırımları ve yolları yenilemişler, meydana "Beşiktaş meydanı" yazan kırmızı bir tabela konulmuş. Beşiktaş iskelesindeki şirin çaycı hala yerinde duruyor, tek bir farkla tabureler yenilenmiş. Hava kötü diye martılar çok ortalarda yoktu, simit atamadım!!! Elimizi kolumuzu sallayarak girdiğimiz Galatasaray Üniversitesi'nin girişine güvenlik bariyeri koymuşlar. FourSeasons Oteli açılmış, Boğaz'a karşı pek bir güzel arz-ı endam ediyordu. Ortaköy çarşısı "annene selam söyle" diyordu. Ben de bu selamı Türk kahvesi eşliğinde anneme ulaştırdım. Kıskanma sakın anneciğim...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aklımda şu an ne "ABD Türkiye'den muharip güç istiyor" haberleri ne İsviçre'de minare yasağı kararından sonra AB'li diplomatların Türkiye'ye yaranma çabaları ne de eski paşaların ne ifade vereceğiyle ilgili Türkiye gündemini bombalayan şeyler yer alıyor. Onları birkaç günlüğüne geride bıraktım. İstanbul'dayım, tuhaf bir şekilde sürekli Oasis ve Blur dinliyorum boğaza karşı. Sanırım böylesi çook peaceful. Dalga sesleriyle başlayan şarkıda da aynen şöyle diyor: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"W&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;ake up the dawn and ask her why &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;A dreamer dreams she never dies&lt;br /&gt;Wipe that tear away now from your eye&lt;br /&gt;Slowly walking down the hall&lt;br /&gt;Faster than a cannonball&lt;br /&gt;Where were you while we were getting high?&lt;br /&gt;Some day you will find me&lt;br /&gt;Caught beneath the landslide&lt;br /&gt;In a champagne supernova in the sky..."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-3079230133321301542?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/3079230133321301542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/hosgeldim-istanbul.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3079230133321301542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3079230133321301542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/12/hosgeldim-istanbul.html' title='Hoşgeldim İstanbul!!!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sxpnz5jsmPI/AAAAAAAAAxk/dhyvEjnGLLw/s72-c/DSC02486.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2639467843064910044</id><published>2009-11-23T12:39:00.006+02:00</published><updated>2009-11-23T13:06:56.354+02:00</updated><title type='text'>Bağış'ın pin kodu kaç?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SwpsRrKMKZI/AAAAAAAAAxM/r6nDnJ1FnF0/s1600/2.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407253353510742418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SwpsRrKMKZI/AAAAAAAAAxM/r6nDnJ1FnF0/s320/2.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Başmüzakerecimiz Egemen Bağış, bu sıralar dünyada çok konuşulan bir kitabı okuyor. Okuduğu kitabı kime sorsam, "Ay ben de o kitabı okudum, hesap kitap yaptım. Benim pin kodumla ilgili yazılanlar tıpatıp bana uyuyor. Süper kitap" yorumunda bulunuyor. Valli ben kitabı okumadım ama Egemen Bey, birlikte gittiğimiz Van gezisi dönüşü uçakta uzun uzun bu kitabı anlattı bize. Merak etmedim de değil hani, neymiş bu pin kodu meselesi diye... Egemen Bey'in Özel Kalemi sevgili İbrahim'e doğum günü tarihimi verdim, o da sağolsun küçük bir ücret karşılığı hesapladı :))). Benim pin kodum üçmüş. Okudum karakteristik özelliklerimi, aralarında en güldüğüm şey şu oldu: Öyle eller havaya, hoppalla durumlardan hiç hoşlanmazmışım. (Fazla söze ne denir!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SwpsePGz6aI/AAAAAAAAAxU/u5BJYsVQm_M/s1600/1.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407253569318676898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 224px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SwpsePGz6aI/AAAAAAAAAxU/u5BJYsVQm_M/s320/1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Ya o kadar kitaptan bahsettin, kitabın adı ne?" diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Uff siz de ne sabırsızsınız yahu. Güney Afrikalı bir fizikçi olan Douglas Forbes tarafından kaleme alınan kitabın adı "İnsanın Pin Kodu: Doğum Gününüzün Kutsal Matematiği". Forbes, doğum tarihiyle insan yapısı ve davranışlarını matematiksel olarak ortaya çıkardığını iddia ediyor. 22 yıl boyunca 30 binin üzerinde insanla çeşitli deneyler yaparak onların doğum tarihilerindeki enerjiyi hesap etmeye çalışmış. Yaptığı deneyler sonrası ortaya çıkan sonuçları "pin kodu" olarak adlandırarak bunu matematiksel bir formüle sokmuş. Test yapılan insanların arasında dünyanın her kıtasından insan bulunuyormuş. Forbes, kitabında bulduğu matematiksel denklemle ilgili olarak, "Eğer verdiğiniz doğum tarihi için çıkardığım karakter envanteri yanlış ise, mutlaka doğum tarihi yanlıştır, hatta nüfus cüzdanına bile yanlış geçirilmiştir" iddiasında bulunuyor. Vay vay vay, bu ne iddia yahu!!! Kitap maşallah öyle bir satılmış ki, şu an dokuz baskısı bulunuyor. Forbes'in, İnsanın Pin Kodu'nun haricinde, İlişkilerin Pin Kodu ve Kaderin Pin Kodu adlı kitapları da bulunuyor. (Bana bu kadar çok pin koduyla uğraşmak biraz komik geldi ama, okuyan ve sevenlere de saygımız var, o da ayrı!) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki bu kitap Egemen Bey'in eline nasıl geçmiş? İşte asıl hikaye burada yatıyor. Bu kitabı, Bağış'a Yılmaz Erdoğan hararetle tavsiye etmiş. Meğersem, Yılmaz Erdoğan'ın bu tür sayısal hesaplamalarla yapılan karakter analizlerine büyük ilgisi varmış. Erdoğan, Bağış'a, "Bu kitap şu ana kadar gördüğüm en iyi tespitleri yapıyor" yorumunda bulunmuş. Egemen Bey de &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kitaptaki formüle uygun bir şekilde 23 Nisan 1970 olan doğum tarihiyle kendi pin kodunu hesaplayarak, kendi karater analizini okumuş ve "Amanın aynı benim" değerlendirmesinde bulunmuş. Valli ne diyeyim, kitabın tirajı bu aralar bir daha artacak gibi gözüküyor!!!!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye bir insan olsa, doğum günü 29 Ekim 1923 olurdu değil mi? Üşenmedim, hesapladım. Bakın Türkiye'nin pin kodu şöyle: Besleyici, özenli, sessiz, gözlemci, utangaç, kararlı, evcimen. Yorum yapmayacağım, Forbes Türkiye'de yaşasaydı kesin şöyle derdi: "Doğum tarihin yanlış senin Türkiye!!! &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2639467843064910044?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2639467843064910044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/11/bagsn-pin-kodu-kac.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2639467843064910044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2639467843064910044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/11/bagsn-pin-kodu-kac.html' title='Bağış&apos;ın pin kodu kaç?'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SwpsRrKMKZI/AAAAAAAAAxM/r6nDnJ1FnF0/s72-c/2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-3932243805570058361</id><published>2009-11-14T11:58:00.002+02:00</published><updated>2009-11-21T18:39:11.228+02:00</updated><title type='text'>Kurşun döktürdüm. Göz yokmuş bende ama, çok elektrik yüklüymüşüm!</title><content type='html'>&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403576454570121394" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJ_NRGLI/AAAAAAAAAw0/AMjQu5fxYgQ/s320/DSC02407.JPG" /&gt;Bu aralar öyle bir koşturma-ca var ki Ankara'da, ya koşa koşa evime sığınıyorum ya da kaçacak bir yerler arıyorum. Geçen Pazar günü hava öyle güzel ve güneşliydi ki, adeta yazdan kalma bir gündü. Biz de bunu ailecek değerlendirelim dedik ve bastık Beypazarı'na gittik. Malum Ankara'dan sıkılan Ankaralıların kaçamak yerlerinden biridir Beypazarı. Neyse, görmeyeli uzun zaman olmuştu, iyi ki gitmişiz. Her yer cıvıl, cıvıl... Kaldırımlara taşan dükkan sahipleri el emeği hazırladıkları ürünleri ya da yeni pişen sıcacık yemekleri, bizlere tattırmak için adeta yarış içine girmişlerdi. Hem de ne yarış... Pazar alanına gidene kadar zaten zeytinyağlı dolmaları, 89 kat ev yapımı baklavaları tadarak doymuştuk bile. Taş sokaklara sağlı sollu kurulu dükkanlarda geleneksel el işi örtü ve şallar, kuruyemişçiler, Beypazarı kurusu'cuları, tarhanacılar, havuç suyu satanlar, güveççiler.... Midesel bir şenlik diye buna derim ben :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403576445252830818" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJcf2hmI/AAAAAAAAAwk/uSHiJmMRQhM/s320/DSC02468.JPG" /&gt;Neyse, bir çok yeri gezdik, yürüyerek, mis gibi havayı içimize çektik. Ama asıl dikkatinizi çekmek istediğim yer: Yaşayan Müze. Nasıl mı? Hani klasik bir müzeye gittiğinizde objeler koruma altındadır ve dokunmanız yasaktır. Orada adeta gözlemcisinizdir ya. Yaşayan müzede ise herşey farklı. Birincisi herşeye dokunabiliyorsunuz, ikincisi siz de müzenin bir parçası oluyorsunuz. Uzun lafın kısası, bir çok eski geleneksel faaliyetle, eskilerde yaşadığınız hissi veriyorlar size, birileri de sizi izleyerek eğleniyor... Bu da böyle güzel bir pazar gününde size ilaç gibi geliyor :) (Bilmek isteyenlere not: Mansur Yavaş'ın fikriymiş bu müzeyi kurmak)&lt;br /&gt;Müze diyoruz ama aslında burası 150 yıllık bir ev. Evin sahipleri çok zenginmiş. Evin babası tüccar, annesi ise öğretmenmiş. Beypazarındaki fakirlere yardımseverlikleriyle tanınıyorlarmış. Nasıl mı? Onu bizi müzenin girişinde geleneksel kıyafetleriyle karşılayan tatlı mı tatlı, dilli mi dilli Zeynep anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJjpIviI/AAAAAAAAAws/OGq-UBh8x_0/s1600-h/DSC02466.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403576447170821666" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJjpIviI/AAAAAAAAAws/OGq-UBh8x_0/s320/DSC02466.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;"Avluya girişte bir dolap var. Evin sahipleri tarafından yaptırılan bu dolap sayesinde, fakirlere aş sunuluyor. Gelen kişi dolabın kapağına vuruyor ve elindeki tabağı ya da tencereyi bu dolabın içine koyuyor. Ve döndürüyor. Bu dolap evin mutfağına bağlı olduğu için hemen bir tabak ya da tencere dolusu sıcak aş karşınızda bitiyor. Kimse birbirinin yüzünü görmüyor. Dolayısıyla da kimse rencide olmuyor. Yemeği evin genç kızı bu dolaba yerleştiriyor. Hani 'Ne dolaplar çeviriyorsun?' derler ya. O deyiş, buradan çıkmış. Bir gün bir genç adam, bu evde yemek dağıtan genç kızı sokakta görmüş ve aşık olmuş. Fakir olmamasına rağmen gitmiş dolabın kapısını vurmuş, tabağını bırakmış ama tabağın altına da bir mektup yerleştirmiş aşkını ilan eden. Neyse gel zaman git zaman, ateş bacayı sarmış, kız da cevap vermeye başlamış genç adama. Dolap sayesinde aşklarını yaşar olmuşlar. Fakat evin kadınları durumu fark etmişler. Ve kıza şöyle demişler: Biz senin ne dolaplar çevirdiğini biliyoruz! Sakın daha fazla ileri gitme!" Sonuç: Bir dolapla neler yapılabiliyormuş :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJGgmsLI/AAAAAAAAAwc/pS6hmJ_2tdg/s1600-h/DSC02446.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403576439350407346" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJGgmsLI/AAAAAAAAAwc/pS6hmJ_2tdg/s320/DSC02446.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Bu güzel girişin ardından, Yaşayan Müze'de neler yapılabileceğinizi size söyleyeyeyim. Ebru yapabiliyorsunuz, Karagöz-Hacivat oynatabiliyorsunuz, Sevimli bir nineden Türk masalları dinliyorsunuz, kendi pidenizi pişirebiliyorsunuz... Ya da benim gibi kurşun döktürebiliyorsunuz!!! Şimdi "Senin gibi fal bile baktırmayan biri, nasıl kurşun döktürür" dediğinizi duyar gibi oluyorum!!! Haklısınız ama çok ısrar ettiler. O yüzden deneyimimi hemen paylaşıyorum: Bir kere o tencerinin altındaki şahsiyet benim. Sakın gülmeyin. Merak da etmiyor değilim hani, nazar mı var yoksa başka bir şey mi? Neyse, kurşun döküldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJNNQblI/AAAAAAAAAwU/8ITvfIMOD08/s1600-h/DSC02451.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403576441148304978" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJNNQblI/AAAAAAAAAwU/8ITvfIMOD08/s320/DSC02451.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Kadının döktüğü kurşunu görünce önce bir heyecan bastı beni. Kurşundan ateş parçaları çıkıyor gibi bir şekil oluştu. Tabii ben de sordum "Ne oldu? Ölecek miyim diye?". Kadın, "Bunca zamandır yapıyorum bu işi, üzerinde senin kadar elektirik olan bir kişiyi görmedim. Sen hemen git toprakta bir yuvarlan, uzun uzun yat. Yoksa bu elektirikle çok fena çarparsın sen etrafındakileri" dedi. Aman aman, üzerimde kem göz, nazar yok ya, çarparım insanları daha iyi, ehehehe :) Bu arada teyze, döktürdüğünüz kurşunun bir parçasını yanınızda taşımanızı da salık verdi. Valli ben de öyle yapıyorum.&lt;br /&gt;Bu hikayeden çıkarılacak sonuç: Üzerimdeki elektiriği atmam gerekiyor. Acilen doğaya çıkıp toprakla, çayır çimenle temas etmeliyim. Mekan önerileriniz şiddetle beklenir!!! (Uf bu soğukta toprakla haşır neşir nasıl olunacak, o da ayrı bir konu :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-3932243805570058361?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/3932243805570058361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/11/kursun-dokturdum-goz-yokmus-ama-cok.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3932243805570058361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3932243805570058361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/11/kursun-dokturdum-goz-yokmus-ama-cok.html' title='Kurşun döktürdüm. Göz yokmuş bende ama, çok elektrik yüklüymüşüm!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1cJ_NRGLI/AAAAAAAAAw0/AMjQu5fxYgQ/s72-c/DSC02407.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2686547997749074584</id><published>2009-11-13T14:32:00.006+02:00</published><updated>2009-11-13T15:01:20.241+02:00</updated><title type='text'>Yaratıcılık böyle birşey! Biz sadece içeduralım, millet neler yapıyor :)</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1T8mD-nxI/AAAAAAAAAwM/MhYJ3XTkwFY/s1600-h/11.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403567428388953874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 194px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1T8mD-nxI/AAAAAAAAAwM/MhYJ3XTkwFY/s320/11.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Burası Sidney, Avustralya. Yerde duran meşhur Mona Lisa'nın tablosunun dev bir reprodüksiyonu olarak gözüküyor. Tüm dünyada çok iyi tanınan bu tablo sizce neden bu kadar çok insanın ilgisini çekmiş olabilir ki? Yerde durduğu için mi? Hmm olabilir ama yeterince değil. Gelin ikinci fotoğrafa bakalım.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;                                                                      &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1T8JjTavI/AAAAAAAAAv8/ULzSjhAznV0/s1600-h/13.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403567420735711986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 219px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1T8JjTavI/AAAAAAAAAv8/ULzSjhAznV0/s320/13.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kızlar kızlar, evet kağıda bakıyorsunuz, doğru mu yapmışız diye. Ama bence hiç canınızı sıkmayın, Mona Lisa'nın tıpkısı, aynısı olmuş. Ama bir sorun var gibi gözüküyor. Bu bir tablo değil, renkli borular gibi duruyor ilk bakışta, ama değil. Peki ne olabilir?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1Ssm62UVI/AAAAAAAAAvc/P_dlCLcGTZw/s1600-h/14.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403566054229561682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 212px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1Ssm62UVI/AAAAAAAAAvc/P_dlCLcGTZw/s320/14.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte ben yaratıcılık diye buna diyorum. Ayakta alkışlıyorum. Karton bardaklarda kahve ve süt karışımından yapılan bir Mona Lisa bu.  Kaç bardak mı var? Saydım, tam tamına 3604! Bunu yapan arkadaş Avusturyalı bir sanatçı. Kahveye ne kadar aşık olduğunu sanırım söylememe gerek yok. Sanatçı şöyle diyor: "Beni en çok yoran, her bardak için süt ve kahveyi ne kadar karıştırmam gerektiğini hesaplamak oldu. Çok umutsuzlandığım ve yorulduğum anlarda hazırladığım ama eser için uygun olmayan kahve karışımlarını kafama diktim. Böyle kendime geldim" diyor. Umarım midesi delinmemiştir sanatçının! :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte çoğu insan yaratıcı olmak için kafasını göklere kaldırır, soyut çağrışımlar arar. Bazıları ise içtiği kahveye bakar; bu nefis, mis kokulu, günde bir bardak içilmezse olmaz bir içeceğin başka neye yarayacağını sorar. Çağrışımı orada arar ve bulursa eğer, şahane birşey çıkarmış olur. Bu da öyle bir durum. Bence kafanızı ve düşüncelerinizi çok fazla göklere çıkarmayın, elinizdekilerle yetinin. Bakın bakalım o zaman neler değişecek hayatınızda!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2686547997749074584?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2686547997749074584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/11/yaratclk-boyle-birsey-biz-sadece.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2686547997749074584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2686547997749074584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/11/yaratclk-boyle-birsey-biz-sadece.html' title='Yaratıcılık böyle birşey! Biz sadece içeduralım, millet neler yapıyor :)'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sv1T8mD-nxI/AAAAAAAAAwM/MhYJ3XTkwFY/s72-c/11.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6704179410523599742</id><published>2009-10-26T12:27:00.009+02:00</published><updated>2009-10-26T12:49:20.726+02:00</updated><title type='text'>Tüm Cimbomlulara atfen Kenan Doğulu'dan geliyor: Herkes haddini bilecek!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuV-jbeCetI/AAAAAAAAAvU/irx6H0XJhmE/s1600-h/00.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396858875607677650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuV-jbeCetI/AAAAAAAAAvU/irx6H0XJhmE/s320/00.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuV8etmNWUI/AAAAAAAAAvE/wnENjmR3bDw/s1600-h/2.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396856595551181122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuV8etmNWUI/AAAAAAAAAvE/wnENjmR3bDw/s320/2.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fenerbahçe yine tarih yazdı... Yine Galatasaray'ı golleriyle mezara soktu. Tüm statta adeta bir bayram havası yaşandı. Benim gibi maçı evinde izleyenler de, evin camlarından kafaları çıkarıp "Bir masum mor menekşe ağlıyor mu ne?" şarkılarını çığırdı. Maçtan önce bir garip havalara giren Galatasaraylı arkadaşlara tekrar tekrar geçmiş olsun diyorum, artık kaç ayda toparlanırlar, bilemiyorum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Fenerli olarak göğsüm ne kadar kabardı, takımımla ne kadar gururlandım bilemezsin sevgili günlük. Bu maç için girdiğim tüm iddiaları kazanmanın verdiği keyifte bir başka tabii... Ama ne yapalım: "İşte böyle, her sene böyle, Cimbom'a böyle" demiş atalarımız :P&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada, statta açılan pankartlar, karikatürler ne kadar süperdi. Gül gül öldüm resmen. Fenerlilerin üst düzey espiri anlayışını ne kadar güzel yansıtıyordu. Ama bir tanesi vardı ki, beni benden aldı. Kenan Doğulu'yu hiç sevmem ama "Bu alemde kendini bilicen, herkes haddini bilecek" şarkısı, anlı şanlı Fenerliler için ne kadar da güzel oldu. Eee, bir de bunu Cimbomlular'a söyleyince değmeğin keyfimize. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her neyse, çok güzel bir maç oldu, çok güzel yendik, takımımı ve tüm FB'lileri canı gönülden kutluyorum. Tabii ki, skorun 3-1 olması da manidar, o da ayrı :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396856596633072002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuV8exoJsYI/AAAAAAAAAvM/BtuD9mIe2vs/s320/5.bmp" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6704179410523599742?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6704179410523599742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/tum-cimbomlulara-atfen-kenan-doguludan.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6704179410523599742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6704179410523599742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/tum-cimbomlulara-atfen-kenan-doguludan.html' title='Tüm Cimbomlulara atfen Kenan Doğulu&apos;dan geliyor: Herkes haddini bilecek!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuV-jbeCetI/AAAAAAAAAvU/irx6H0XJhmE/s72-c/00.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-4343360144437912266</id><published>2009-10-23T11:02:00.015+03:00</published><updated>2009-10-23T13:05:23.621+03:00</updated><title type='text'>Sümela'da Abdullah Gül'ü gördüm, kendisi bir azizdi!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuFw6muDorI/AAAAAAAAAuc/GNVSxomxLXA/s1600-h/DSC03617.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395717980695012018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuFw6muDorI/AAAAAAAAAuc/GNVSxomxLXA/s320/DSC03617.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Allahım bir ay içerisinde iki kere Trabzon'da bakan ve büyükelçi izliyorum. İkisinde de kutsal bir mekan olan büyüleyici Sümela Manastırı'na çıkıyorum. Bu sefer yapacağını yaptın, aklımı aldın yarabbi. Bundan eminim. Manastırın kilise bölümündeki duvarın tavanında yer alan Meryem Ana ve azizler fresklerinden birini görünce şoka girdim resmen. Neden mi? Çünkü o Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'dü. Kırmızı kanatlarıyla gözlerini Meryem Ana'ya dikmiş, sevimli sevimli bakıyordu... Tövbe, tövbe... Neler diyorum ben? Birazdan Cumhurbaşkanlığı muhafızları beni gelip götürecekler, haberim yok!&lt;br /&gt;Ama şu "İki fotoğraf arasındaki 100 benzeriliği bulun" bulmacalarına benzemiyor mu yahu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuF-TkQj5xI/AAAAAAAAAus/MlrmLFlGnK4/s1600-h/adsÄ±z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395732703182317330" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 232px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuF-TkQj5xI/AAAAAAAAAus/MlrmLFlGnK4/s320/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Önceki gün Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Marc Pierini ve 14 AB Büyükelçisisi'yle manastıra bir çıkarma yaptık. Büyükelçiler manastırın ve doğanın güzelliğiyle büyülendiler. Onca yolu manastırı görmek için koşarak çıktılar adeta. Rehberin anlattıklarını büyük bir ciddiyetle izlediler. Herşey olması gerektiği gibiydi anlayacağınız. Taaki, o kilisenin içindeki duvardaki freski görene kadar. Hayır biz gördük, şoka girdik. Ama iş büyükelçilerin de "Gülfreskini" görüp kahkahaya boğulmasıyla iş başka bir boyuta çıktı. Durum, hem haber değeri taşıyan bir olaya dönüştü hem de akıllara "Ya bu freskle restorasyon sırasında biri oynamış olabilir mi acaba?" sorusunu getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durumu haber müdürümüz Serpil hanım'la paylaştım. O da gözlerine inanamadı. "Kızım, gülmekten öldük. Bu ne? Şaka mı bu? Bunun orjinal olması mümkün değil? Git bir sor soruştur bakayım" dedi. Araştırdım, soruşturdum. Orjinalmiş. (Hala inanmakta zorluk çekiyorum!) Tamam insan insana benzer ama saçın taranış biçimi, kulakların hafif kepçeliği, gözler bire bir aynı yahu. Bir burun sorun yaratıyor, o kadar. Sanki birileri onu Gül'ün 20 yıl önceki vesikalık fotoğrafından bire bir kopya etmiş gibi. Sonuç olarak geziye "Gül aslında bir azizmiş!" espirileri damgasını vurdu. Ne diyeyim, Allah bize günah yazmasın... Bu hafta yolda yürürken dikkat edeceğim. Ne olur ne olmaz. Sesim kesilirse bir süre, anlayın ki saklanıyorum ya da tutuklandım! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bir uzman lütfen bu konuyla ilgili olarak bizi aydınlatsın. Gül'e benzeyen bu aziz aslında kim? Freskte oynama yapılmış mı yapılmamış mı? Haydi bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Konuyla ilgili haber için: &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;KategoriID=24&amp;amp;ArticleID=1153605&amp;amp;Date=23.10.2009&amp;amp;b=Buyukelcileri%20gulduren%20fresk"&gt;http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;KategoriID=24&amp;amp;ArticleID=1153605&amp;amp;Date=23.10.2009&amp;amp;b=Buyukelcileri%20gulduren%20fresk&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-4343360144437912266?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/4343360144437912266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/sumelada-abdullah-gulu-gordum-kendisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4343360144437912266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4343360144437912266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/sumelada-abdullah-gulu-gordum-kendisi.html' title='Sümela&apos;da Abdullah Gül&apos;ü gördüm, kendisi bir azizdi!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuFw6muDorI/AAAAAAAAAuc/GNVSxomxLXA/s72-c/DSC03617.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2909812753795303684</id><published>2009-10-17T16:58:00.021+03:00</published><updated>2009-10-23T11:55:52.678+03:00</updated><title type='text'>Lüksembourg... İçim burugggg...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;Lüksembourg... Gitmeyi hiç mi hiç düşünmediğim bir yerdi. Küçüktü, az insan yaşıyordu, sanatsal açıdan da ilgimi çekmemişti. Taa ki, G-9 platformu ve Avrupa gazeteciler Platformu tarafından düzenlenen AB kurumlarının tanıtılmasıyla ilgili seminere katılmaya hak kazanana dek. 6 günlük bir geziydi. AB kurumlarıyla neredeyse akraba oluyorduk, bu kadar bilinçlenme ve öğrenme süreci bize biraz ağır geldi diyebilirim. :) Neler mi yaptık? Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa Yatırım Fonu ile ilgili üst düzey yöneticilerden çok kritik bilgiler aldık. İki dev altın renkli AB Adalet Divanı'nın şahane gölgesi altında divanda bir duruşmaya katıldık; hakim ve savcılarla konuşma imkanı bulduk. AB'nin istatistik kurumu Eurostat’ta AB'nin üye ve aday ülkeler üzerinde ne tür derinlemesine istatiki analizlar yaptığını kendi gözlerimizle gördük. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onun haricinde çok güzel güneşli bir günde Schengen kasabasına gittik. Schengen, Lüksembourg'un Fransa-Almanya-Belçika sınırında yer alması açısından çok sembolik bir yer. Vizesiz dolaşım anlaşması buradaki nehrin üstünde imzalanmış. Biz de Türkler olarak, o nehire bakarak sigaraları tellendirmek düştü. Neden mi? Eee neden olacak, bir gün belki biz de bu vizesiz dolaşımdan yararlanırız diye... Lüksembourg'a gidip AB fikrinin kurucusu Robert Schuman Avrupa Araştırmaları Merkezi'ni gezmeden olmazdı. Eksik kalırdı. Bu merkez aynı zamanda Schuman'ın eviymiş. Nostalji yaptık, ne diyeyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Aman Lüksembourg'dasın, kurum kurum gezmişsin. İyi olmuş da. Onun dışında neler yaptınız, hayat nasıl akıyor oralarda? Gençler nasıl?" diye soran arkadaşlar oldu. İşte size bir blogger ve gezgin gözünden Lüksembourg'da hayat!!!! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnSwzSTBOI/AAAAAAAAAtk/mSaDYKbuh5g/s1600-h/DSC02295.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393573764595385570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnSwzSTBOI/AAAAAAAAAtk/mSaDYKbuh5g/s320/DSC02295.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; * Burası Lüksembourg'daki Eski Şehir. 1994'ten beri UNESCO'nun koruması altında. Eski Şehir'e tepeden bakarken hakikaten insan ürperiyor. Başka bir çağda yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Önünüzde şahane bir maket varmış gibi. Eski Şehir'i karış karış gezdik diyebilirim Anadolu Ajans'tan arkadaşım Zeynep'le. Gençler için bir çok eğlence mekanı var. Ciddiyet isterseniz o da var. Schuman'ın evi de burada. Eski Şehir'e, Lüksembourg şehir merkezinden tuhaf bir asansörle iniyorsunuz. Sanki başka bir yaşam modülüne girmiş gibi oluyorsunuz. Zeynepciğimle gecenin bir kör vakti, açık ve insan dolu bir bar ararken yaşadıklarımızı unutmayacağım! (Sen anladın onu kuzum!) Mutlaka gidilmesi gereken bir yer! (Bir kenara yazın)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnQLbMKpFI/AAAAAAAAAtU/i8AYNvKJmHI/s1600-h/DSC02188.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393570923448804434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnQLbMKpFI/AAAAAAAAAtU/i8AYNvKJmHI/s320/DSC02188.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Lüksembourg'daki ilk gecemizde, birşeyler yemek için deli gibi restoran aradık. Birçok yer kapalıydı, bir çok yerde de insan yoktu. Allahım insansız bir şehir hakikaten felaket birşeymiş. Ya da biz alışmışız kalabalığa ne diyeyim. Neyse, şehir meydanında küçük sevimli bir kafeye oturduk grubumuzla. Kafenin camında "Les moulles sont arrivees!" yazıyordu. İlk bakışta güldüm "Midyeler geldi de ne demek" diye. Sonra bir midyeli makarna yemişim ki, uffff tadı hala damağımda. O gece yaşadığım mide şölenini kelimelere sığmaz, yaşanır. Keşke olsa da bir daha yesem. Artık fotoğrafıyla idare edeceğim, kahpe kader!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnR089JOFI/AAAAAAAAAtc/KQUYX_8Tplo/s1600-h/DSC02280.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393572736398866514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnR089JOFI/AAAAAAAAAtc/KQUYX_8Tplo/s320/DSC02280.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Tamam şehir küçük, birgünde altını üstüne getirebiliyorsunuz. Yemyeşil, mis gibi bir havası. Her yer devasa parklarla çevrili, kendinizi cennette hissediyorsunuz. Sabahın 7'sinde uyuyan kuğuların arasında kitap okuduğum anı sanırım kolay kolay unutamam. Herşey düzenli ve temiz tabii ki. Ama bu şehrin tek eksiği insan yahu! Şehir pahalı olduğu için herkes civar şehirlerden geliyormuş buraya çalışmak için. Pazartesi gelip cuma vınnn dönüyorlarmış. Sokakta hafta içi ya da sonu insan görünce uzaylı bulmuş gibi tepki verdiğimizi unutamam! Neredeyse öpecektik o denli yani!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O kadar monoton bir şehirde, insan nüfusunun yok denecek kadar az olduğu bir yerde öyle kitch bir mağazayla karşılaştım ki... Lüksembourg'un süprizlerle oldu! Marilyn Monroe'lu koltuğa bayıldım, mağazanın içindeki o süper objelere hayran kaldım. Tasarım ürünleri açısından çok da zengin olmayan bir memleket için bu mağaza bana biraz fazla geldi. Böyle ürünleri alacak ve Lüksembourg'da yaşayan insanların adresini öğrenmek istiyorum. Çabukkkk! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnW4ikQOmI/AAAAAAAAAts/WI-s7lN_Z-U/s1600-h/DSC02323.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393578295592761954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnW4ikQOmI/AAAAAAAAAts/WI-s7lN_Z-U/s320/DSC02323.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Tamam tamam, insan yok! Gece hayalet şehire dönüyor Lüksembourg. Ama biz de genciz canım. Kanımız kaynıyor. Her gece sessiz barlara ses getiren bir grup olarak kendimizden gurur duyduk. Bizi gülüp eğlenirken bulan Lüksembourg'luların bize nasıl dahil olduğun görmenizi isterdim! Sağolsun grup liderlerimiz Yves ve Dominique'e yeptıkları espirilerden ve anlayışlarından dolayı teşekkürü bir borç biliriz!Bu arada bu memlekette eğlence ve club gününün yaptığımız araştırmalar sonucunda çarşamba günü olduğunu keşfettik. Gezimizin son günü insanların barlardan taşarcasına eğlendikleri, barda ilerlemek için uzun süre çaba harcadığı, müzik sesinin son raddede olduğu bu "holly" günü unutmak mümkün değil. Zeynep'le yorumumuz şu oldu: Lüksembourg güle güle hediyesini verdi bize! Ehh biz de keyfimize baktık. Yaşasın votka!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/St2AF54CMMI/AAAAAAAAAt8/CyEBb_Onk_I/s1600-h/DSC02339.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394608767583269058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/St2AF54CMMI/AAAAAAAAAt8/CyEBb_Onk_I/s320/DSC02339.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; * Burası Fransa, burası Metz! Ya daha biraz önce Lüksembourg'daydın diyeceksiniz. Cevabım: Hızlı tren olacak. Bir gün program bitişinde atladık trene ve Fransa'ya geçtik. Lüksembourg'la karşılaştıramıyorum bile, çok canlı cıvıl cıvıl bir yer. Şehrin altını üstüne getirdik, alışveriş yaptık (15 euro'ya aldığım bordo topuklu ayakkabılarım çok güzel!) Meydanda (yan tarafta görüyorsunuz) çok güzel bir yemek yedik. Zeynep'le derin mevzulara girdik.... Metz'de bir duvarda hayata dair gördüğüm en anlamlı sözlerden birini gördüm. Blog yazımı bunla sonlandırmak istiyorum. İşte olay budur:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395715319826211394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SuFufuNf4kI/AAAAAAAAAuU/PWfGCZeOsyE/s320/DSC02338.JPG" border="0" /&gt;                                              "Yolcu, zamanı ele geçir, o seni ele geçirmeden!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2909812753795303684?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2909812753795303684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/luksembourg-icim-burugggg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2909812753795303684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2909812753795303684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/luksembourg-icim-burugggg.html' title='Lüksembourg... İçim burugggg...'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnSwzSTBOI/AAAAAAAAAtk/mSaDYKbuh5g/s72-c/DSC02295.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7574680707692004237</id><published>2009-10-17T15:40:00.015+03:00</published><updated>2009-10-17T16:57:48.094+03:00</updated><title type='text'>Bu iki hatuna dikkat!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnDf9AzCcI/AAAAAAAAAtE/0itdcdFyhaA/s1600-h/beth+ditto.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393556982474148290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 244px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnDf9AzCcI/AAAAAAAAAtE/0itdcdFyhaA/s320/beth+ditto.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;Bu bayanlar ortalığı dağıtıyor, tabuları yıkıyor ve kesinlikle dünyayı sarsıyorlar! O yüzden kesinlikle onlara dikkat etmek gerekiyor! Yaşları küçük, yani bana göre :) Ama yazdıklarıyla, söyledikleriyle, duruşlarıyla bence 2010'lu yıllarda müzik dünyasında ciddi birer fenomene dönüşecekler. Müzikal açıdan çok düzgün bir tarzları var. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnDfhxEWlI/AAAAAAAAAs8/LxUWnbb1OPE/s1600-h/7.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393556975160416850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 222px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnDfhxEWlI/AAAAAAAAAs8/LxUWnbb1OPE/s320/7.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazdıkları şarkı sözleri çok doğal ve komik. Neden mi? Kendileriyle dalga geçiyorlar, erkek (Lily) ya da kız arkadaşlarının (Beth) cinsel hayatlarını eleştiriyorlar... Her şey çok doğal onların notalarında, o yüzden de çok güzel dinleniyorlar. Uzun zamandır popüler dünyada bu kadar "seviyeli" bir duruş ben şahsen görememiştim. Müzikten çok popo, meme, bacak gördüğümüz müzik videolarından kurtulduk sonunda! Madonna'nın tahtı çatırdıyor mu ne? Peki kim bu hatunlar? &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnEQ6RcuDI/AAAAAAAAAtM/jn2wtwfA0w0/s1600-h/8.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393557823552272434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 194px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnEQ6RcuDI/AAAAAAAAAtM/jn2wtwfA0w0/s320/8.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Ve karşınızda Lily Allen... 1985 Londra doğumlu. Tam bir British! Babası Kieth Allen, hani şu ünlü besteci ve müzisyen. 3 yaşında UB40'ın klibinde oynamış! Küçükken bile terbiyeli bir kız sayılmazmış, hep özel bakıma ihtiyaç duyarmış! Hayatında 13 okul değiştirmiş. Ne kadar arıza siz anlayın!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir sürü şarkısında çok eğleniyorum ya. Kadın komik ya bir o kadar da sevimli. Hayatı dilediği gibi yaşıyor, kimseyi takmıyor, isterse kedi isterse kaplan misali takılıyor!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazen şunu geçiriyorum aklımdan, Lily acaba yetişkinler için çocuk şarkıları mı yapıyor? Sanırım öyle... Şarkıların müzikleri çocuğa, sözleri yetişkinlere göre...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir insan "F**k you, f**ck you very very much" diye şarkıyı çığıra çığıra söylerken yani küfür ederken bu kadar keyif alabilir mi? Evet kesinlikle, artık thank you very much'ın yerine geçti benim için :) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnDfdnvc6I/AAAAAAAAAs0/QgyOrmIX4LI/s1600-h/1.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393556974047556514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 239px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnDfdnvc6I/AAAAAAAAAs0/QgyOrmIX4LI/s320/1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Ve karşınızda Beth Ditto. İndie rock grubu The Gossip'in solisti. 1981 Arkansas doğumlu. Şişman ama kendiyle öyle bir barışık ki, sürekli çıplak pozlar veriyor. Konserlerinde onu zıpır zıpır sahnede zıplarken görünce gözlerinize inanamıyorsunuz. Kadın kilolarıyla güzelleşiyor adeta. Sıfır bedenlerle ve zayıflık abideleriyle dalga geçiyor ve piyasaya duruşuyla "Bu da var, alın gözünüze sokuyorum" diyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tuhaf bir sesi var, o cüsseden ben farklı bir ton beklerdim ama yaptıkları müzikle güzel bir armoni oluşturuyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendisi lezbiyen ve feminist! Deodorant kullanmıyor ve ağda yaptırmıyor!&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu aralar ortalığı kasıp kavuran ve şahane bir videoya sahip Heavy Cross adlı şarkılarında şöyle diyor 100 kiloluk kapak kızı Beth:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;"It's a cruel cruel world to face on your own. A heavy cross to carry alone... I trust you, if it's already been done, undo it. It takes two, it's up to me and you, to prove it..."&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7574680707692004237?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7574680707692004237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/bu-iki-hatuna-dikkat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7574680707692004237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7574680707692004237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/10/bu-iki-hatuna-dikkat.html' title='Bu iki hatuna dikkat!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/StnDf9AzCcI/AAAAAAAAAtE/0itdcdFyhaA/s72-c/beth+ditto.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5553710262564229095</id><published>2009-09-25T16:55:00.010+03:00</published><updated>2009-11-16T22:37:38.020+02:00</updated><title type='text'>Obama Twitter'ı, Ankara'lı büyükelçilikler Facebook'u kullanıyor</title><content type='html'>&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Son dakika, son dakika... Ankara'da sanal diplomasi yürütülüyor! Sosyalleşelim diye, internetin nimetlerinden faydalanalım diye hayatımız Facebook ile Twitter arasında sıkışıp kaldı yahu. Artık başkalarının hayatını gözlemlemekten zevk alır hala geldik: Şu an X napıyor, nereye gitmiş, kimlerle takılıyor, kiminle arkadaş olmuş... Ya da tam tersi kendi hayatımızı başkalarına kanıtlamaya çalışıyoruz. Ne yazık ki internetteki biri bizi gözetliyor fenomenini sevmeye başladık. Sadece biz mi, elbette hayır! Bakın Ankara'da neler oluyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385405822595571746" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzOEAMhICI/AAAAAAAAAr8/fI8-RGX983U/s320/2.jpg" /&gt; &lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap;font-family:georgia;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bürokrasinin başkenti Ankara'da kapalı kapılar ardında ciddi siyasi temaslar sürdüren Ankara'daki büyükelçilikler, 50 milyon üyesiyle internetteki en büyük sosyal paylaşım sitesine üye olarak hem "sosyalleşiyor" hem de sanal ortamda diplomasi yürütüyor. İnternet ve teknolojiyi iyi kullanmasıyla tanınan ve seçimlerde bu şekilde ABD'li gençlerden büyük oy alan ABD Başkanı Barack Obama'nın yolundan giden ABD ve Almanya büyükelçilikleri, Facebook aracılığıyla, Türk insanıyla daha yakın bağ kurmak, onların beklentilerini karşılamak ve onları kendi kültürlerine daha da yakınlaştırmak için birçok etkinlik düzenliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap;font-family:georgia;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Üyeleri hakkında her gün 300 milyon bilgi notu güncelleyerek "dünyanın en büyük haber sitesi" olarak nitelendirilen sosyal paylaşım sitesi Facebook, Ankara'daki büyükelçiliklerin de hayatına girdi. Facebook'u yeni iletişim stratejilerinin bir parçası olarak gören Ankara'daki büyükelçilikler, Facebook'ta yer alan sayfalarında büyükelçiliğin renkli etkinliklerine, büyükelçilerin özel mesajlarına yer vererek, özellikle Türk gençleriyle iletişime geçmek istiyorlar. Bu çerçevede Almanya'nın Ankara büyükelçiliği tarafından Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen bu uygulama özellikle Türk ve Almanya'da bulunan Türk gençlerinden büyük ilgi gördü. Yaklaşık iki ay önce açılmasına rağmen, 900 üyesi bulunan büyükelçiliğin sayfasında, Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz'un Türkiye'de yapmış olduğu geziler, konuşmalar fotoğraflarıyla yer alıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap;font-family:georgia;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Seçim partisi üyelere açık &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap;font-family:georgia;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bunun haricinde, Alman büyükelçiliği özel davetlerini ve etkinliklerini de üyeleriyle paylaşıyor. Örneğin, büyükelçilik, facebook sayfasına üye olanları, Alman parlamento seçimleri vesilesiyle 27 Eylül'de Büyükelçi Cuntz'un konutunda vereceği seçim partisine davet ediyor. Ayrıca, üyeler 8-10 Ekim arasında büyükelçilikte düzenlenecek Octoberfest'e (Ekim şenliği) de davetli. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 238px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385405833157690242" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzOEniuQ4I/AAAAAAAAAsE/JrNRglMQngE/s320/4.jpg" /&gt; &lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap;font-family:georgia;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;6 günde 300 üye &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap;font-family:georgia;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;14 Eylül'de Facebook'ta sayfa açmasına &lt;span style="WHITE-SPACE: normal;font-family:Georgia, serif;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;rağmen şimdiden 300 üyeye ulaşan ABD'nin Ankara Büyükelçiliği de, sayfasının açılışı nedeniyle Facebook “tutkunlarını,” “En İyi Amerikan Anları” fotoğraf yarışmasına katılmaya çağırdı. Bu yarışma çerçevesinde, büyükelçilik son beş yıl içinde ABD ile Türkiye arasında bir eğitim değişim programına katılmış ya da eğitim almış olan öğrenciler 31 Ekim'e kadar seçecekleri bir fotoğrafı Facebook'ta paylaşmaya davet ediyor. Büyükelçiliğin sayfasında, kültürel, eğitsel ve medya ile ilgili etkinlikler de yer alıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="WHITE-SPACE: pre-wrap" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5553710262564229095?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5553710262564229095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/obama-twitter-ankarl-buyukelcilikler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5553710262564229095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5553710262564229095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/obama-twitter-ankarl-buyukelcilikler.html' title='Obama Twitter&apos;ı, Ankara&apos;lı büyükelçilikler Facebook&apos;u kullanıyor'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzOEAMhICI/AAAAAAAAAr8/fI8-RGX983U/s72-c/2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5797881240596211247</id><published>2009-09-25T16:54:00.010+03:00</published><updated>2009-09-25T18:18:02.320+03:00</updated><title type='text'>Çin'i fethim/3. Bölüm: Çin Seddi'ne tırmandım, artık adam oldum!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzV2er0ekI/AAAAAAAAAss/iFcwyohOyY4/s1600-h/BUR_8756.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzV2er0ekI/AAAAAAAAAss/iFcwyohOyY4/s320/BUR_8756.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385414386354780738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hep Çin'i anlatıyorum biliyorum ancak açıkça söylemem gerekir ki, Pekin'e hayran kalmamak mümkün değil. Hele 2007'de dünyanın yeni 7 harikası içinde yer alan Çin Seddi'nin en güzel bölümleri burada yer alıyorsa, hayranlık mertebesinden yavaş yavaş Fena fillah mertebesine doğru kayıyorsunuz. "Aman bu hangi mertebeymiş, ne oluyor bünyede Çin Seddi'ni görünce?" diye soranlara Çin Seddi, adamı ölmeden önce öldüren cinste bir büyüleyiciliğe sahip. Bir kere uçsuz bucaksız bir setten bahsediyoruz, 7 bin kilometreden daha uzun. Bir başka şey, dünyanın en uzun geçmişe sahip ve en büyük çaplı askeri savunma stratejisiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. (Her türlü strateji ve stratejisti derslerde gördük. Yok Sun Tzu, yok Clausewitz... Neden Çin Seddi'nden bahsedilmedi, anlamıyorum!) Ayrıca Çin Seddi, bir insan topluluğunun başta Türkler olmak üzere etnik azınlıklardan ne kadar tırstığının bir simgesidir. Onun dışında, o yokluktai o olanaksızlıkta, o teknolojisizlikte azmin zaferidir!  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzV1vJ88mI/AAAAAAAAAsc/BkP3DrHjynY/s320/BUR_8790.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385414373596263010" /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İşte Çağlayan'ın temas trafiğinden arda kalan bir sürede, biz de grupça bu şahane eseri görmeye gidelim dedik. Şehir merkezinden yaklaşık 2,5 saat süren bir yolculuğun sonunda Badaling Geçidi'ne geldik. Yabancı ülke liderleri ya da hükümet başkanları Çin Seddi'ni görmek istediklerinde Badaling geçidini kullanıyorlarmış, biz de elbet bu geçidi kullandık. Burası, nasıl desem "diplomatik" bir geçit gibi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Her neyse, burada "Haydi bakalım, tırmanalım şu sedde" diye birşey yok. Dağın tepesine çıkmak için teleferiğe biniyorsunuz. Teleferik tabii ki Çin işi, iniş ve çıkışlarda ruhunuzu teslim ediyor sanıyorsunuz. Teleferikten indikten sonra haydi bakalım seddi keşfe! Tırmanıştan önce mihmandarımız bize bir uyarı yapıyor: "Buranın ucu bucağı yok. Bir tepeyi tırmanın, sonra geri dönün, yoksa çok yorulursunuz. Zaten her tepe de aynı. Görülecek farklı bir şey yok."  (Hıh, halt etmiş!) Bakın Çin Seddi ile ilk karşılaşmanızda neler hissediyorsunuz:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"Puslu bir hava, hafif bir rüzgar teninizi okşuyor. Etraf insan kaynıyor ama tuhaf bir sessizlik de var. Neden mi? Konuşmaya hakikaten gerek yok çünkü, gördüğünüz şey nefesinizi kesmeye ve sizi uzun süre sessiz ve soluksuz bırakmaya yetiyor. Ayağınızı bastığınız o kocaman taşlar ileriye doğra baktığınızda ufuk çizgisinde kaybolacak nitelikte. Sanki yürüyüp gittiğinizde sonsuzluğa erişecekmiş gibi hissediyorsunuz. Dalgalanan dağların sırtları boyunca bir ip gibi uzanan Çin Seddi, siz yürüdükçe bambaşka görüntü şölenlerine de sahne oluyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzV14Ii1UI/AAAAAAAAAsk/9eat79ZMzmk/s320/BUR_8865.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385414376006276418" /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Dimdik merdivenleri, yokuşları ve orantısız basamaklarıyla... Her basamakta farklı bir yanını tanıyorsunuz seddin. Kalabalığı hiç umursamıyorsunuz inanın, sonsuzlukta bir tek siz varsınız gibi hissediyorsunuz. Aklınızdaki tek soru şu: Kuş bakışıyla sanki ejderhaya benzeyen bu yapı ne zaman konuşacak benle?" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Çin'de şöyle bir söz varmış: "Çin Seddi'ne çıkmayanlar, gerçek adam sayılmaz". İşte ben de Çin Seddi'ne tırmandım, artık adam oldum. Kendimle gurur duydum. Bu söz o kadar gerçek ki, seddi gezerken turisten ziyade Çinlilerle karşılaşıyorsunuz. Sorduğunuzda "Pekinli misiniz?" diye çoğu Çin'in farklı yerlerinden geldiğini öğreniyorsunuz. Sonuç olarak biz o gün binlerce insan topluca adam olduk!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Üzgünüm, Çin Seddi uzaydan gözükmüyormuş!  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzV1CfGv8I/AAAAAAAAAsU/prz-LaNMgcI/s320/BUR_8755.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385414361605390274" /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Çin Seddi'nin duvarlarının yüksekliği 10 metre, genişliği 4-5 metre. Dört atın yan yana yürüyebildiği bu genişlik, askerlerin hareketlerine, tahıl ve silahların nakliyesi içinmiş.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Çin Seddi'nde belli aralıklarla kuleler bulunuyor. Askerler, bu kulelerde dinlenir, silahlar ve tahıl da bu kulelerde korunurmuş. Düşmanlar gelince, kulelerde yakılan ateşten çıkan dumanlarla savaş işareti verilirmiş.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Kalın duvarlar boyunca siperlik ve okçu delikleri gördük. 200 metrede bir ise gözetleme kulesi veya kale ve 9 kilometrede bir fener kulesi bulunuyormuş.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Çin Seddi'nin tamamı taş değil, semenden ya da kuvvetsiz maddelerden yapılmış bölümleri de var.  Bunun amacı saldırganları yavaşlatmakmış.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Çin Seddi, uzaydan görülebilinen tek yapıt olduğu söylenirdi. Efsaneymiş, palavraymış! Şencou-6 adlı uzay gemisiyle Çin'in ikinci insanlı uzay yolculuğunu gerçekleştiren astronotlardan Fey Cunlong, uzaydan Çin Seddi'ni göremediklerini, set ile çevresi arasında yükseklik açısından çok az fark olduğunu söylemiş. Dünya yörüngesine oturtulan bir başka mekiğin astronotu Jay Apt, 180 mil yükseklikte iken Kennedy Uzay İstasyonu'na aynen şöyle demiş: "Çin Seddi'ni arıyoruz. Küçük havalimanlarını dahi görmemize rağmen, duvar gözükmüyor. Rengi araziye çok benzediği için sanırım. Bu şeyin aydan gözüktüğüne dair hikayeler duymuştum, oysa sadece 180 mil yükseklikteyiz ve neredeyse görünmez."  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* M.Ö. 221'de, Qin hanedanının imparatoru Yinzhen, Çin'i birleştirdikten sonra, kuzeyde göçebe yaşam sürdüren ve hayvancılıkla geçinen atlı askerlerin saldırılarını önlemek için, daha önce kralların inşa ettirdikleri setleri birbirine bağlamış. Şimdi görülen Çin Seddi ise, Ming hanedanı döneminde (1368-1644) inşa edilmiş.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Çin hükümeti, insanlar Çin Seddi'ni gezip görebilsin diye seddin bazı bölümlerini yıkmış, bazı yerlere de yol yapmış.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  white-space: pre-wrap; font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Çin Seddi'nin yapımında ölenler şehit olarak kabul edilmiş. İnşaat sırasında ölümlerin çoğu taş veya kaya düşmesinden değil, soğuktan gerçekleşirmiş.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* O kadar merdiven çıkıyorsunuz, yoruluyorsunuz, terliyorsunuz. Ne getireceksiniz yanınıza almanız gerekiyor. Çin Seddi'nde büfe yok. (Türkiye'de olsa her köşe başında su satan çocuklar görürdünüz.) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Şu manzaraya karşı sigara tellendiriyim demeyin sakın. Sigara içmek de yasak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Tahoma, 'Sans Serif', Arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;* Son not: Sakın topuklu, platform, sandalet ya da parmak arası terlik giymeyin. Çok kötü kayıyor. Spor ayakkabı neyinize yetmiyor canım!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5797881240596211247?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5797881240596211247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/cini-fethim3-bolum-cin-seddine-trmandm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5797881240596211247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5797881240596211247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/cini-fethim3-bolum-cin-seddine-trmandm.html' title='Çin&apos;i fethim/3. Bölüm: Çin Seddi&apos;ne tırmandım, artık adam oldum!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrzV2er0ekI/AAAAAAAAAss/iFcwyohOyY4/s72-c/BUR_8756.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-4017211114487063338</id><published>2009-09-20T22:18:00.006+03:00</published><updated>2009-09-20T22:24:47.901+03:00</updated><title type='text'>Daha nice güzel bayramlara...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SraBA7D0OhI/AAAAAAAAAr0/2axRtyTaP84/s1600-h/seker%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 312px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SraBA7D0OhI/AAAAAAAAAr0/2axRtyTaP84/s320/seker%5B1%5D.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383632257421687314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SraBAjZUsaI/AAAAAAAAArs/HB7RkiOOar0/s1600-h/585312boxassortlgar9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SraBAjZUsaI/AAAAAAAAArs/HB7RkiOOar0/s320/585312boxassortlgar9.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383632251069444514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SraATd2B3YI/AAAAAAAAArk/EtEQ05V6_1I/s1600-h/43134.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SraATd2B3YI/AAAAAAAAArk/EtEQ05V6_1I/s320/43134.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383631476485119362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En kötü günümüz böyle olsun... Herkesin Şeker Bayramı'nı kutluyorum. Daha nice bayramlara, sağlık, mutluluk, başarı ve huzurla... Ha bir de şekersiz ve çikolatasız kalmamanız dileğiyle :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-4017211114487063338?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/4017211114487063338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/daha-nice-guzel-bayramlara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4017211114487063338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4017211114487063338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/daha-nice-guzel-bayramlara.html' title='Daha nice güzel bayramlara...'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SraBA7D0OhI/AAAAAAAAAr0/2axRtyTaP84/s72-c/seker%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5707994645262212782</id><published>2009-09-20T21:35:00.007+03:00</published><updated>2009-09-20T22:17:00.907+03:00</updated><title type='text'>Çin'i fethim/Bölüm 2: Last price, only for you!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ-Y6euaUI/AAAAAAAAArc/d4tlChnGKTA/s1600-h/BUR_9207.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ-Y6euaUI/AAAAAAAAArc/d4tlChnGKTA/s320/BUR_9207.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383629371048094018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:Tahoma;font-size:small;"&gt;&lt;p&gt;Çin, çin, çin, çin... (Tutti Frutti acaba program jeneriğini yaparken Çin'den etkilenmiş olabilir mi? :P) Her neyse, O kocaman kıtasal ülke hakkında öyle çok şey okumuştum ki üniversitede, 5 günlük Pekin seyahatimde sanki bütün ülkeyi avcumun içi gibi bilecağimi sanmıştım. Maalesef öyle olmadı. İnanılmaz farklı hayal etmiştim Pekin'i, oysa karşımda bambaşka bir şehir buldum. Nasıl mı sanıyordum? İnsanlar üzerinde ciddi baskıların olduğu, dünyaya yer yer kapalı, şehircilik açısından "bir pazar yeri" görüntüsünde, herkesin 7/24 çalıştığı bir yer... Listeyi daha da uzatmak mümkün. Buna karşın neyle mi karşılaştım? Bir kere fazlasıyla gelişmiş, ekonomik gelişme almış başını gidiyor. İnsanların yüzü gülüyor, kimsenin gözü Türkiye'de olduğu gibi birilerinin üzerinde değil. (Belki de gözleri çok kısık diye farketmemişimdir ama :P) Kimi arabasında, kimi bisikletinde herkes yapacağı işe konsantre olmuş durumda. Gece kulüplerde dans ederken, bira içerken ya da sevgilileriyle el ele gezerken bile "Lay lay lomm" bir havada değiller. Sanki her işi büyük bir ciddiyetle yapıyorlarmış gibi geldi bana. Komünizm fazlasıyla ılımlı, Mao'ya saygıda kusur edilmiyor, kurallara riayet etme konusunda insanlar, eli öpülesi. "Gelecek Çin'de" "Yükselen canavar Çin" yorumları pek de yalan değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin seyahatiyle ilgili olarak yazdığım ilk yazıda Çim mutfağını enine boyuna deşmiştim. Şimdi de Pekin sokaklarında gözlemlediğim Çin kültürünü ana hatlarıyla anlatacağım. Bazı ayrıntılar var ki, hakikaten şaşırıp kalıyorsunuz. Buyrunuz, okuyunuz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çin'de 56 millet bulunuyor. Nüfusun % 90'ı Han ulusu olarak bilinen etnik Çinliler. Hanlar bu durumu 55+1 olarak özetliyor.&lt;/p&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ9S8sNoDI/AAAAAAAAArU/wBZWTExEDL4/s320/BUR_9100.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383628169050693682" /&gt;&lt;p&gt;* Çin'deki bu etnik ve kültürel karmaşık yapı, çoğunluğun azınlığı ezmesinden çok, küçük milletlere ve azınlığa pozitif ayrımcılığı düstur edinmiş. Örneğin, üniversite sınavında, bir Hanlı sınavdan 100 aldı, bir Uygur Türk'ü de 100 aldı. O zaman Uygur Türk'üne öncelik veriliyor. 1,5 milyarlık Çin etnik, dinsel azınlık işlerini halletmiş, biz ise 2009'ların sonunda ancak bir açılım yapmayı umuyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çin toprakları Taocu, Budist ve Çin folklorik dinlerine ait tapınaklarla dolu. Halkın büyük bir çoğunluğu Mahayana Budisti. Bunun dışında, halkın yüzde 30'u Taocu. Azınlık dinleri arasında Hristiyanlık, Müslümanlık, Hinduizm, Dongbaizm var. Halkın yüzde 15'i de kendini dinsiz olarak tanımlıyor.&lt;/p&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ9Su5PlCI/AAAAAAAAArM/GTURH6X_-f4/s320/BUR_9258.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383628165347251234" /&gt;&lt;p&gt;* Dünyadaki her beş kişi Çince konuşuyor. Ne yazık ki ben o "biri" değilim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Biz KKTC ve Kosova'nın tanınması için deliler gibi çalışalım, diplomatik kulis yapalım. Çin'i hala 24 ülke tanımıyor. Ama onlar bu durumu hiç takmıyor!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çin'de yaşayan Türk Grupları Uygurlar, Kansu Uygurları, Salar Türkleri, Kazaklar, Öngüt Türkleri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Bunca insan ölünce nasıl defnediliyor? Düşünsenize herkes gömülse memleketin yarısı mezarlıklarla dolar. Araştırdım ve işte sonuçlar: Hanlar vasiyeti ne olursa olsun yakılıyor. Tibetliler boş bir araziye bırakılıyor ki akbabalar etlerini yesin ve günahlarından arınsın. Müslümanlar elbette gömülüyor. Gençler arasında "son moda" denize atılmak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çin'de çifte vatandaşlık yok. Evlenmekle vatandaşlık değişmiyor. Çocuk doğduğunda, anne ve baba çocuğun hangi vatandaş olacağına karar veriyor. Mesela ya baba gibi ABD'li ya da anne gibi Çin'li oluyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Türkiye'de evli olan bir kişi, Çin de yeniden evlenebiliyor. Çin kişilerin geçmişine bakmıyormuş. Haydi Türk erkekleri, Çin'i bir kez daha fethetmeye! Hurraaaa...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çinliler telefonu "lıy" diye açıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ8WifnPII/AAAAAAAAAq8/IytYLex8da8/s320/BUR_9140.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383627131226373250" /&gt;&lt;p&gt;* Çin'de malum tek çocuk politikası var. Ama köylerde bu politika uygulanamıyor. Peki kılıfına uydurmak için ne yapıyorlar? Bebeklere köyde ölen kişilerin nüfus cüzdanını veriyorlar. Mesela 1 yaşındaki çocuk, nüfus cüzdanın göre, 78 yaşında oluyor. (Doğarken ölmek buna deniyor herhalde!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çin'de özel mülkiyet belli şartlara göre var. Mesela araba satın alabiliyorsun. Bizde en tutulan araba Mercedes'tir ya orada ise Passat. Ev satın almak için devlete 50 yıl kira ödüyorsun. Bu da ne demek oluyor? Aldığın evi çocuklarına bırakıyorsun, sen zaten başka bir dünyaya göçme arifesindesin. Hehehe :)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Çin'de 5 yaşına kadar tuvaletini istediğin yere yapma özgürlüğün var. Nasıl mı? Çocukların kıyafetlerinin popo kısmı yok. Yani popo cıbıl cıbıl ortada. Çocuk, kakası gelince sokağa yapıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Annesi de köpek kakası temizler gibi naylon poşetle kakayı topluyor, çöpe atıyor. Neden bez kullanılmıyor, onu çözemedim :) Sokakta böyle bir sahneyle karşılaşmak tuhaf ediyor insanı.&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ8Vt3I2lI/AAAAAAAAAqs/6d3jQPhVArU/s320/BUR_9154.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383627117097966162" /&gt;&lt;p&gt;* Çin'de yollar neredeyse ara sokaklar dahil her cadde gidiş dönüş toplam 10 ya da 12 şeritli. Yayalar için kaldırım yok. Yayaların yürüyeceği yer, bisikletlilerin gideceği yer şeritlerle ayrılmış. Bir da Pekin hakikaten dümdüz, bir ucundan diğer ucuna bisikletle gidebilirsin rahatça!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Bütün Pekin halkı, akşamları günün stresinden arınmak ve spor yapmak için meydanlarda toplanıp müzik eşliğinde dans ediyorlar. 7'sinden 70'ine rengarenk kıyafetler içinde dans eden Çinlileri görmek çok güzeldi. Biz de aralarına girip dans ettik, çok güzeldi!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* 9 uğurlu rakam. 9, ebediyet, uzun ömür ve ölümsüzlük kelimeleriyle aynı şekilde söylenen "ciu" şeklinde telaffuz ediliyor. Desenize, 9/9/2009'da evlenebilmek için evlendirme dairelerinin önünde ne kuyruklar oluşmuştur Çin sokaklarında.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* 8 de uğurlu rakam. 8, zenginlik, şans ve kısmet kelimeleriyle aynı şekilde söylenen "ba" şeklinde telaffuz ediliyor. Pekin’de düzenlenen 29. Olimpiyat Oyunları'nın 8/8/2008'de yapılması sizce bir tesadüf mü?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* 4 rakamı ise ölümü ifade ettiği için uğursuz. İnsanlar özellikle telefon numaralarını, araç plakalarını ya da adreslerini belirlerken bu sayının olmadığı dizilimleri tercih ediyor. Çin’de uğursuzluk getireceği gerekçesiyle birçok binada 4. kat yok. Binalarda katlar 1-2-3-5 şeklinde devam ediyor. Mesela bizim kaldığımız Westin Hotel'de 4. kat vardı ama ara kat gibiydi, katta hiçbirşey yoktu.&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ8WHr6TpI/AAAAAAAAAq0/II9R-pKqwPM/s320/BUR_9256.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383627124030197394" /&gt;&lt;p&gt;Pekin'de alışveriş: Çin malına nasıl sahip olunur?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya bir tişört, bir kaban, bir saat almak için insan bir tezgah önünde 45 dakika pazarlık yapar mı? Çin'deyse, evet kesinlikle. Tamam ben de Kayseriliyim, pazarlıkta üstüme yoktur ama bu kadar da sürünme durumu olmaz kardeşim ya. Çin malı birşey almak çok matah birşeymiş gibi her yere gittiğimiz gibi Çin pazarına da gittik. Aşırı derecede ucuz herşey, eğer pazarlık yaparsanız. Tezgahtarla 2000 Yuan'lık Georgio Armani süet mont için yaptığım pazarlık sonucunda fiyatı 150 Yuan'a indirmeyi başardım. Tam 40 dakika sürdü o ayrı. (Ne kadar mı? Hmm, 30 YTL) Çünkü Siz tezgahtan uzaklaştıkça, onlar kolunuzdan tutup çekiyor. Tezgahtar, "Tell your best price" diyerek hesap makinası uzatıyor. Siz de aklınızdaki rakamı yazıyorsunuz. Ve aşağı yukarı istediğiniz tutara ne istiyorsanız alıyorsunuz... Alışverişte satıcı size "Last price only for you" diyorsa, daha çok pazarlık edeceksiniz demek :) Allah sabır versin!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin'in incisi meşhur mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün bir seyahat boyunca bir arkadaşın inci almak üzerine attığı nutukları dinledik. Yok tatlı su incisişöyledir, yok okyanus incisi böyledir. Kendisinin "Ben Ankara'da şu kadara aldım, Pekin'den de inci bir gerdanlık istiyorum" nidaları Çin Seddi'nde bile yankılandı yani. Pes yani. Sonuç: İnciden soğudum. Soruyorum size Çin'in herşeyini geçtim incisi mi bu kadar meşhur?&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5707994645262212782?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5707994645262212782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/cin-gezisi-bolum-2-last-price-only-for.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5707994645262212782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5707994645262212782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/cin-gezisi-bolum-2-last-price-only-for.html' title='Çin&apos;i fethim/Bölüm 2: Last price, only for you!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SrZ-Y6euaUI/AAAAAAAAArc/d4tlChnGKTA/s72-c/BUR_9207.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-4689712441087521108</id><published>2009-09-12T20:14:00.014+03:00</published><updated>2009-09-13T19:50:50.299+03:00</updated><title type='text'>Çin'i fethim/Bölüm 1: Çin mutfağı: Bu yazıyı okumak mide ister!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Ekincik tatilinin ardından arkadaşlar “Ooo leyleği havada gördün Bahar. Önce tatil, sonra Bakan Çağlayan'la Çin ve Türkmenistan, ardından da Trabzon. Maaşallah!” diyerek bu durumu ne kadar kıskandıklarını belli ettiler. Hakikaten kıskanılacak bir Çin seyahati yaptım. Hala etkileri sürüyor. Bilgimin ve hayallerimin çok ötesinde bir ülkeyle ve medeniyetle karşılaştım. O yüzden Çin'i fethedişimi bölüm bölüm anlatacağım. İlk bölüm: Çin mutfağı!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqvcrjYYC8I/AAAAAAAAAqc/tS0l49MUyrU/s320/BUR_9224.JPG" style="text-align: left;float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px; " border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380636820614155202" /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Efendim, ilk önce şunu söyleyeyim. Ben gittiğim her ülkede farklı tadları tatmayı düstur edinen bir tipim. Öyle bavulumu Türk işi büsküvi ve krakerlerle doldurduğumu hiç hatırlamıyorum. Çin ve Japon mutfağına ayrıca bir düşkünlüğüm vardır. Ankara'da nerede yeni bir restoran açılır, ben oradayımdır ve yeni birşeyler deniyorumdur. Ama, iş Çin'e gidip Çin mutfağının hiç de benim yediğim gibi olmadığını görünce yaşadığım hayalkırıklığı ve şaşkınlığı sizle paylaşmazsam ayıp olur. Ben Çin'i suşi, deniz böcekleri, noodle, tuhaf otlu çorbalar memleketi olarak hayal etmiştim. Ama hayallerin sınırı yok tabii. Haaa Çin'de hiç aç kalmayan nadir insanlardan biri olarak inanılmaz güzel tatları da tattım. Ona ne şüphe. Ancak, hayatımda görmediğim ve duymadığım şeyleri de tabağımda görünce ayrı bir dumura uğradım! (Tavuk ayağı ve inek kuyruğu ile yüzleşme. Az Sonra!!!)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Çin 1,5 milyarlık bir ülke. Hatta über bir ülke! İnsanların karnını doyurması gerek. Dana, kuzu, koyun öyle çok bulunan hayvanlar değil. O yüzden insanlar aç kalmamak için bizim deyişimizle ne bulursa yiyorlar. 70 milyonluk bir ülke olarak ve midemize düşkün bir toplum olarak Ankara'da martı ve kedi etinden döner yapıldığını ve yendiğini biliyoruz. (Biz bu duruma düştüysek, düşünün onlar ne yapsın!) O yüzden Çinliler'e hiç suç atmayın. Onların kültürlerinde var, en azından bizim gibi insanları dolandırmıyorlar! Öyle karşıma geçip sakın bana "Iyyy, &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;iğrenç" demeyin. Ben saygı gösteriyorum, size de böyle davranmanızı öneririm. Bizim kültürümüzde de yok mu dil yemek, beyin yemek, işkembe çorbasını afiyetle mideye indirmek! Hatırlatırım...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqvbXyxVnSI/AAAAAAAAAp0/LWrqPlZqhqE/s320/BUR_9225.JPG" style="text-align: left;float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px; " border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380635381636373794" /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;"Tamam saygılısın, Çin mutfağına toz &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;kondurmuyorsun Bahar. Ama söyle bakalım sen &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;de yedin mi o böcüklerden?" diye soranlar oldu. Cevap veriyorum: Sınırlarımı zorladım, hiç&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt; yemediğim şeyleri yedim ama böcek, lavra, çekirge vs yemedim. Yiyemem de. Henüz XLarge bir bünyeye sahip değilim. :P O yüzden bundan sonra anlatacaklarım tamamen kişisel deneyim ve gözlemlerime dayanıyor. Hardcore Çin yemek kültürünü sizlere enine boyuna anlatacağım için sabırsızlanıyorum. Midesi "nazik" olanlar, "Ay ben bilmediğim şeyi yemem", "Helal mi kesilmiş bu et?", "Iyyy görüntüsüne bile dayanamam" diyen arkadaşlara söylüyorum: Kaldıramazsınız, okumayı burada kesin ve mutlu huzurlu dünyanıza geri dönün! Uyarmadı  demeyin. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Çin'de sokaklarda kedi, köpek ya da herhangi bir evcil hayvan görmek imkansız. Neden mi? Çin de bir deyiş varmış: Havada uçan, denizde yüzen, karada gezen herşeyi yeriz! Aaaa hiç&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt; şaşırmadım!!!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqvcrGGC_tI/AAAAAAAAAqU/T7p2ObqO7qg/s320/BUR_9237.JPG" style="text-align: left;float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px; " border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380636812752649938" /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Bizde besicilik önemlidir. Çinlilerde de. Tek bir fark onlar köpek besiciliği yapıyor. Özel bir tür de yokmuş bildiğim kadar. Besledikleri köpekleri afiyetle yiyorlar. (P.S. Acaba evde besledikleri köpeklerini de yiyorlar mıdır? Eminim köpekleri yaşlanınca yiyorlardır. Ziyan olmasın diye canım!)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Bir hikaye anlattılar, gerçekse akıllara zarar. Bir Türk büyükelçi, onun eşi ve bürokrat heyet Pekin'de yemeğe gitmişler. Kadının köpeği de yanındaymış. Kadın Çince bilmiyor, garsonlar da İngilizce anlamıyorlar. Kadın garsona köpeğini gösterip "Yemek ver ona" demeye çalışmış. Garson da köpeği kadının elinden almış, yarım saat sonra servis tabağının içinde pişmiş ve meyvelerle süslenmiş köpekle geri dönmüş. Kadının hala psikolojik tedavi gördüğü söyleniyor. (Hayvan hakları savunucuları gün sizin gününüzdür. Haydi Çin'e dadanın biraz da :)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Kedi ve maymun, 1992'ye kadar yenebilen bir "besin maddesiymiş". Ancak SARS krizinden sonra yasaklanmış. Şanslı hayvanlarmış, ne deyim. Maymun yemek için özel restoranlar bile &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;varmış. Neden mi? Bir masa düşünün. Ortası bir maymun kafasının geçeceği büyüklükte delinmiş. Maymun, vücudu o deliğin altında kalacak şekilde masaya bağlanıyor. Aşçı geliyor elinde satırla, maymunun kafatasına vurduğu bir satır darbesiyle, beynini açıyor hayvancağızın. Sonra da siz sticklerinizle taze maymun beynini afiyetle yiyormuşsunuz!! İyi ki yasaklanmış, böyle bir sahneyi görmeye, benim gibi taş kalpli bir insan bile dayanamazdı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqvbYXvgIKI/AAAAAAAAAp8/LVBeK0Axv8E/s320/BUR_9229.JPG" style="text-align: left;float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px; " border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380635391560786082" /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Hamamböceği, lavra, deniz atı, akrep, köpek, tavuk, dana, koyun etini çöp şişlere dizili bir şeklide yiyebileceğiniz fast food'cular Pekin'in arka sokaklarında çok sık karşınıza çıkıyor. Tanesi 5 yuan, YTL karşılığı 1 lira. Ama özellikle de canlı bebek akreplerin çöp şişlerde nasıl can cekiştiğini görünce insanın iştahı kapanıyor, o ayrı. Ha bir de, ben deniz atını çok sevimli bulurum. Nasıl olur da onları şişe dizerler anlamıyorum. Cani Çinliler. :(&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Bir Çinlinin yiyebileceği şeylerin sınırı var mıdır? Hayırrrrr! Yedikleri en akıl almaz şeyleri söylüyorum: İnek kuyruğu, hayvan pipisi :) Amman, o uzuvlara kadar da et yemeğin yahu!!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqveMAEqQVI/AAAAAAAAAqk/m22FdEMlNPU/s320/1.jpg" style="text-align: left;float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 300px; height: 129px; " border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380638477583532370" /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Çinlilerin cips niyetine yedikleri şey: Tavuk ayağı. Türklerin tavukta yemediği tek bölge olan ayak nasıl olur da cips olur demeyin? Ayağın üzerindeki o renkli dokuyu soyuyorlar. Sonra onu özel bir sosta 5-6 ay bekletiyorlar. Ayak sosla birlikte jelimsi bir kıvam alıyor. Onu da kızartarak servis ediyorlar. Öğle yemeğinde bize servis ettiler. Yiyecektim ama ayak bir bütün olarak gelince iştahım kaçtı, ne deyim. Cips denince insanın aklına başka bir form geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Binlerce çayları var. Hangisini içtiysem çok beğendim. Tavsiye ederim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqvcqRXw5pI/AAAAAAAAAqM/cY7f1f3hgEA/s320/DSC02117.JPG" style="text-align: left;float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px; " border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380636798599882386" /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Tatlı yemiyorlar, onun yerine meyve yiyorlar. Meyveleri bizim damak tadımıza uyuyor. Ama kavun benzeri turuncu bir meyveleri var. Yemeyin derim, tadı "anlatılmaz, yaşanır" kıvamında.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Suşileri ve deniz ürünleri gerçekten çok başarılıydı. Yummy!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Ekmek yemiyorlar. Onun yerine ekmeğe göre daha kıtır birşey yiyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Vatan gazetesinden arkadaşım Burak, "Pirinç rakısııııı" diye tutturdu seyahat boyunca. Ama ne yazık ki nasip olmadı kendisine, bir de onun Japon içeceği olduğunu hatırladık. Biz de onun yerine Çin birası içtik: Güzeldi, hafifti. Ha bi de 50 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;yuandı, yani 10 YTL.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;* Suları da "Eh işte" diyebileceğim bir kıvamdaydı. Ha bir de, sular, bizim plastik kolonya şişelerine benzer şişelerde satılıyor. İnsan yadırgıyor tabii.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;P.S. Fotoğraflar için Burak'a canı gönülden teşekkürler :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-4689712441087521108?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/4689712441087521108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/cini-fethimbolum-1-cin-mutfag-bu-yazy.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4689712441087521108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4689712441087521108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/cini-fethimbolum-1-cin-mutfag-bu-yazy.html' title='Çin&apos;i fethim/Bölüm 1: Çin mutfağı: Bu yazıyı okumak mide ister!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqvcrjYYC8I/AAAAAAAAAqc/tS0l49MUyrU/s72-c/BUR_9224.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8108917812986302941</id><published>2009-09-10T16:48:00.013+03:00</published><updated>2009-09-12T15:48:42.956+03:00</updated><title type='text'>Meryem Ana ile Karadağ'da "edebi" bir huzura vardık</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkF2aA3QKI/AAAAAAAAAoU/AGhqASHwjnY/s1600-h/DSC03426.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379837662124785826" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkF2aA3QKI/AAAAAAAAAoU/AGhqASHwjnY/s320/DSC03426.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Malum, Türkiye bir süredir açıla açıla yorgun düştü. Demokratik açılım, Ermenistan ile diplomatik açılım... (AB, bu açılımlardan sonra Türkiye'nin sırtını sıvazladı, "Haydi, iyi gidiyorsun" dedi ya, iş bir nebze daha ciddiye bindi memlekette!) İşte böyle ciddi siyasi hareketliliğin yaşandığı bir dönemde, İçişleri Bakanı Atalay, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Adalet Bakanı Ergin ve Başmüzakereci Bağış hamsi memleketi Trabzon'da Türkiye'nin AB sürecini masaya yatırdılar. 4 bakanı aynı yerde böyle kritik bir süreçte yan yana bulmak bir gazeteci için adeta "cennete" eşdeğerdir. Ama hiçbir bakan konuşmaya yanaşmayınca, gazetecilerle yanyana gelmeye tenezzül etmeyince, bu güzel ortamı sessizlik nidalarıyla şenlendirince, ortaya farklı bir tablo çıktı.&lt;br /&gt;Eee, "Hem çalışırız hem gezeriz" sözlerini düstur edinmiş insanlar olarak biz de, bu durumdan faydalanarak, ha bir de bu kritik toplantı öncesinde moral depolamak için (Emin olun bu yüzden) Sumela Manastırı'na gittik. İyi ki de gitmişiz. Yoksa az kalsın Karadeniz'in güzelliklerinden anlayacağım, dağ yamacına yapılmış, yıkılacak durumda olan ama deniz manzaralı evler olacaktı. (Deniziyle, balığıyla, eğlenceli insanıyla ün yapmış bir şehirde tek bir içkili restoran bulunması gerçeği ve Ramazan ayında rakı içmemizden ötürü restoranın en ucra köşeye itilmemiz dışında yediğim mezgit tavanın tadı hala damağımda. Bunu da belirtmek isterim.)&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqpD5VRe_TI/AAAAAAAAApE/ZMKE6kYdXus/s1600-h/DSC03437.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380187357089561906" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqpD5VRe_TI/AAAAAAAAApE/ZMKE6kYdXus/s320/DSC03437.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sumela Manastırı'nın şehir merkezine yaklaşık 50 dakika olduğunu öğrenince herkesin gözleri ışıldadı. Rahat rahat gidip dönecek kadar vaktimiz olacaktı neyse ki. Küçük bir minübüse doluşan grubumuz, manastıra çıkmak için "S" şeklindeki virajlı yollardan hiç sesini çıkarmadan geçerken herkes doğanın Trabzon insanına ne kadar cömert davrandığını görerek içinden hayıflandı. Nerede Ankara nerede Trabzon... Uçsuz bucaksız ormanların, yol kenarı boyunca akan dere ve şelalalerin, yüzüme çarpan rüzgarın tadını her halde uzun süre unutmayacağım. Manastıra çıkmak için yürüdüğümüz o dar patika yollarını, kendinizi Lords of The Rings filminde Elflerin yaşadığı ormanda gibi hissettirecek ağaçlarını, onlarca dik merdiveni tırmandıktan sonra manastırın dörtte birini bile görmememe rağmen yaşadığım hazzı hakikaten unutmak çok zor. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkMtVC4uZI/AAAAAAAAAo8/Jo_fi8fSRTs/s1600-h/DSC_0084.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379845202753665426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkMtVC4uZI/AAAAAAAAAo8/Jo_fi8fSRTs/s320/DSC_0084.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ciddi bir restonasyondan geçiyor manastır, ne yazık ki geçmeli de. O güzel duvar resimlerinin, ikonaların hepsi vatandaşımız tarafından berbat bir durumda. Duvarlara o güzel gravürler için yaklaştığınızda karşınıza "Madem Türksün, göster ürksün", "Şampiyon Trabzon", "Seni seviyorum X" yazılarını görünce, "Zaten değerbilmemezlik bizim en önemli özelliğimiz" diye aklımdan geçirdim. O gece mavisi kilise duvarlarına yapılan rengarenk duvar resimlerine ben dokunmaya çekindim, ama insanlar nasıl kıymış, hiç anlamadım.&lt;br /&gt;Manastırda gezerken küçük bir odaya girdim, pencerenin önüne oturdum ve uzun süre doğayı seyrettim. Huzur böyle birşeydi. Uçurumun kenarındaydım, taş bir pencerenin önünden uçsuz bucaksız ormanı izliyordum. Ağaçların arasında büyük bir gürültüylü bir dere akıyordu, benim gibi çok coşkuluydu. Tarihin içinde Meryem Ana adına yaptırılan bu manastırda "bireysel arınma" neymiş, onu yaşadım. Büyük keyif! Artık ikinci bir evim diyebileceğim kadar sevdiğim bir manastırım var. Beklerim, duyurulur! &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkF3Hk0UAI/AAAAAAAAAok/TyabsccnVX4/s1600-h/DSC03478.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379837674355183618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkF3Hk0UAI/AAAAAAAAAok/TyabsccnVX4/s320/DSC03478.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Manastırın hikayesi &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;* Trabzon'un Maçka ilçesinde, Karadağ'ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerinde kurulmuş olan manastıra halk arasında “Meryem Ana manastırı” deniyor.&lt;br /&gt;* Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını siyah anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söyleniyor. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar'dan geldiği düşünülüyor. Ama Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengiyle de ilişkilendiriliyor.&lt;br /&gt;* Efsaneye göre, iki Atina'lı rahip rüyalarında Hz. Meryem'i görüyor. Meryem, onlara bir manastır yapmalarını söylüyor. Rahipler, rüyalarında Hz. İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem'in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sumela'nın yerini görüyorlar. St. Luka'nın yaptığı tabloyu da beraberlerinde alarak yola çıkıyorlar ve deniz yoluyla Trabzon'a gelerek, Karadağ'ın sarp yamacında kiliseyi kuruyorlar.&lt;br /&gt;* Manastır, Bizans İmparatoru I. Theodosius zamanında (375-395) kuruluyor. 6. yüzyılda İmparator Justinianus tarafından onarılarak genişletiliyor.&lt;br /&gt;* 1204'te kurulan Trabzon Komnenosları Prensliği'nden III. Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi artıyor ve fermanlarla gelir sağlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkMs9Xy1ZI/AAAAAAAAAo0/Wv7pTnWD1C0/s1600-h/DSC_0132.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379845196398908818" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkMs9Xy1ZI/AAAAAAAAAo0/Wv7pTnWD1C0/s320/DSC_0132.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Doğu Karadeniz kıyılarının Türk egemenliğine girmesini takiben Osmanlı padişahları Sumela'nın haklarını korumuş, manastırın bir çok bölümü yenilenmiş, bazı duvarları fresklerle süslenmiş. 19. yüzyılda da büyük binalar ilave edilmiş.&lt;br /&gt;* Manastırda yer yer sökülerek alınmış ve oldukça harap bir görünüm taşıyan fresklerde işlenen başlıca konular İncil'den alınmış sahneler, Hz. İsa ve Meryem Ana hayatıyla ilgili tasvirlermiş. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8108917812986302941?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8108917812986302941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/meryem-ana-ile-karadagda-edebi-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8108917812986302941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8108917812986302941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/09/meryem-ana-ile-karadagda-edebi-bir.html' title='Meryem Ana ile Karadağ&apos;da &quot;edebi&quot; bir huzura vardık'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SqkF2aA3QKI/AAAAAAAAAoU/AGhqASHwjnY/s72-c/DSC03426.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5370615645080095824</id><published>2009-08-28T09:35:00.013+03:00</published><updated>2009-08-28T10:55:14.311+03:00</updated><title type='text'>Ekincik &amp; Datça tatilimiz... Çok güzeldi çok!</title><content type='html'>&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SpeLdwHSx6I/AAAAAAAAAn8/WSm42-bXjQk/s320/DSC01950.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374918023537936290" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bir tatil yazısı nasıl yazılır biliyor musun günlük? Şöyle yaptıklarını, gezdiğin yerleri, yaşadığın keyfi ballandıra ballandıra anlatırsın. Neden mi? Çünkü çok güzel bir tatil geçirmişsen ve dönmüş olduğun için üzülmüşsen, kendini deşarj etmek için buna ihtiyacın vardır da ondan. Böyle bir girişe ihtiyaç duydum çünkü hakikaten çok güzel ve çok dinlendirici bir tatildi. Daha ne diyeyim?&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ankara'dan kocamla düştük yollara iki hafta önce, ilk durağımız Ekincik'ti. Köyceğiz'e gelmeden gizli bir koya saklanmıştı Ekincik. Tam 8 saatte bu gizli cennete vardık, yollarda bol bol çam kokusunu içimize çektik, cırcır böcekleriyle haşır neşir olduk, ağaçlardan sarkan o taptaze meyvelerin güzelliğine şahit olduk. Ve sonunda vardık o güzel mi güzel koya. Kaldığımız yerin adı Ekincik Otel'di. Zaten koyda bu otel dışında bir pansiyon daha vardı. Yani anlayacağın kocaman bir koyda yapayanlızdık. Küçük sevimli bir oteldi ama özel bir spa salonu vardı. Böyle bir yerde böyle bir lükse ne gerek var bir türlü çözemedik. Kaldığımız oda küçük ama sevimliydi. Ama bizi ilk şaşırtan şey, odalarda televizyonun olmamasıydı. Televizyon izlemek istiyorsan bara gidecektin ya da gazete satın almak için Köyceğiz'e gidecektin. Tabii, malum şehir hayatının içinde bunlara o kadar bağımlı kalmıştık ki, bir iki gün kendimizi tuhaf hissettik. Bir gazeteci olarak "Acaba neler oluyor memlekette, bu kadar duyarsız kalmak sağlıklı mı?" diye soruyordum kendime. Ama tatil böyle birşeydi, şehirdeki alışkanlıklarımızdan derhal kurtulmalıydık. Zaten kısa sürede bu duruma alıştık, bir de internet bağlantısının olduğunu keşfedince arada sırada "dünyaya" bağlanıp neler oluyor bitiyor öğrenebildik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SpeMbhrrPPI/AAAAAAAAAoE/ZVTJLWFT0XM/s320/DSC01948.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374919084815891698" /&gt;&lt;div&gt;Hergün sabahın erken vakitlerinde kalkıyor, güzel mis gibi bir köy kahvaltısıyla güne başlıyorduk. Sonra bir koşu denize, kocaman deniz bize aitti, bir de balıklara. Denizin keyfini ve güzelliğinden bahsetmiyorum bile. Öğlen yemeğini şöyle birşeyler atıştırarak geçiriyorduk. Akşam ise o leziz ev yemeklerini yiyorduk. Öyle lüks ve insanı deli gibi yedirten açık büfeler yoktu. 3-4 çeşit yemek geliyordu. İşte çorbası, salatası, mezesi, ana yemeği ve meyvesi. Ama ben bu kadar lezizini yediğimi hatırlamıyorum. Tabakları silip süpürme alışkanlığını kocamla burada edindik sanırım :). Güzel bir müziğin eşliğinde deniz kıyısında leziz bir akşam yemeği, daha ne isteriz? "Yemekten sonra gecelere mi akıyordunuz?" diye sormayın. Söyledim size burada öyle ıptıs çıktıs disko ortamları yok. Sessizlik, sakinlik, insan muhabbeti ve kahkahalar var. Bilmem anlatabildim mi? Bir de "Yetiş Tahsin" vardı. Tahsin müşterilerin tüm dileklerini gerçeğe dönüştüren bir şahsiyetti. Ne istersen, söyle Tahsin'e gerçekleştirsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Akşam saatlerine kadar denizin, kumun, şezlongların ve bol bol kitap okumanın keyfine vardık. O kadar dinlendik ki farkına varmadan yeniden doğmuş bile olabiliriz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SpeLcxxXXfI/AAAAAAAAAns/ZbWhKbQi1Es/s320/DSC01914.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374918006802963954" /&gt;&lt;div&gt;Ekincik tatilimizin bir gününde de tekneyle bir gezi yaptık. Doğanın bu kadar cömert olmasına bir kez daha teşekkür ettik. Bir mağarıyı gezdik, sonra Ekincik gölüne gittik. Dalyan'da mola verdik ve Dalyan'ın altını üstüne getirdik. Sonra İngiltere veliaht Prens William'ın girdiği çamur banyosunda bol bol çamurlandık, sonra Kayanos kaya mezarlarını gezdik ve son durağımızda caretta carettaların yumurtladığı İztuzu plajında bol bol denize girdik. Bir hafta çabuk geçmişti ve her güzel şeyin elbet bir sonu vardı. Ama biz tatilimizi bitirme niyetinde değildik, hem de hiç. Bu güzel Ekincik'i bırakıp benim 25 yıldır gittiğim ve hiç doyamadığım Datça'ya doğru yola çıktık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SpeKjvrGUsI/AAAAAAAAAnk/y0tSwyvaIrE/s320/DSC01983.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374917026987266754" /&gt;&lt;div&gt;Datça'da benim sevgili dedeciğimin yazlığı var, Karaincir tatil köyünde. Datça havasıyla şifa bulmak isteyenlerin, rahmetli Can Yücel'iyle şiire doymak üsteyenlerin, eşsiz deniziyle beyaz kum ve turkuvaz sularda yüzmek isteyenler için kaçırılmayacak bir yer. Orada da kısa da olsa ailemle güzel bir tatil yapma şansını yakaladık. Bol bol denize girdik, sitemizin dağına çıkıp güneşi batırdık, akşamları aile sofrasında eski günleri yad ettik, Datça'nın cıvıl cıvıl gecesini yaşadık. Herşey kusursuzdu. Ömer dedeciğime ve Mediha babaanneciğime buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Seneye daha uzun kalacağımıza buradan söz veriyoruz ve sizleri çok seviyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dün Ankara'ya geldik :( Hala o güzel 2 haftanın etkisini beyinlerimizden geçmedi. Umarım bir süre daha geçmez, çünkü beni ve kocamı sıkı bir çalışma yılı bekliyor. Haydi bakalım, bu gazla ne çalışılır ama değil mi? :) Datça'da gün böyle bitiyor, bakalım Ankara'da da böyle güzel bitecek mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SpeKi86sWzI/AAAAAAAAAnc/-Y2fCcc-ik4/s320/DSC02001.JPG" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374917013362465586" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5370615645080095824?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5370615645080095824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/ekincik-datca.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5370615645080095824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5370615645080095824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/ekincik-datca.html' title='Ekincik &amp; Datça tatilimiz... Çok güzeldi çok!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SpeLdwHSx6I/AAAAAAAAAn8/WSm42-bXjQk/s72-c/DSC01950.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5352574695008218742</id><published>2009-08-16T19:45:00.003+03:00</published><updated>2009-08-16T20:01:58.082+03:00</updated><title type='text'>Tatildeyimmmmm!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sog5_ym6p8I/AAAAAAAAAmU/sl7hk5EKKvg/s1600-h/1183911092.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sog5_ym6p8I/AAAAAAAAAmU/sl7hk5EKKvg/s320/1183911092.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370606323718858690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kocaman bir sene çalıştım, sabah akşam demeden. Hiç gıkım çıkmadı. Yaz mevsiminin son günlerinde artık tatile gitme hakkımı kullanıyorum. Serin sulara girmeye, kitabımla kumların üzerinde uzanmaya, mis gibi doğa kokusunu içime çekmeye ve kocamla yazın son günlerinin tadını çıkarmaya gidiyorum. Nereye mi? İşte bu gördüğünüz fotoğraftaki yere. Dünyadaki cennetlerden birine. Adı bende kalsın! 15 gün olmayacağım o koca ve insanın beynini yiyen şehirde. Ama ardımda bıraktıklarımı da özleyeceğim. Size oradan da bildirmeye devam edeceğim. Kendinize iyi bakın. Beni özleyin. Bomba gibi döneceğim ha ona göre :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5352574695008218742?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5352574695008218742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/kocaman-bir-sene-calstm-sabah-aksam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5352574695008218742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5352574695008218742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/kocaman-bir-sene-calstm-sabah-aksam.html' title='Tatildeyimmmmm!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sog5_ym6p8I/AAAAAAAAAmU/sl7hk5EKKvg/s72-c/1183911092.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-1269708218856809590</id><published>2009-08-10T11:31:00.017+03:00</published><updated>2009-08-12T12:33:16.210+03:00</updated><title type='text'>Evli bir kadın gözünden "Putin mi Berlusconi mi?" değerlendirmesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKHfq3XtuI/AAAAAAAAAls/3IhRgMXxNZk/s1600-h/5.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369002683931277026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKHfq3XtuI/AAAAAAAAAls/3IhRgMXxNZk/s320/5.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tamam tamam, bu kadar ısrar ve baskı yeter. Evli bir kadın olarak, elini eteğini "dünya nimetlerinden" çekmiş bir insan olarak, bana Putin ve Berlusconi'yle ilgili yorumlarımı ısrarla soruyorsunuz ya, helal olsun, ne diyeyim. Hayır yani, Lost'taki Sawyer ya da True Blood'daki Bill Campton ya da Eric Northman'la ilgili görüşlerimi sorun, size ne destenlar yazayım ama 50'sini geçmiş ama hala ego tatmini tavan yapan "delikanlı ile dede" arasına sıkışmış başbakanlarla ilgili kısa ama öz konuşacağım. Alın bakalım, analizse analiz, karşılaştırmaysa karşılaştırma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKGxok8PII/AAAAAAAAAlk/1hXWPvCEZWM/s1600-h/1.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369001893043125378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKGxok8PII/AAAAAAAAAlk/1hXWPvCEZWM/s320/1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Putin somurtan ama pozcu. Berlusconi ise güleryüzlü ve doğal pozcu. Neden mi? Putin uçaktan indiği andan, Ankara'yı terkettiği ana kadar beş karış suratlıyla, "Rusum, eski ajanım, sert erkeğim, laubaliliğe gelemem" imajını çizdi. Zaten kendisinin gülerken çekilmiş bir fotoğrafına bulmak deveye hendek atlatmak gibi birşey. Gülmüyor etmiyor ama vücut dili "Seksiyim ben, bakın uçaktan indim hemen sıcağa dayanamayıp çeketimi haşin bir şekilde çıkardım ve onu Mercedes'imin arka koltuğuna fırlattım. Umarım fotoğraf çekerken kaslarımı yakalamışsınızdır" diyor ama ha!&lt;br /&gt;Berlusconi ise, uçaktan indiği andan itibaren bir gülücük bir kahkaha sormayın gitsin. Durup el sallamalar, her kameramana ayrı bir poz vermeler inanılır gibi değil. Berlusconi, bence Hollywood ünlülerine nasıl iyi ve doğal poz verilir?" dersi verecek seviyede, isteyenlere duyurulur!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKJJvcPogI/AAAAAAAAAl8/1gf54dnHUgE/s1600-h/adsÄ±z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369004506225811970" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 249px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKJJvcPogI/AAAAAAAAAl8/1gf54dnHUgE/s320/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Putin, erkek doğal olmalı, gerekirse deodorant bile kullanmamalı havalarında. Varsa yoksa spor varsa yoksa kasları... Oysa Berlusconi'de genç görünmek için her yol mübah gibi. Tamam kızlar, eğlence, dans insani ganç tutacak şeyler ama onda daha fazlası var. Botoks, fondoten, saç boyatma, inanılır gibi değil. O bir metroseksüel. Adamın yüzündeki kırışıklık miktarı benimkinden naslı az olabilir mi yahu? Sakin ırsi demeyin, komik oluyor :) Bir de darılırım ve küserim, ona göre. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;* Putin 1952'li, Berlusconi 1936'lı. Aralarında 16 yaş olmasına rağmen Berlusconi'nin libidosu Putin'den daha fazla bu kesin. Putin, karate, balıkçılık, yüzme gibi birçok sporla enerjisini atabiliyorken, Berlusconi tabiri caizse "yatak ve çapkınlık" sporlarıyla enerjisini atmaya çalışıyor. Haa, Putin'in hakkını da yememek lazım. Çünkü Berlusconi'nin Putin'in geniş yatağında spor yapması da manidar :) Not: Berlusconi, bizim azgın tekelerimize taş çıkarır, onu da eklemek istedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKL5b_gUmI/AAAAAAAAAmE/NinQwdfBk8Q/s1600-h/AA03.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369007524661973602" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKL5b_gUmI/AAAAAAAAAmE/NinQwdfBk8Q/s320/AA03.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Putin Ankara'dan 20 enerji anlaşmasıyla döndü. Değeri paha biçilemez. Berlusconi ise orijinal ebatlarında fil, gergedan ve zürafa ile döndü. Değeri yaklaşık 30 bin TL. Nasıl yani mi? Öyle yani!!! Bir insan orjinal boyutlarında fil, gergedan ve zürafa ile ne yapar? Sakın bana bahçe dekoru demeyin, dekor istiyorsanız neler neler var. Ama iş seks partilerine, harem ortamlarına gelince bence fil, gergedan ve zürfa büyük şey ifade ediyor. Berlusconi, Esenboğa havalimanına giderken oradaki hayvan heykel ve maketi yapan bir mağzanın önünde durmuş ve villasının bahçesine koymak için bu maketlerden sipariş vermiş. Pes doğrusu, ne diyeyim. Fantezi dünyası genişmiş Berlusconi amcanın!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Putin, bodur ama yakışıklı. Berlusconi ise haylaz çocuk kıvamında. Putin'in avlanırken, koşarken, yüzerken çekilmiş vücut fotolarını gördük, bizim bir kısım gencimize bin basar, gerçek bu. Berlusconi'nin vücudundan çok birlikte olduğu kadınların vücutlarını inceleme şansı bulduk. Adamda zevk var, ne diyim. Haa bir de para! &lt;/div&gt;Sonuç, ben evliyim. Tercihi yapacak olanlar bendeniz değil, siz bekar arkadaşlarımsınız :) Haydi bakalım cevaplarınızı bekliyorum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-1269708218856809590?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/1269708218856809590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/tamam-tamam-bu-kadar-srar-ve-bask-yeter.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1269708218856809590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1269708218856809590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/tamam-tamam-bu-kadar-srar-ve-bask-yeter.html' title='Evli bir kadın gözünden &quot;Putin mi Berlusconi mi?&quot; değerlendirmesi'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SoKHfq3XtuI/AAAAAAAAAls/3IhRgMXxNZk/s72-c/5.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-9066051933429816282</id><published>2009-08-08T15:35:00.019+03:00</published><updated>2009-08-10T17:24:25.523+03:00</updated><title type='text'>Türkiye, AB'ye enerji golü attı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lx__A_uI/AAAAAAAAAlU/gQWI60yEvsw/s1600-h/3.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368261928001011426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 163px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lx__A_uI/AAAAAAAAAlU/gQWI60yEvsw/s320/3.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Geçtiğimiz haftanın en flaş olayı Rusya Başbakanı ya da başka bir deyişle "Bay vücut" Putin'in yarım günden bile kısa süren Ankara ziyareti ve doğalgaz, petrol ve nükleer enerji alanınıda Türkiye ile Rusya arasında imzalanan 20'den fazla protokoldü. Aa tabii başka flaş olaylar da vardı, mesela İtalya Başbakanı ya da diğer adıyla "Azgın teke" Berlusconi, ama bu ancak başka bir yazı konusu olur. (Merak etmeyin Putin ve Berlusconi ile ilgili kişisel görüşlerimi yazmama ısrar eden arkadaşlarımı kırmayacağım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lxQl80UI/AAAAAAAAAk8/mlssA3Eec78/s1600-h/1.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368261915279413570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lxQl80UI/AAAAAAAAAk8/mlssA3Eec78/s320/1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; Türkiye, 13 Temmuz'da dünyanın liderlerini bir araya getiren ve "21. yüzyılın projesi" olarak nitelendirilen Nabucco ile enerji alanında artık bir durak noktası ülke durumundan çok daha kavşak ve stratejik bir konuma geldiğini cümle aleme ilan etmişti. Nabucco boru hattını hangi ülke ne kadar gazla besleyecek soruları hala tam olarak netlik kazanmış olmasa da, Rusya yapılan daveti reddederek, "Ben bu işte yokum" mesajının net bir şekilde vemişti. Nabucco'ya yönelik olarak dünyanın alkışları hala kulaklarımızda yankı bulurken, Türkiye Rusya ile tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir el sıkışmaya imza atarak, Avrupa ülkelerini adeta şoke etti ya da tabiri caizse "tırstırdı!". AB basınında "Türkiye Nabucco'yu ikinci plana mı attı, Türkiye rotasını mı değiştiriyor?" soruları ayyuka çıkmışken, Türkiye, dünyaya sadece AB'nin çocuğu olmakla yetinmeyeceğini isterse dağları deleceğini gösterdi. Nasıl mı? Tabii ki, Rusya'ya Güney Akımı hattının fizibilite çalışmalarını yapabilmesi için Karadeniz'deki münhasır ekonomik bölgesini açarak.&lt;br /&gt;Bazı diplomatlarımız, Türkiye, Rusya'ya arka bahçesinin bir kısmını açmış oldu sadece diyenler oldu ama iş, işbirliğine gelince arka bahçe ön bahçe ne fark eder, kimse kimseyi uyutmaya kalkmasın :) Türkiye:1 - AB:0&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Akımı'na ilgimiz sınırlıymış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lxklkK-I/AAAAAAAAAlE/f4rZVC1JyCQ/s1600-h/4.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368261920646507490" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 195px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lxklkK-I/AAAAAAAAAlE/f4rZVC1JyCQ/s320/4.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ankara, AB'yi sakinleştirmek için, yukarıda sorulan anlamlı soruya "Rotamızı değiştirmemiz mümükün değil" yanıtını vererek, Türkiye için Nabucco'nun öncelikili olduğunu ve Türkiye'nin Nabucco'nun ortağı olduğunu belirtti. Kaynaklar, Güney Akımı'nda ise Türiye'nin ortaklığı ve katılımı diye birşeyin olmadığını, yapılanın projenin münhasır ekonomik bölgemizden geçmesine izin vermek olduğunu ve Güney Akımı'na ilgimizin bundan ibaret olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;Güney Akımı'nın geleceğiyle ilgili bir çok belirsizliğin olduğunu söyleyen kaynaklar, 8 milyar avroluk Nabucco'ya göre, projenin maliyetinin 20 milyar avroya çıkacağı ve hattın kapasitesinin 63 milyar metreküp olacağının belirtilmesine rağmen, maliyetin nasıl karşılanacağı, gazın nereden temin edileceği belli olmadığını vurguladı. Allah allah bu lafları, bir kaç yıl önce Nabucco için de duymuyor muyduk?&lt;br /&gt;Kaynaklar, Güney Akımı'na izin verdik ama karşılığında neler neler aldık diye "Türkiye iyi bir iş yaptı" imajını vermek isterken, aslında şunu demeliydi: "Evet biz enerji merkezi olmak istiyoruz. Her proje bizim için altın değerinde. Kime ne?" demeliydi. Ama....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse sonuç olarak Rusya'dan Güney Akımı'na karşılık ne kazandık?&lt;br /&gt;* Rusya'nın uzun zamandır ilgisini çekmeyen Samsun-Ceyhan projesini Rusya'ya kabul ettirdik.&lt;br /&gt;* İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndan yılda 180 milyon ton tehlikeli kargo taşınıyor. Artık bu yükü by-pass etmek gerekiyor. Bu da Samsun-Ceyhan'la gerçekleşecek.&lt;br /&gt;* Ceyhan bir enerji merkezi haline dönüşecek. Ceyhan'da bir rafineri ve ilave tesisler yapılarak Samsun-Ceyhan, Yumurtalık ve Bakü-Tiflis-Ceyhan ile birlikte Ceyhan'da üç boru hattının birleşecek.&lt;br /&gt;Aslına bakarsanız, yaz sıcağında Türkiye, hakikaten önemli imzalar attı. Aşağıya koyduğum harita Nabucco ve Güney Akımı'nın ülkemizi nasıl etkileyeceğiyle ilgili. Bakın ve görün, Türkiye artık iki kıtayı birleştiren köprü sıfatından çok iki kıtayı birbirine bağlayan enerji kavşağı olmayı hakediyor. Bu da Türkiye'nin daha çık istikrarlı ve güvenli bir ülke olmak zorunda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Anlayan anlasın artık lütfen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lx5xqowI/AAAAAAAAAlM/26tKIZo87R0/s1600-h/5.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368261926334407426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 181px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lx5xqowI/AAAAAAAAAlM/26tKIZo87R0/s320/5.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-9066051933429816282?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/9066051933429816282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/turkiye-abye-enerji-golu-att.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/9066051933429816282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/9066051933429816282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/turkiye-abye-enerji-golu-att.html' title='Türkiye, AB&apos;ye enerji golü attı'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sn_lx__A_uI/AAAAAAAAAlU/gQWI60yEvsw/s72-c/3.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6030444938373417556</id><published>2009-08-07T17:11:00.011+03:00</published><updated>2010-03-19T15:49:43.405+02:00</updated><title type='text'>Ben geldim, herkes gidiyor yahu! Güle güle git Gülçinciğim...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Snw2uOi8ZpI/AAAAAAAAAj0/lD8oamedN4o/s1600-h/SOZ_3653.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367225023725332114" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Snw2uOi8ZpI/AAAAAAAAAj0/lD8oamedN4o/s320/SOZ_3653.JPG" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Milliyet'in Ankara Bürosu'na geleli bir yılı biraz geçiyor. Ben geldiğimde oturacak yer zor buluyordum ofiste. Bir kalabalık, bir curcuna, sormayın. Neyse, şu bir yıldır büroda bir yaprak dökümüdür gidiyor. Milliyet'ten ayrılıp başka iş bulan arkadaşlara "Yahu ben yeni geldim. Siz bir koşu gidiyorsunuz" espirisi yapmaktan imanım gevredi ama onlar gitmekten vazgeçmedi. Kimler mi gitti şu bir yılda. Buyrun buradan yakın... İlk önce savunma muhabirimiz Barkın Şık ayrıldı, Akşam gazetesine gitti. Şu an çok mutlu ve huzurluymuş, öyle diyorlar :) Daha sonra Meclis muhabirimiz Saliha Çolak Habertürk gazetesine gitti. Yüzüne renk geldi canım arkadaşımın. Daha bitmedi, Cumhurbaşkanlığı muhabirimiz Yıldız Yazıcıoğlu gitti. Şu an ABD'de ideallarini kavuşmak için çabalıyor. Bitmedi, sonra diplomasi muhabirimiz Utku Çakırözer Akşam gazetesinin Ankara Temsilcisi oldu. Wowwww! Tamam bu son, bağırmayın! Şimdi de ekonomi muhabirimiz Gülçin Üstün Milliyet'e veda etti. Kendisi hakikaten büroda sevdiğim arkadaşlarımdan biriydi. Yolun açık olsun kuzum. Haftaya da dünya evine giriyor zaten. Umarım eşiyle mutlu, huzurlu, sağlıklı ve istediği gibi yaşayacağı yeni bir hayatı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz kaç kişi kaldınız büroda?" diye sorduğunuzu duyuyorum. Bir elin parmaklarını geçmez inanın. O kadar az kaldık. Üzerinde araştırma yapılması gereken bir pozisyondayız, tez yazmak isteyen buyursun gelsin. Gidenlerin yerine yeni arkadaşlarımızda gelmiyor. biz bize kaldık desenize. Artık iş yerinde "En son kim kalacak?" üzerine iddiaya girmeye başladık. Hepimiz için hayırlısı olsun diliyorum... Anlayan anladı :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6030444938373417556?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6030444938373417556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/ya-ben-geldim-herkes-teker-teker.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6030444938373417556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6030444938373417556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/ya-ben-geldim-herkes-teker-teker.html' title='Ben geldim, herkes gidiyor yahu! Güle güle git Gülçinciğim...'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Snw2uOi8ZpI/AAAAAAAAAj0/lD8oamedN4o/s72-c/SOZ_3653.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8648860614694832105</id><published>2009-08-07T14:57:00.015+03:00</published><updated>2010-03-19T15:50:08.311+02:00</updated><title type='text'>Bu ülkede nasıl yaşıyoruz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SnwW5F_ILNI/AAAAAAAAAjc/_lRJkYeyvPM/s1600-h/A11.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367190026034097362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 230px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SnwW5F_ILNI/AAAAAAAAAjc/_lRJkYeyvPM/s320/A11.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Geçenlerde "Fransız bir arkadaşım, siz bu ülkede nasıl yaşıyorsunuz yahu?" diye sordu. Ben de "Aman klasik Fransız işte, ne olacak. Zaten kendilerinden başka bir memleket sevmez, tanımız bunlar" diye serzenişte bulunmuştum. Ama sonra düşününce hak vermedim de değil. "Nasıl yaşıyoruz hakikaten bu ülkede?" diye sordum kendime, verdiğim cevap "Tesadüfen" oldu. Memlekette hergün birilerinin kafası kesiliyor, herkes de ciddi bir bunalım ve çıldırma hali mevcut, Ergenekon memlekete hergün yeni korkular pompalıyor, ben de göz altına alınır mıyım diye kara kara düşünüyoruz, işsizlik ve parasızlıktan insanlar intihar ediyor, 80 yaşındaki erkekler 17 yaşındaki kızlara sulanıyor, kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden taciz ve tecavüze uğruyoruz, ormanlar rant için yakılıyor, kanseriydi, kırım kongosuydu, kenesiydi alıp başını gidiyor, sağlık sistemi çökmüş, hukukun tarafsızlığı sorgulanıyor, eğitim desen Allah'a havale, depremler zaten Allah'ın bize verdiği bir ceza, mafyası çetesi hergün kuduruyor...&lt;br /&gt;Daha yazsam, neler çıkar sevgili günlük ama kendimi frenliyorum çünkü yazdıkça bunalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden insanlar koşulsuz severdi, herkesi severdi diye biliyorum. En azından ben öyle yapardım. "Güveneyim mi ona?", "Bana yalan mı söylüyor acaba?", "Samimi mi ki acaba?" diye sormazdı biriyle iletişim kurarken. Akışına bırakırdı herşeyi. İletişim sürerse kazanç, sürmezse tecrübe denirdi. Şimdi her ilişkiye korkuyla bakıyoruz, kimseyi önemsememeye çalışıyoruz. Yolda yürürken bile hızlı hızlı gideceğimiz yere odaklanıyoruz. Günaydını, üzgünümü, nasılsını unutmamıza ramak kaldı. Görünüşte sıcak ama özünde boş ilişkiler yaşıyoruz. Anne - çocuk arasındaki o koşulsuz sevgiyi çevremizdekilere yansıtamıyoruz, çünkü çok korkuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyet'in deneyimli fotomuhabir arkadaşım Altan Burgucu'yla Esenboğa Havalimanı'nda İtalya Başbakanı Berlusconi'yi beklerken, kuşların bizim yemeklerimizden arta kalanları nasıl yediklerini gözlemleme fırsatı bulduk. O da bu güzel anı, bu fotoğrafıyla ölümsüzleştirdi. İşte tüm bu yazdıklarımı bu fotoğrafa bakarken bir daha hissettim. Çünkü o serçe kendini düşünmeden önce, diğer serçeyi düşünüyordu ve ağzına aldığı pilav tanelerini ezip diğer serçeye veriyordu. Hemen "Yavrusudur" demeyin. Bir sürü serçe vardı, hepsi böyle yapıyordu. Sadece şunu söylemek isterim: İnsanlığımızı kaybetmeyelim yoksa kendimizi kaybedeceğiz!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8648860614694832105?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8648860614694832105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/insanlar-ozunu-unuttu-ama-hayvanlar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8648860614694832105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8648860614694832105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/08/insanlar-ozunu-unuttu-ama-hayvanlar.html' title='Bu ülkede nasıl yaşıyoruz?'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SnwW5F_ILNI/AAAAAAAAAjc/_lRJkYeyvPM/s72-c/A11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-245116260196623848</id><published>2009-07-24T12:36:00.012+03:00</published><updated>2010-03-19T16:04:09.178+02:00</updated><title type='text'>Dostum Khalili ve Afganistan</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmrIFb4n9FI/AAAAAAAAAi8/ruBipO_Wi9U/s1600-h/paz_kat.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362318302048154706" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 292px; CURSOR: hand; HEIGHT: 244px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmrIFb4n9FI/AAAAAAAAAi8/ruBipO_Wi9U/s320/paz_kat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Ankara'da hakikaten entellektüel, bilgili, insan canlısı büyükelçiler kimler diye sorsanız, benim aklıma gelen ilk beş listesinde Afganistan'ın Ankara Büyükelçisi Mesood Khalili mutlaka yer alır. Onunla Ankara Milliyet Bürosu'na ilk geldiğimde bir resepsiyonda tanışmıştım. Bilgisi, entellektüel düzeyi, duygusal yönü beni etkilemişti. Bir kere Afganistan gibi dünyanın en zor koşullarda yaşanan bir ülkesinden geliyordu. İkincisi Taliban'ın pususuna düşerek en yakın arkadaşını kaybetmiş, kendisi de akciğerinden ve gözünden yaralanmıştı, radikalizmi yaşamış biriydi. Üçüncüsü mükemmel bir aileye sahip, oğulları, torunları, kocaman bir aileleri vardı. Dördüncüsü çok güzel şiir okuyor, ayrıca babası Ortadoğu'nun en ünlü şairlerinden Khalilullah Khalili.. Beşincisi Mevlana ve Atatürk aşığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisiyle ABD Başkanı Obama'nın Afganistan sorununa yönelik olarak ortaya koyduğu stratejinin ardından bir röportaj yapmıştık. Bana, "Taliban bitti, devrildi veya yok edildi gibi yanlış bir kanıya kapıldık. Biz onlarla mücadeleye girmiş, yok etmiş ve böylece tehdit bitti sanmıştık. Oysa Taliban, hiç olmadığı kadar güçlendi ve geri döndü. Afganistan'da ekonomik düzen ve altyapı kurulamadı. Halkımız eğitimsiz, yaşamak için çok şeye ihtiyaçları var" diyerek durumu net bir şekilde özetlemişti. Aslına bakarsanız, dürüst bir şekilde durumdan kendilerini suçluyordu. Sonrasında, bana 1930'larda Atatürk ile Afganistan devlet başkanının bir arada bulunduğu birkaç fotoğrafı gösterdi ve şöyle dedi: İşte, bizim insanımız da bu kadar modern ve entellektüeldi. Nereden nereye geldik inanamıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Smqyd9TO5sI/AAAAAAAAAis/SCTO27aSYBA/s1600-h/Hekmet+ceten+,+khalili+,+kabul+2005.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362294534079178434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Smqyd9TO5sI/AAAAAAAAAis/SCTO27aSYBA/s320/Hekmet+ceten+,+khalili+,+kabul+2005.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Bu arada, NATO’nun Kabil’deki eski sivil temsilcisi, eski TBMM Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'le Khalili çok iyi dostlar. Afganistan'da sık sık bir araya geldiklerini, mutfakta ya da kütüphanede uzun uzun sohbet ettiklerini anlatırdı. (Yandaki fotoğrafa bakarsanız soldaki Khalili, sağdaki ise Çetin.) Khalili, her cümlesinden sonra "İyi ki Türkiye var, iyi ki bizi anlayan Türkiye var" diyordu. Afgan halkı malum Türk askerini ciddi bir sempati duyuyor. Çünkü Türk askeri orada asker olmaktan çok, güvenliği sağlamaktan çok, insanların yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için canla başla çalışıyor, kız okulları açıyor, içme suyu kanalları yapıyor. Daha neler neler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmrF90JK_JI/AAAAAAAAAi0/U9TSBnMgxu8/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362315972097801362" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 220px; CURSOR: hand; HEIGHT: 309px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmrF90JK_JI/AAAAAAAAAi0/U9TSBnMgxu8/s320/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Geçenlerde Çetin'e Khalili'nin selamını ilettirken, elbette Afganistan'la ilgili olarak, konuşma şansı da bulduk. Çetin şöyle diyor: "NATO Afganistan'da başarmak zorunda. NATO başarılı olamazsa, teröre karşı yenilmiş olur ve &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmqydliVBnI/AAAAAAAAAik/py76AdBB7Yw/s1600-h/Lib+kabul++resize.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;NATO'nun geleceği sorgulanmaya başlar. Bu açıdan ABD Başkanı Obama, çok iyi bir teşhis koydu Afganistan'la ilgili. Gerek asker sayısının, gerek ekonomik katkının arttırılması konularını gündeme getirerek NATO ülkelerine çağrıda bulundu. Türkiye, Kabil ve çevresinde yaz başında bölge komutanlığını alacak. Bunun doğal bir sonucu olarak Afganistan'daki asker sayısını zaten artıracak. Ancak, asıl konu, Afganistan'da sıcak çatışmaya girecek ek askerin veya muharip gücün gönderilmesi ise, Türkiye, daha önce bu yöndeki taleplere olumsuz yanıt vermişti. 'Ben kendim terörle mücadele içindeyim, ikinci bir yerde sıcak çatışmaya girmek istemiyorum' demişti. O yüzden Türkiye, muharip güç konusuna soğuk bakacaktır ama buna mukabil Afgan ordusunun eğitimine katkı gibi başka alanlarda desteğini artırmayı talep edecektir."&lt;br /&gt;Özetle, Türkiye öyle ya da böyle Afganistan'ın hep yanında olacak. Khalili'nin Afganistan'daki evinin mutfağında çekilen bu fotoğraf olayı yeterince açıklıyor zaten...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-245116260196623848?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/245116260196623848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/dostum-khalili-ve-afganistan.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/245116260196623848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/245116260196623848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/dostum-khalili-ve-afganistan.html' title='Dostum Khalili ve Afganistan'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmrIFb4n9FI/AAAAAAAAAi8/ruBipO_Wi9U/s72-c/paz_kat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-843374690099157940</id><published>2009-07-24T12:35:00.010+03:00</published><updated>2010-03-19T16:03:47.440+02:00</updated><title type='text'>Güvercin ne olur geri dön, yumurtan seni bekliyor!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmqfDCP9HHI/AAAAAAAAAic/OgpNjDUt0SA/s1600-h/DSC01823.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362273180830211186" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmqfDCP9HHI/AAAAAAAAAic/OgpNjDUt0SA/s320/DSC01823.JPG" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Nisan ayıydı sanırım. Praktiker'de yaptığım çılgın bir alışverişin sonunda, bir sürü saksı, toprak ve çiçek tohumu almıştım. Bir de organik domates tohumu hediye etmişti bir arkadaşım aylar öncesinde. Neyse, o heyecanla eve gittim, hepsini Çağlar'la mutfak balkonuna teker teker diktik. Hepsini bir güzel suladık. Ama bana yetmedi, yeter mi tabii. İnsanoğlu sabırsız, ben daha da sabırsız! Gittim bu sefer de göz zevkimi tatmin etmek için rengarenk menekşeler, papatyalar ve sümbüller aldım. Onları da diğer balkona diktim. Her gün bir o balkon, bir bu balkon mekik dokudum evde. Tohumlar filizlendi filizlenecek diye gün saydım bir taraftan. Diğer taraftan rengarenk çiçeklerimi kahve eşliğinde uzun uzun izledim, kokladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte aylar sonra Temmuz başında tohumlarım rengarenk çiçekler verdi. Balkonuma hayat verdiler, bana ise daha güzel hisler... Bir de baktım domateslerim de yeşil yeşil çıkmış. Deymeyin keyfime. Hergün bakıyorum, susuz mu kaldılar, rüzgardan eğildiler mi diye. Şimdi maaşallah çok güzeller, tatlı tatlı büyüyorlar. (Gören de çocuk doğurdum da, büyütüyorum sanacak! :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmoRi7sBRrI/AAAAAAAAAiE/tlrnaoqblE0/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362117598173546162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmoRi7sBRrI/AAAAAAAAAiE/tlrnaoqblE0/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Asıl konuya geleyim hemen, yoksa nereden çıktı bu başlık diyeceksiniz biliyorum. Geçenlerde, gideyim çiçeklerimi sulayım dedim. Bir de ne göreyim, saksıların birinde bir güvercin uyukluyor. Kapıyı açtım uçar mı diye, tık yok. Biraz hasta gibiydi, gözlerini açıp açıp kapıyordu. Ben de daha fazla rahatsız etmeyeyim dedim ve çiçeklerimi sulamadan balkondan çıktım. Sonra bir gün güvercin uçtu, saksı boş kaldı. Bir de ne göreyim, saksının içinde bir kuş yumurtası. Pırıl pırıl, bembeyaz çok tatlı. Neyse, anne sürekli geliyor gidiyor, yumurta günden güne büyüyor. Ben de bu sevimli olayı gün be gün izliyordum. Taa ki temizlik gününe kadar. Tekmile teyze geçenlerde temizliğe geldi, ona ilk söylediğim şey "Bir güvercinimiz, bir de güvercin yumurtamız var. Sakın balkonu anne güvercin varken temizleme. Korkar bir daha gelmez. Yumurta öksüz kalır". O da bu uyarıyı dikkate alarak, mis gibi yapmış her yeri ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizliğin gecesi anne güvercin gelmedi, benim içime bir kurt düştü. Ne oldu, niye gelmedi? Yumurta üşüyormudur acaba? Ufff annelik güdülerim kabardı herhalde. Bahar Atakan'cığıma durumu anlattım. Kendisinin yorumları beni daha &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmoRjCmL4nI/AAAAAAAAAiM/9HAFntIngA4/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362117600028123762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmoRjCmL4nI/AAAAAAAAAiM/9HAFntIngA4/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;da irkiltti. Bahar şöyle dedi: "Kurur o yumurta, ümidi kes sen ondan!" Ya uf Bahar ya, tamam biliyoruz da, böyle patadanak söyleyince kötü oluyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Anne güvercin günlerdir gelmiyor, yumurta oracıkta kala kaldı zaten. Şimdi balkonda büyük bir hüzünle Bahar'ın anlattığı sonu bekliyorum. Ama yine de son bir çağrı yapmak benim görevim: Güvercin ne olur geri dön, yumurtan seni bekliyor! Bahar'ın dediği gibi olmasın sonu!&lt;br /&gt;:(&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-843374690099157940?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/843374690099157940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/guvercin-ne-olur-geri-don-yumurtan-seni.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/843374690099157940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/843374690099157940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/guvercin-ne-olur-geri-don-yumurtan-seni.html' title='Güvercin ne olur geri dön, yumurtan seni bekliyor!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmqfDCP9HHI/AAAAAAAAAic/OgpNjDUt0SA/s72-c/DSC01823.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2498857054941648832</id><published>2009-07-23T12:14:00.014+03:00</published><updated>2010-03-19T16:03:21.799+02:00</updated><title type='text'>Benim babam bir korsan olmuş! Esperanza ile coşmuş, coşturmuş!</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Babam ile beni, ne zaman yan yana görseler, "Babasının kızı" derler. Renklerimiz tutmasa da, vücut yapımız, mizacımız, yüz şeklimiz hakikaten benzer. Annem bazen bana sinirlendiğinde de, "Aynı babasına çekmiş" der. Eee insan hep sevdiğini suçlarmış ya, ben de babam da çoğu zaman nasibimizi alırız bu sinirden. Ama sevildiğimizi biliriz, bu da çok güzel birşey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-Hku8YoI/AAAAAAAAAhk/FSTXZQQ_OUs/s1600-h/1.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361955499946041986" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-Hku8YoI/AAAAAAAAAhk/FSTXZQQ_OUs/s320/1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Birkaç sene önce, diş hekimi olan babam artık "Emekliye ayrılmak istiyorum" naraları atarken, biz annemle "Tamam işte 60 yaş ve üstü krizleri geldi" demiştik, eğlenerek. Babam, ilk önce ebru yapmaya başladı. Hastaları bitince, boyasını fıçasını alıyordu ve ebru kursuna gidiyordu. Çok güzel eserler de yarattı, hakkını vermek lazım. Yaptığı ebrular şimdi duvarlarımıza hayat veriyor, ellerine sağlık babacığım ne diyeyim. Sonra ebru bitti, "Ben yelken kursuna yazılıyorum" dedi. İlk önce annemle "babam ve deniz suyunun yanyana gelmesi" üzerine bayağı bir eğlenmiştik. Babam deniz suyu ancak çok sıcak olacak ki bu 25-26 derece civarı, ancak o zaman denize girebiliyor. Yoksa onu kumsalda uzun süre suyla temas etme oyunu oynar halde görüyorsunuz. Ama iyi yüzücüdür, o ayrı birşey. Bir de denize girebilse :) Neyse, ilk önce ODTÜ'nün kurslarına yazıldı, derslerine sıkı sıkı çalıştı. Kursu, yanlış hatırlamıyorsam birinci olarak bitirdi. Helal olsun babacığım, ne diyeyim! Bu da bir hevestir geçer dedik ama tahmin ettiğimiz gibi olmadı. Babam başladı tekne seferlerine. Şu ana kadar bir sürü koyu, güzelliği içine sindirdi. Zaten o sindirişten sonra da bir daha kopamadı denizden, rüzgardan ve yelkenden... Sonuç: Annemle yanıldık, iyi ki de yanılmışız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-H_MaI2I/AAAAAAAAAh0/8aKqb07qCZk/s1600-h/3.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361955507048948578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-H_MaI2I/AAAAAAAAAh0/8aKqb07qCZk/s320/3.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Geçen yıl, Göcek'te çok güzel bir tatil geçirdik. Göcek'te Veli Kaptan'ın yelkenlisiyle 5-6 gün koy koy gezdik. Teknede annem, babam, kardeşim, Çağlar, ben ve anneannem vardı. Ekip sağlamdı yani. Dalgalara karşı savaştık, balık tuttuk, rüzgarı içimizde hissettik, koylarda yemekler yedik. Tamam başta biraz kamara fobisi ve klostrofobi yaşandı ama sonunda tek kelimeyle harika bir tatil geçirmiştik. Herkese tavsiye ederim, ben hiç bu kadar kafamın dinlendiği bir tatil hatırlamıyorum. Veli Kaptan'a selam olsun....&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-Hq95qeI/AAAAAAAAAhs/dhIz1f1fuMI/s1600-h/2.bmp"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Temmuz ayının başıydı, babam yine tura çıkmaya hazırlanıyordu Bozburun'dan başlayıp Korsan köyü, Ekincik, Büyük Semizcekoyu ve Göcek'i kapsayan. Atilla Aytaç Korsan'ın Esperanza adlı yelkenlisiyle. Valizini hazırlayıp, onu ben bırakmıştım AŞTİ'ye. "İyi eğlen ve dinlen baba" demiştim giderken. Tam da üzerine basmışım. Babam adeta yeniden doğmuş gibi geldi. Hakikaten çok güzel zamanlar yaşadığını gözlerinin içinden anlıyorsunuz. Yaşadıklarını http://www.gezginkorsan.org/forum/index.php/topic,3632.0.html adresinden tek tek yazmış, hem de fotoğraflarla. Ben bir çırpıda okudum, babam diye değil. Bir kere o teknede olmamanıza rağmen, siz de ordaymışsınız gibi hissettirdiği için. Sonra, o kadar espirili yazılmış ki, kahkaha atarak okuyabiliyorsunuz. Üçüncüsü, babanızın duygusal yanlarını ve iç dünyasıyla ilgili ayrıntılara ancak böyle şeylerde karşılaşabiliyorsunuz. Yüz yüze olmuyor bazen. (Çağlar ile düğünümüz ilginç bir güne denk geldi. O gün hem babalar günüydü, hem de çok önemli bir maç vardı Fenerbahçe'nin. Neyse düğün yemeği sırasında babamın yanına gidip, "Umarım bu babalar gününde sana hayatının en güzel hediyelerinden birini vermişimdir" dedim. Bana baktı ve gitti. Ya algılamadı ya da hislerini saklamak istedi. Zaten düğünde babamın sabit bir yüzle hep bir dolanma hali vardı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-IA7g0nI/AAAAAAAAAh8/Tnv-mGBfH2A/s1600-h/4.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361955507514954354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-IA7g0nI/AAAAAAAAAh8/Tnv-mGBfH2A/s320/4.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Babamın "Bedenim karalara döndü ama ruhum asla" cümlesiyle bitirmiş internet forumundaki yazısını. İtiraflarda bulunmuş, can yeleğine mektup yazmış, annemin okuyunca kıllanacağı bazı detaylar yazmış. Ne diyim helal olsun. Babamın hayallerini de öğrendim bu yazıdan, beni onun dünyasına daha da yakınlaştıran.&lt;br /&gt;"Fransa'ya 8 ay önce ısmarladığımız Beneteau 42 C teknemiz hazırmış. Hemen yol hazırlıklarına başladık. İsmini hazırlamıştık. Kızımız .....” Babam bir tekne hayal ediyor, orada annemi, kardeşimi ve bizleri alıp uzak denizlere götürmek istiyor. En kısa zamanda bu dileğini gerçekleştirmesi için dualarım onunla. Ailem yarın yelkenle yine açılacak. Bu sefer rota Bodrum'dan başlayacak. Ama yanlarında yardımcı kaptan olmayacak. Tek kaptan Noyan Bakır Korsan olacak. Annem ve kardeşim de onun tayfası olacak. Ben de bi yerinden yakalayacağım bu tatili. O yüzden onlara "Yelkenler fora" diyorum. Kendinize dikkat edin, edemiyorsanız mayday'lere açığım. Kerterize de dikkat. Nasılım baba? :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2498857054941648832?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2498857054941648832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/benim-babam-bir-korsan-olmus-esperanza.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2498857054941648832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2498857054941648832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/benim-babam-bir-korsan-olmus-esperanza.html' title='Benim babam bir korsan olmuş! Esperanza ile coşmuş, coşturmuş!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sml-Hku8YoI/AAAAAAAAAhk/FSTXZQQ_OUs/s72-c/1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8589115081104928670</id><published>2009-07-18T14:46:00.012+03:00</published><updated>2010-03-19T16:02:55.642+02:00</updated><title type='text'>Dumanaltı yasakları ve Türk insanı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmG3TFpMJPI/AAAAAAAAAfo/Sgef8PFvqVk/s1600-h/2.png"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359766570107938034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 288px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmG3TFpMJPI/AAAAAAAAAfo/Sgef8PFvqVk/s320/2.png" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Türkler neredeyse anasının karınıda başlar sigara içmeye. "Türk gibi sigara içmek" diye bir deyim vardır, bu deyimi Avrupalı dostlarımız kullanmaya bayılır. Ne kadar sever Türk insanı sigarayı. Aman evlerden uzak olsun tabii de. Bence Türk insanın diyet yapma deneyimi ile sigara bırakma deneyimi çok paraleldir. Çünkü bir hafta diş sıkılmıytır, sonda yallah.... Haha... Malum yarından itibaren sigara içmeye ciddi ambargolar geliyor. Dumanaltı takılmaya son! O nedenle sevgili günlük, benim değerli okurlarıma yasakları anlatmayı bir borç bilirim. İşte&lt;br /&gt;sigara yasağıyla ilgili bilmek isteyeceğiniz herşey:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Yasak, konut hariç tüm kapalı alanları kapsıyor. Buna tavanı ya da çatısı olup da yanları açık olan her yer dahil. Mesela üstü çadır ya da güneşlikle kapalı olan bar ve restoran bahçeleri kapalı alan sayılıyor.&lt;br /&gt;-Acaba şemsiye altında sevgiliyle sigara içmek de yasak kapsamına mı giriyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Kahvehane, birahane, kafeterya, nargile içilen yerler, lokanta, lokal, disko, kuaför, işhanı, otel, bar her yerde her yerde yasak sigara. Oh olsun... Ammaaaa, huzurevi, akıl hastanesi, cezaevinde güvertelerinde sigaraları pöfürdetebilirsiniz. -Sigara içebilmek için akıl hastanelerinin yollarına düşecek insanlar tanıyorum, uf ne kötü!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Otellerde sigara içilen odalar bulunacak. Barlarda ya da restoranlarda sigara içilen bölüm olmayacak. Bunun yanı sıra sigara odası da olmayacak. Oysa yurtdışındaki çoğu havalimanında var. (Hem de 5 kiyi girdiğiniz kabinden çıktığınızda üzerinize sigara kokusu bile sinmiyor.)&lt;br /&gt;-Bu bir avantaj arkadaşlar, hiç korkmayın. ABD'de bar önünde sigara içerken sosyallaşme oranı tavan yapmış durumda. Sevgili arayanlara duyurulur. :)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu toplu taşıma araçlarında ve taksilerde sigara yasak olacak. Yataklı trenlerde de sigara içilemeyecek. Şehirlerarası ya da uluslararası gemilerin güvertesinde sigara içilebilecek.&lt;br /&gt;-Deniz sefası ve martılar eşliğinde sigara tüttüreceklere müjde! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmG3TvQp6GI/AAAAAAAAAf4/DOuJ9bOqzYU/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359766581279320162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 230px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmG3TvQp6GI/AAAAAAAAAf4/DOuJ9bOqzYU/s320/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Şimdi de gelelim cezalara...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Yasak yerde sigara içiren tesislere 560-5.600 TL arasında ceza kesilecek. Yasak yerde sigara içenlere 69, yere izmarit atanlar da 25 TL ceza kesilecek. Ancak işin komik tarafı,restoranda sigara içen kişi, ceza ödemesi halinde sigara içmeye devam edemeyecek. Bir kişiye art arda ceza kesilebilecek.&lt;br /&gt;-Herkes evinde denesin, kronometre tutsun, bir sigarayı içme süresi boyunca ceza kaça katlanacak.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Örneğin, masada sigara içen her kişi için ayrı ayrı para cezası kesilecek.&lt;br /&gt;Ekonomik durumu uygun olmayan kişinin cezası 4 taksite bölünecek.&lt;br /&gt;-Sigara içtim evet, kredi kartıma 4 taksit yapın!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Sigara içmenin "yassak" olduğu yerlerde kişilerin odasında sigara içildiği izlenimi veren çakmak ve kül tablası bulunduran kamu memurları, bu nesneleri kaldırması yönünde uyarılacak.&lt;br /&gt;- Masanızda çakmak ve kültablası var. Yoksa sigara mı içiyorsunuz?&lt;br /&gt;- Ne münasebet, çakmağın gazı yok. Ayrıca kültablası aksesuvar koleksiyonumun çok önemli bir parçası.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Yasak kapsamında herkese sorumluluk düşüyor. Yasağın delindiği hallerde, 184 numaralı ALO SABİM hattı, 155 Polis İmdat ya da 156 numaralı jandarma hattı aranabilecek.&lt;br /&gt;-Bundan sonra herkes yanında fotoğraf makinesi ya da fotoğraf çekebilen cep telefonu alsın. Sağda solda manyak gibi elalemin fotoğrafını çekeceğiz. Dayaktan korunmak için de Polis İmdat'ı arayabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8589115081104928670?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8589115081104928670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/dumanalt-yasaklar-ve-turk-insan.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8589115081104928670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8589115081104928670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/dumanalt-yasaklar-ve-turk-insan.html' title='Dumanaltı yasakları ve Türk insanı'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmG3TFpMJPI/AAAAAAAAAfo/Sgef8PFvqVk/s72-c/2.png' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-558510630432344261</id><published>2009-07-17T13:36:00.017+03:00</published><updated>2010-03-19T16:02:27.439+02:00</updated><title type='text'>Gazete ve internet yetmedi, sıra radyo programında :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmBnMpH2RdI/AAAAAAAAAfY/97ZJbTGnsOc/s1600-h/1.gif"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#ffffff;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359397023465752018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 292px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmBnMpH2RdI/AAAAAAAAAfY/97ZJbTGnsOc/s320/1.gif" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Evet sevgili günlük, tam anlamıyla yetmedi. Koşturdukça koşuşturmadan daha da zevk aldığımı fark ettim. Daha ne diyebilirim ki? Ee kocam da "Sen evli bir kadınsın, elinin hamuruyla bu işlere bulaşma. Otur oturduğun yerde" demediği için, ben de bu fırsatı fırsat bilip etkinlikten etkinliğe "akıyorum".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerin sayfaları bana dar gelmeye başlamıştı ki bilgi ve deneyimlerimi internet üzerinden sizlerle paylaşmaya başladım. Sizin adeta bağımlısı olduğunuz ve tıklarınızla büyüttüğünüz bir blogger oldum :) Sırası gelmişken yabancı veya Türk, halktan ya da bürokrat tüm okurlarıma kucak dolusu öpücükler gönderiyorum. Bu ne sevgi aaahhh, bu ne ilgi canlarım benim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Ee tamam artık, burada durursun dediler. Yook durur muyum hiç. Ne mi yaptım? Bu koşuşturmada, bu mesuliyet zincirinin yanı sıra bir de radyo programı çıkarttım kendime. TRT'nin yeni genç radyosu 105.6'dan yayın yapan Ankara Radyosu'nda her cumartesi saat 20.00 ile 22.00 arasında "Sivil Toplumun Sesi" adlı radyo programınında sizlerle buluşuyorum artık. Elbette yanlız değilim. Kiminlesin derseniz, elbette canım arkadaşım Bahar Atakan ile. Onsuz olur mu, ben onu bırakır mıyım hiç? :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmBnNRMDWQI/AAAAAAAAAfg/9nYqSk_dx7Q/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359397034220804354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 122px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmBnNRMDWQI/AAAAAAAAAfg/9nYqSk_dx7Q/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Neler mi yapıyoruz, ohooooo neler neler... Malum AB sürecinde sivil toplum kuruluşları ve onların yaptığı çalışmalar altın değerinde. Onlar Türkiye'nin demokratikleşmesi, hükümet ile halkın daha iyi iletişim kurması için çok önemliler. "Her koşulda AB" diyen Devlet Bakanı ve Başmüzekereci Egemen Bağış'ın da başlattığı sivil toplum diyaloğu projesi de bunun bir göstergesi. Bağış ne diyor: "Diyalog, diyalog, diyalog..." Tabii sivil toplumu dinlemek yetmiyor, onların isteklerini göz önünde bulundurup uygulamak da gerekiyor! Hükümet yetkililerine önemle duyurulur! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İşte biz de bu radyo programı kapsamında sivil toplum kuruluşlarını iki saat boyunca pastalar, börekler ve hoş sohbetler eşliğinde ağırlıyoruz. Onların çalışmalarını, projelerini, sorunlarını dinliyoruz. Sorunlara çözüm arıyoruz ve onların tanınırlığını daha da artırıyoruz. Siz sorularınızı sormak ya da yorumlarınızı paylaşmak için bizi 444 24 06'yı arıyorsunuz. Bizi hiç yanlız bırakmıyorsunuz. Hepinize şimdiden teşekkürler... Cumartesiye kadar dayanamayız, konuklar kim, programın konusu ne diyecek olursanız, onun içinde bir çözümüm var: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://siviltoplumunsesi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;http://siviltoplumunsesi.blogspot.com &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;'dan haftanın konuğu ve konusuna ulaşabilirsiniz. Vallahi, beni bu alanda da destekleyeceğinize eminim. Hadi bakalım, bir de programı dinleyin, bakalım ne diyeceksiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-558510630432344261?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/558510630432344261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/gazete-ve-internet-yetmedi-sra-radyo.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/558510630432344261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/558510630432344261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/07/gazete-ve-internet-yetmedi-sra-radyo.html' title='Gazete ve internet yetmedi, sıra radyo programında :)'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SmBnMpH2RdI/AAAAAAAAAfY/97ZJbTGnsOc/s72-c/1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-1869683593656668659</id><published>2009-06-29T16:38:00.014+03:00</published><updated>2010-03-19T16:02:03.569+02:00</updated><title type='text'>MJ'ye (1958-2009) küresel saygı duruşu</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkjLo1wyfKI/AAAAAAAAAdI/XUUo7iCfzWE/s1600-h/11.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352752059616754850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 228px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkjLo1wyfKI/AAAAAAAAAdI/XUUo7iCfzWE/s320/11.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Bazı şeylerin bir insanda ne denli büyük bir üzüntü yarattığını ya da boşluk oluşturduğunu sözlerle anlatmak hiç de kolay olmuyor. Micheal Jackson'un ölümü de bu tür durumlardan biri benim için. Sadece benim için değil elbet, dünyada MJ'nin ölümünün ardından sanki küresel yas ilan edilmiş gibiydi. Hepimizin acısı büyüktü, ama gözlüklerimiz değil! (Bkz. Cem Yılmaz, anlayan anladı!)&lt;br /&gt;O öldü, ama MJ ile ilgili anıları herkesin hayatında eminim çok tazedir. Benim aklıma hemen çocukluğumda kardeşimle "Jackson style" diye adlandırdığımız bağırışımız, onun dansta yeni bir çığır açan Moonwalker stilini yapmaya çalışışımız, Thriller eşliğinde zombiye dönüşüşümüz geldi... Ve daha birçok şey...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jackson'ın hayatı insanüstü emeğin ve çalışmanın bir ürünü bence. Bu kadar zenginlik, bu kadar şafşata, bu kadar sevgi... İşte insan, hayatında bunca şeyi bu kadar küçük bir yaşta elde edince, bir anda yanlızlaşmaya başlıyor, uzak duruyor dünyadan herhalde. Ve işte tam da bu noktada o insan ya canavara ya da meleğe dönüşüyor. MJ ise Peter Pan'a. Büyük bir mütevazilik göstererek kendini masal dünyasının en sevimli karakterlerinden biri yapmış bence MJ. Ama bunla da kalmamış, Peter Pan'ın varolmayan ülkesini kendi evi yapmış. Umarım, varolmayan ülkesine şimdi ulaşmıştır, hem de huzurla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkjLoyRTrpI/AAAAAAAAAdQ/vpadJJ5hnW4/s1600-h/13.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352752058679406226" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkjLoyRTrpI/AAAAAAAAAdQ/vpadJJ5hnW4/s320/13.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;Pop'un Kralı olmak herkesin harcı değildir. O bunu başaran biriydi. Herkesin saygı duruşunu da bu yüzden haketti. Şimdi ne olmuştur, bir efsane daha sönmüştür, bir yıldız daha kaymıştır, bir dönem daha kapanmıştır. Yaşadığı skandallar, ortaya atılan iddialar mum gibi bir anda sönmüştür. Nasıl öldü, niye öldü tartışmaları da yersizdir. O hayatını insanların kalplerindeki var olmayan bölgelerde yaşamaya devam edecektir. Huzur içinde uyu MJ!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Another day has gone/ I'm still all alone/ How could this be/ You're not here with me/ You never said goodbye/ Someone tell me why/ Did you have to go/ And leave my world so cold/ Everyday I sit and ask myself/ How did love slip away/ Something whispers in my ear and says/ That you are not alone/ For I am here with you/ Though you're far away/ I am here to stay/ You are not alone/ I am here with you/ Though we're far apart/ You're always in my heart/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P.S. Rockın efsanevi kralı Elvis Presley'in kızı ile popun efsanevi kralı MJ'nin evlenmesi ne kadar manidardır! Acaba bundan sonra da popun efsanevi kralının kızı, metalin efsanevi kral adayıyla mı evlenecek?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-1869683593656668659?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/1869683593656668659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/mjye-kuresel-sayg-durusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1869683593656668659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1869683593656668659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/mjye-kuresel-sayg-durusu.html' title='MJ&apos;ye (1958-2009) küresel saygı duruşu'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkjLo1wyfKI/AAAAAAAAAdI/XUUo7iCfzWE/s72-c/11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-1150409679182308622</id><published>2009-06-29T14:35:00.007+03:00</published><updated>2010-03-19T16:01:39.310+02:00</updated><title type='text'>İran'ı dinliyorum gözlerim kapalı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkioR3xgJWI/AAAAAAAAAcY/kYs7zmky8i8/s1600-h/1.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352713182112654690" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkioR3xgJWI/AAAAAAAAAcY/kYs7zmky8i8/s320/1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İran'da 12 Haziran'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaşananları, heyecanla karışık bir üzüntüye izliyorum sevgili günlük. Seçim gününden beri, özellikle Ankara'da yaşayan İranlılarla yakın temas içindeyim. Neler olup bitiyor, ne hissediyorlar, ne umuyorlar, gün be gün konuşuyorum onlarla. "Tahran da olmak ayrı, Ankara'da olmak ayrı" dediğini duyar gibi oluyorum ama Ankara'daki İranlılar, yaşananlardan hakikaten çok endişe duyuyorlar. Aileleri orada yaşadığı için her an "Acaba başlarına birşey geldi mi?" diye yaşıyorlar. Ama hepsinde buruk da olsa bir umut var, değişim umudu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın büyük farkla kazandığı "açıklanan" cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından adaylardan Mir Hüseyin Musevi liderliğinde İran'da başlayan protesto gösterileri geçtiğimiz Cumartesi Ankara sokaklarına sıçradı. İranlı gençler Sıhiyye'deki Abdi İpekçi Parkı'nda toplandılar ve çok renkli bir protestoya imza attılar. Dikkatimi bir çok şey çekti: Bir kere, protestocular çok gençti, ultra moderndi ve yüzlerini kapasalarda, sloganlarını cesurca attılar. Protesto gösterisinin simgesi olan "yeşil" rengi, neredeyse herkesin kıyafetlerini süslüyordu. Gençlerin göğsünde, "Yeşil &lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkioSExrNAI/AAAAAAAAAcg/4nCifh4gcb8/s1600-h/2.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352713185603040258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkioSExrNAI/AAAAAAAAAcg/4nCifh4gcb8/s320/2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İntifada"nın kahramanı ilan edilen Nida rozetleri vardı. İranlı gençler, ellerinde "Hepimiz Nida'yız, Oyum nerede?, Özgür İran'a destek verin" yazan pankartlarla adeta Ankara'dan Tahran'a mesaj gönderdiler. İranlı gençler, Ahmedinejad'ın adını bile protesto gösterisi sırasına anmazlerken, tek istediklerinin oylarının yeniden sayılması olduğunu söyleyerek, "Atatürk'ün dediği gibi 'Yurtta barış, dünyada barış' istiyoruz. İran halkı için dua edin" diyerek gösterilerine son verdiler. Gördüğün en renkli ve anlamlı gösterilerden biriydi diyebilirim! Bu arada söylemeden edemeyeceğim, İranlı protestocular arasında biri vardı ki, imajıyla beni büyük bir şaşkınlığa zerk etti. Tool tişörtü, kollarının her yerini kaplayan dövmeleriyle "İran'da böyle tipler de mi varmış, hay allah ne güzel" dedirtti bana. Helal olsun sana İranlı genç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Türkiye, İran'da yaşananlara nasıl bakıyor? Aslına bakarsanız, Türkiye, ilk başta, "Seçim İran'ın iç meselesi, Ahmedinejad seçilmiş kişi" diyerek Ahmedinejad'ı tebrik etmekle yetindi. Türkiye, seçim sonrası gelişmelere yönelik yeni bir pol&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkioSpQ6M2I/AAAAAAAAAco/SHdoDz12jjo/s1600-h/BAHAR01.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352713195397722978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkioSpQ6M2I/AAAAAAAAAco/SHdoDz12jjo/s320/BAHAR01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;itika izlemek yerine şu an bekle-gör politikasını gündeminde tutuyor. Erdoğan'ın "Hükümete de muhalefete de aynı uzaklıktayız" sözleri bunun bir göstergesi. Ama tabii, bu politika, AB ülkeleri ve ABD'nin İran'a yönelik politik tavrıyla tamamen çelişiyor. Geçtiğimiz günlerde bir vasıtayla CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'le görüşme imkanı buldum. Laf elbette İran'dan açıldı ve Öymen şunların altını çizdi:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;"AKP hükümeti söylemesi gerekenleri söylemiyor. Kimin iktidar olacağını, halk kendi belirler. Ama seçimlerde insan haklarına, ifade özgürlüğüne tam uyulması, seçimlerin özgür ve dürüst bir şekilde yapılması gerekir. İnsan hakları meselesi hiçbir ülkenin iç sorunu olamaz. AB ülkelerinin İran'a yönelik tepkisinin özünde de bu var. AB, İran'ın özgürlüğü ve insan haklarından yana eleştiride bulunuyor. Oysa Türkiye, mesajında insan hakları, can güvenliği gibi boyutları öne çıkaramıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.B&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-1150409679182308622?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/1150409679182308622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/iran-dinliyorum-gozlerim-kapal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1150409679182308622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1150409679182308622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/iran-dinliyorum-gozlerim-kapal.html' title='İran&apos;ı dinliyorum gözlerim kapalı...'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SkioR3xgJWI/AAAAAAAAAcY/kYs7zmky8i8/s72-c/1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-3977545227532446228</id><published>2009-06-22T11:56:00.007+03:00</published><updated>2010-03-19T16:01:18.043+02:00</updated><title type='text'>Obama, benim için mangala bir T-Bone steak at!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sj9HU6DujyI/AAAAAAAAAbo/vYrLx2qd1TE/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350073306847285026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 278px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sj9HU6DujyI/AAAAAAAAAbo/vYrLx2qd1TE/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Bu fotoğrafı görünce aklıma balayımızı geçirmek için gittiğimiz İtalya'da yediğimiz T-Bone steakler geldi. Ağzımın suyu aktı resmen. Yediğim bifteğin ve içtiğim şarabın tadı hala aklımda! Dünya bifteği ile ünlü birçok yer var, ama inanın Floransa'dakiler yıldızlı pekiyi alır bu anlamda. Hatta tesadüfen gittiğimiz ama sonrasında o bölgenin en ünlü restoranı olduğunu öğrendiğimiz yere meğer kimler geliyormuş, kimler. Türkiye'nin birçok ünlü ismi, mesela Bülent Ersoy gibi, her yıl buranın leziz biftekleri için sıraya giriyormuş. Ehehe biz de onlardan biri olmuşuz desenize!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse asıl konuya döneyim sevgili günlük. Beyaz Saray'ın bahçesinde halka açık bir etkinlikte ABD Başkanı Obama, hem bir yandan mangal partisi veriyor hem de halkla havadan sudan sohbet ediyor. Bir liderin halkla bu kadar samimi bir düzeyde bir araya gelmesi hakikaten takdire şayan! Bu, bir liderin iletişim stratejisinin ne kadar kuvvetli çizildiğinin de göstergesi. (Alkış!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sj9HU_cZ-4I/AAAAAAAAAbw/x2pBQdo9ETg/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350073308292971394" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sj9HU_cZ-4I/AAAAAAAAAbw/x2pBQdo9ETg/s320/4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Ben, örneğin Cumhurbaşkanı Gül'ün Çankaya Köşkü'nde halka açık bir mangal partisi verdiğini rüyamda bile göremeyeceğimi düşünüyorum. Kadınlar türbanlı mıydı, değil miydi?, alkol var mıydı, yok muydu?, Gül çoluğu çocuğuyla çimlere oturur muydu oturmaz mıydı?, güvenlik yüzünden mangal partisine katılacaklar arasında sorun çıkarmıydı, çıkmazmıydı? İşte bir işi başlamadan bitirmeye sebep olacak düşünceler zinciri. O yüzden biz de mangal partisi değil, ancak Meclis duvarına çiğ köfte yapıştırma partisi olabilir! Ki oldu ne yazık ki! (Bkz: Türk işi eğlence anlayışı) Ona da girişler sınırlı haa, şimdiden söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Özetle, bu hafta sonu artık pikniğe gitmenin zamanı gelmiştir, gelmek isteyenlere duyurulur! Yer konusunda önerilerinize açığım. Hazırlıklarınızı yapın, hamaklarınızı hazırlayın, hep beraber Obama'yı kıskandıracak bir pikniğe imza atıyoruz! Mangalı kim yakmak ister? Malum mangal pikniğin şerefidir!!! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-3977545227532446228?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/3977545227532446228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/obama-benim-icin-de-mangala-bir-t-bone.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3977545227532446228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3977545227532446228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/obama-benim-icin-de-mangala-bir-t-bone.html' title='Obama, benim için mangala bir T-Bone steak at!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sj9HU6DujyI/AAAAAAAAAbo/vYrLx2qd1TE/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2692301043302971022</id><published>2009-06-19T17:35:00.008+03:00</published><updated>2010-03-19T16:00:37.926+02:00</updated><title type='text'>Bakalım PETA buna ne diyecek?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjyRGoE-6AI/AAAAAAAAAbY/MAFedwWEKOY/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349310000432867330" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 219px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjyRGoE-6AI/AAAAAAAAAbY/MAFedwWEKOY/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Pes diyorum ya. Şimdi bana "Niye ki?" diyeceksin sevgili günlük. Şöyle anlatayım. ABD Başkanı Obama'nın CNBC'ye verdiği röportajda, eline yüzüne konan bir sineği bir hamlede öldürmesi bir taraftan şaşkınlıkla izlenip alkış alırken, diğer taraftan da hayvanseverlerin tepkisine neden oldu. Hatta PETA'cılar, Obama'ya "Görmezden gel sineği, öldürme" mesajı bile yolladılar. Ben bu tepkiyi biraz abartılı buldum. Ama biraz önce internette sörf yaparken gördüğüm "şey" adeta tüylerimi diken diken etti. Tepki verilecekse, buna tepki göstermeli PETA'cılar. Hıhhh!&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Malum köpekler çok fazla yıkanmayı sevmezler. Fransız bir girişimci de, bu sorunu kökünden çözen bir icata imza atmış sağolsun. İcatın adı "Dog-o-matic" yani otomatik köpek yıkama makinesi. Bu bildiğiniz bir çamaşır makinesine benziyor sadece camlı kısmı biraz daha geniş. Köpeği makineye atıyorsunuz. Yıkama, durulama, kurutma yapıyor. Pis köpeğinizi, cici bir şeklide kucağınıza alabiliyorsunuz. Hem de canı hiç acımadan! Ürünün yaratıcısı Fransız, bir de kalkmış, "Köpeği makinede yıkamak sadece birkaç dakika alıyor. Uzun süren kısmı ise kurutması. Ama köpekler makinenin içinde pek de sıkılmış görünmüyorlar. Orada oturup, dışarıya temiz bir şekilde çıkmayı bekliyorlar" diyor. Fiyatı da cabası, sadece 45 $'cık! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjyRG8IAPGI/AAAAAAAAAbg/WSylSNEs7jU/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349310005814246498" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 206px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjyRG8IAPGI/AAAAAAAAAbg/WSylSNEs7jU/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Yahu hangi akla hizmet bilinmez ama köpeğe kirli çamaşır muamelesi yapmak kimin haddine yahu! Siz yıkanması gereken bebeğinizi makineye atıyor musunuz? Sorarım size! Bu resmen bir caniliktir. Köpek orada bunalır mı, tedirgin olur mu, düşünen yok. "İnsanlar rahat etsin yeter" anlayışı beni bazen çok sinirlendiriyor. Şu köpekçiğe bakın, sanki işkence aleti içine girmiş de umutsuzca "Çıkarın lan beni buradan" diye haykırıyor. Bu otomatik köpek yıkama makinesine para veren insanları fişlemek gerekir, fişlemek. Çok sinirlendim ya! Başka söze gerek yok, yorumları size bırakıyorum!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2692301043302971022?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2692301043302971022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/bakalm-peta-buna-ne-diyecek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2692301043302971022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2692301043302971022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/bakalm-peta-buna-ne-diyecek.html' title='Bakalım PETA buna ne diyecek?'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjyRGoE-6AI/AAAAAAAAAbY/MAFedwWEKOY/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7505976949751331998</id><published>2009-06-19T16:39:00.004+03:00</published><updated>2010-03-19T16:00:12.700+02:00</updated><title type='text'>Kathy'ciğim yolun açık olsun!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjuVwtLnnSI/AAAAAAAAAbQ/SjtR_15sxLU/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349033646427184418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 226px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjuVwtLnnSI/AAAAAAAAAbQ/SjtR_15sxLU/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İstanbul Milliyet'ten Ankara'ya transfer olduğumda, bir bir büyükelçilerle ya da büyükelçilik mensuplarıyla tanışmak için Ankara sokaklarında tur atıyordum. Malum diplomasi muhabiri deyince kocaman bir dünyadan bahsediyoruz. Öyle bakanlıkla iş bitmiyor. Diplomatlarla tanışmanız, arkadaş olmanız gerekiyor. Ee diplomatlar ve gazeteciler, biz bir elmanın iki yarısı gibiyiz. (Arabesk bir ruh haline mi büründüm ne?)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İşte ABD Büyükelçiliği Sözcüsü nam-ı değer Kathy Schalow ile ilk kez ABD'nin iç güvenliğinden sorumlu "Department of Homeland Security"nin başı olan Genel Sekreter Micheal Chertoff'un Ankara ziyaretinde tanışmıştık. Başbakanlık'ın önünde uzun uzun sohbet etmiştik. Kendisiyla hakikaten samimi bir sohbet ortamı yaratmıştık. Birçok haberin arka planı için, detayları almak için hiç çekinmeden aradığım biri olmuştu Kathy. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Kathy'ye dışarıdan baktığınızda mesafelidir, hatta ona birşey sormaya bile zaman çekinirsiniz. Ama samimiyseniz, sınırlar içinde elinden ne geliyorsa yapar. Bir çok diplomasi muhabiri arkadaşımın "Bahar ya, sen çekinmeden Kathy'i arayıp istediğini sorabiliyorsun, ne güzel" dediğini de bilirim. Şanslı mıyım ne? :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İşte bir yılı aşkın bir süre geçti ve Kathy Ankara'daki zorlu görevini bitirerek ABD'ye dönüyor. Dün, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği Kamu İşlerinden Sorumlu Danışmanı Thomas Leary, Schalow için bir veda düzenledi. Kendisini mutlu, daha doğrusu rahatlamış gördüm. Elbette, gitmek her zaman daha kolaydır, insan yeni bir hayat kurmanın telaşı içindedir. O yüzden Kathy'ciğim, yolun açık olsun, senin de dediğin gibi Türkiye senin ikinci evin! Sevgiyle kal!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7505976949751331998?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7505976949751331998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/kathycigim-yolun-ack-olsun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7505976949751331998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7505976949751331998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/kathycigim-yolun-ack-olsun.html' title='Kathy&apos;ciğim yolun açık olsun!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjuVwtLnnSI/AAAAAAAAAbQ/SjtR_15sxLU/s72-c/2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7135579467731141105</id><published>2009-06-15T12:09:00.009+03:00</published><updated>2010-03-19T15:59:46.799+02:00</updated><title type='text'>Davutoğlu, Speedy Gonzales'i geçer mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYTFHtK30I/AAAAAAAAAaw/0VQtUCppmPc/s1600-h/speeddy_gonzales_344x238_538756014.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347482586237820738" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 318px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYTFHtK30I/AAAAAAAAAaw/0VQtUCppmPc/s320/speeddy_gonzales_344x238_538756014.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Nereden çıktı şimdi bu deme sevgili günlük. Şikayetçiyim. Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu, Speedy Gonzales'i geçmeye and içmiş! Göreve başlayalı 45 gün oldu, adam durmuyor, bir bakıyorsunuz şurada, bir bakıyorsunuz burada. Kendisini en son 27 Mayıs'ta İngiltere'nin karizmatik Dışişleri Bakanı David Milliband ile düzenlediği ortak basın toplantısında gördük. Görüş o görüş! Artık yollarını gözler olduk. Hatta diplomasi muhabirlerinin ağzından, "Biz Bakanımızı özledik" nidaları dökülür oldu son zamanlarda. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Yaptığım benzetmeye ben de güldüm, tamam kabul ediyorum sevgili günlük ama &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjY2CNxKMHI/AAAAAAAAAa4/Ga3O_ojVlBk/s1600-h/spp.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347521019232530546" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 194px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjY2CNxKMHI/AAAAAAAAAa4/Ga3O_ojVlBk/s320/spp.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;hiç de haksız değilim. Sevimli fare Speedy Gonzales'in "Arriva, arriva!" şeklindeki bağırışı çocukluk hatıralarımı hala süsler. Siestası ile ünlü Meksika'da çok hızlı hareket eden, her işi zamanında çözmeye çalışan çalışkan bir faredir o! İşte zaten çizgi filmdeki ironi de, güzellik de bundan kaynaklanıyordu! Davutoğlu da 45 gün içinde neredeyse yazamayacağım kadar çok yere gitti, önemli toplantılara katıldı. Umarım memlekete hayırlı olmuştur!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Davutoğlu, Türkiye’nin 1 Haziran'dan itibaren BM Güvenlik Konseyi Dönem Başkanlığını üstlenmesi nedeniyle, 31 Mayıs - 5 Haziran tarihleri arasında Washington ve New York'a gitti. Eh güzel yer, diyecek yok. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD’nin Orta Doğu özel temsilcisi George Mitchell olmak üzere Senato ve Temsilciler Meclisi'nde temaslarda bulundu. 6 Haziran'da Ankara'ya dönen Davutoğlu, daha valizini bile değiştirmeden, soluğu Pakistan ve Afganistan'da aldı. Nerede ABD nerede Afganistan demeyin, görev aşkı herşeyin üzerindedir! Davutoğlu, 9-10 Haziran’da Pakistan’da, 11-13 Haziran'da da Afganistan’da bir dizi temasta bulundu. Malum, Türkiye, Afganistan ve Pakistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için ve terörün sona erdirilmesi için arabuluculuk rolü üstleniyor. Her neyse, bol bol sevgi depoladı Davutoğlu. Malum Afganistan ve Pakistan Türkiye'nin kardeşi. Onların gösterdiği sıcaklığı ve yakınlığı kimseden bulamazsınız, söylemedi demeyin! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjY2CZeVZrI/AAAAAAAAAbA/wf4pZLDiCjk/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347521022374799026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjY2CZeVZrI/AAAAAAAAAbA/wf4pZLDiCjk/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Neyse, takvim 14 Haziran'ı gösteriyordu, "Tamam şimdi Ankara'ya döndü, biz gazetecilere gün doğdu" demeye kalmadı, Davutoğlu kendini yine yollara vurdu. Bu sefer ki rota daha da ilginç, daha da dolambaçlı. 15-19 Haziran tarihleri arasında, ufukta Lüksembourg, Berlin, New York ve Moskova ziyareti var!&lt;br /&gt;Program ne mi?&lt;br /&gt;Davutoğlu, Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmeleri ele almak üzere Lüksemburg’da Uluslararası Barış Enstitüsü'nün evsahipliğinde bir çalışma yemeğine katılacak. Daha sonra, Alman mevkidaşı Steinmeier’la Almanya'nın Türklere yönelik uyguladığı yeni vize muafiyeti uygulaması ve bunun getirdiği sorunları dile getirecek. Çünkü biliyorsun sevgili günlük, Dışişleri bu yeni uygulamaya yönelik, "Riskli ve komplike" nitelendirmesinde bulunmuştu.&lt;br /&gt;Davutoğlu, New York'ta Irak konulu BM Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık edecek. En nihayetinde, Moskova'da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüşecek.&lt;br /&gt;Malum, bu ay içinde Türkiye, Rusya Başbakanı Putin'i ağarlamaya hazırlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Ben yazmaktan usandım ama Davutoğlu'nun Haziran mesaisi bununla da bitmiyor. Davutoğlu'nun ayın 20'sinden sonra Katar ve Irak'a gitmesi öngörülüyor. Özellikle de Irak programı dikkati çekiyor. Çünkü Davutoğlu, Irak'a yapacağı ilk resmi ziyaretini sadece Bağdat ile sınırlamadı. Basra ve Musul'u da programa dahil ediyor. Bunun dışında Erbil'e gidip Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim ile temas kurması da gündemde. Eğer böyle olursa, Erbil'e ayak basan ilk Türk Dışişleri Bakanı olacak. Tarihi bir ana da imza atmış olacak. Hadi bakalım, geziyle ilgili Dışişleri ser verip sır vermese de, bizim haber kuşlarımızdan aldığımız bilgiler bu yönde.&lt;br /&gt;İşte, Davutoğlu, Haziran ayını bir gün bile durmadan siyaset içinde geçirirken, ben de yaz tatili, deniz, güneş ve dinlenmeyi düşlüyorum. Bir yıl boyunca Speedy Gonzales'lik kimliğine bürünen bendeniz, artık şapkasını çıkarıp Siesta demek istiyor! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Not: B.A. izine ayrıldı, iki hafta yok. Kendisine iyi dinlenmeler diliyorum. Seni şimdiden özledim kuzum :)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7135579467731141105?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7135579467731141105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/davutoglu-speedy-gonzalesi-gecer-mi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7135579467731141105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7135579467731141105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/davutoglu-speedy-gonzalesi-gecer-mi.html' title='Davutoğlu, Speedy Gonzales&apos;i geçer mi?'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYTFHtK30I/AAAAAAAAAaw/0VQtUCppmPc/s72-c/speeddy_gonzales_344x238_538756014.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7083960435342059930</id><published>2009-06-15T11:46:00.011+03:00</published><updated>2010-03-19T15:59:17.169+02:00</updated><title type='text'>TRUE BLOOD BAŞLIYOR YUPPİ!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYNnzpT8VI/AAAAAAAAAaM/QoSiMOEOKZU/s1600-h/1.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347476585078583634" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 242px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYNnzpT8VI/AAAAAAAAAaM/QoSiMOEOKZU/s320/1.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Ben öyle kolay kolay dizi ya da film beğenmem. Evde arkadaşlarla koltuklara yayılmış birşeyler izlerken, millet gülmekten yarılır, ben "Uf, puf" yaparım. Zor beğenirim, zor! Hele de dizi konusunda çok titizim, seçiciyim. Ama şöyle kanımı kaynatacak bir dizi olduğunda en ince ayrıntısına kadar araştırır, dizinin yeni bölümü için gün sayarım. Bu aralar hiç kaçırmadığım diziler arasında House, Lost ve Dexter var. Ama onlar da malum "mola" verdi! Ben de gözümü henüz bir sezonu yayınlanmış olan True Blood'a çevirdim. Adı bile insana "Nasıl yani?" dedirtiyor. Bu diziyi sevmek için çok nedenim var, çok. Hemen başlıyorum:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;1. Dizinin yaratıcısı Alan Ball. Six Feet Under'ı izleyenler bilirler. Bu adam gerçekten dizinin ne olduğunu ve izleyiciyi nasıl bir maceraya çıkaracağını bilir. O bir deha, o bir detaycı, o bir harika görüntüler yaratıcı. Sonuç: Alan Ball ismi ve True Blood'u yan yana görünce, diziyi izlemek benim için zaten farz oldu! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;2. Dizinin konusu gerçekten çok ilginç. Bir kere vampirlerle ilgili drama fikri beni çok heyecanlandırdı. İkincisi vurdulu kırdılı ya da dünyayı ele geçirme senaryolu vampir dizilerine hiç mi hiç benzemiyor! (Buffy ya da Angel sevenlere duyurulur), Dizinin senaryosu Charlaine Harris’in "The Southern Vampire Mysteries" adlı 8 kitaplk serisine dayanarak yazılmış. Dizinin konusu ise, insan kanı yerine, Japonların ürettiği sentetik kanı içmeye başlayan vampirlerin saklandıkları yerlerden çıkarak kimliklerini açık açık sergilemesi ve halka karışması. Dizinin güzel yanı vampir nitelendirmesinin alaşağa edilmesi. Neden mi? Vampirler insan kanı içmekten vazgeçiyor, bu sefer insanlar vampir kanı içmeye başlıyor! Ve olaylar çığrından çıkıyor!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYL_5Tzw2I/AAAAAAAAAZ0/9Ehm4GZcq-Y/s1600-h/1.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347474799892611938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYL_5Tzw2I/AAAAAAAAAZ0/9Ehm4GZcq-Y/s320/1.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;3. Yazmıyım yazmıyım dedim ama... Dizi yakışıklılarla dolu. (Kocam belki okumadan atlar bu maddeyi, ne dersin sevgili günlük. Haydi şansımı deneyeyim!) Esmeri, sarışını, kaslısı, sevimlisi... Seç beğen al misali yahu. Kim bu gençler çığlıklarınızı duyar gibi oluyorum. Bekleyin, sabırsız olmayın. Dizinin ana kahramanı Sookie Stackhouse, kızımız Oscar ödüllü Anna Paquin. Fazla uzatmıyorum tamam! Sookie'nin vampir sevgilisi Bill (Karizma tavan + bakışlara dikkat!). Bill'in lideri bin yaşındaki vampir Eric (Çoook yakışıklı, söz bulamıyorum:). Sookie'nin vampir karşıtı abisi Jason (vücuda dikkat+ sevimli sarışınlardan). Sookie'nin çalıştığı barın sahibi Sam (Tipim değil!). Barda çalışan gay Lafayette (Kesinlikle müthiş bir oyuncu + zenci işte, fazla söze gerek yok)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;4) Dizinin jeneriği alkışa değer! Ne zaman dizinin yeni bölümünü izlesem jeneriği asla geçmiyorum. Çok yaratıcı! Ee bir de hakkını vermek lazım dizinin jenerik müziği çok kışkırtıcı. Jace Everett'ten Bad Things... I wanna do bad things to youuuuuuu!!! (Anladınız siz!)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYMAewb3XI/AAAAAAAAAaE/o2giMfyXsDc/s1600-h/3.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347474809944792434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 246px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYMAewb3XI/AAAAAAAAAaE/o2giMfyXsDc/s320/3.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt; 5) Dizinin afişleri çok espirili. İşte Alan Ball'un &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYMAIv21BI/AAAAAAAAAZ8/ztA6jvkXck0/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;zekası bir kez daha ortaya çıkıyor: "Real Blood is for Suckers!" ya da "Friends Don't Let Friends Drink Friends" İşte size bir neden daha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Amacım yaz aylarında çok güzel bir dizi izlemenize vesile olmak! Dizinin ikinci sezonu dün başladı! Ben gün saydım resmen, 10 gün kaldı, 2 gün kaldı diye. Kocamla heyecan furyamız son raddede! Haydi True Blood sevenler ekran başına! True Blood: All Flavor, No Bite!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7083960435342059930?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7083960435342059930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/true-blood-basliyor-yuppi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7083960435342059930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7083960435342059930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/true-blood-basliyor-yuppi.html' title='TRUE BLOOD BAŞLIYOR YUPPİ!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SjYNnzpT8VI/AAAAAAAAAaM/QoSiMOEOKZU/s72-c/1.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2742528917233290205</id><published>2009-06-09T14:46:00.007+03:00</published><updated>2010-03-19T15:58:46.838+02:00</updated><title type='text'>Naomi, Emine Erdoğan'a çaya geldi. Ay ne şeker!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Si5eiJspSwI/AAAAAAAAAZc/DSNHr209Hbs/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345313748547095298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 275px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Si5eiJspSwI/AAAAAAAAAZc/DSNHr209Hbs/s320/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Skandalları, sarhoş halleri, sevgilileri, sokak kavgalarıyla tanıdığımız siyahi güzel, ünlü top model Naomi Campell Ankara'ya bugün Başbakanımızın nadide eşi Emine Erdoğan ile çay içmeye geldi. Ah o çay davetinde ben de olacaktım! Magazinle siyaset bir noktada buluşunca biz gazeteciler için öyle malzeme oluyor ki, malzeme bolluğundan ağzımızın suyu akıyor adeta. Fotoğraflarına bakınca, kırk yıllık kankamla ben bile bu kadar samimi pozlar vermemiştim dedim! Bu arada, eğlence sonrasında sokak kavgalarıyla, tekme tokatlarıyla ünlü Naomi'nin bu kadar uysal ve sevimli görünmesi de beni şaşırttı. Ben daha hareketli ve skandallı bir Ankara ziyareti bekliyorum Naomi'den. (Burası İstanbul değil, Ankara nire, eğlence nire dediğinizi duyar gibi oluyorum. Tamam tamam susutum!) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Naomi'nin yolu nereden çıktı da Ankara'ya düştü derseniz, şöyle anlatayım: Geçtiğimiz pazar, Formula 1 organizasyonu için sevgilisiyle İstanbul'a gelmişti Naomi. Dün de öğrendime göre Rus milyarder sevgilisi Vladislav Doronin ile gizlice Antalya'ya kaçmış. Şimdi de Ankara'da. Nereden çıktı bilinmez ama, "Emine hanımı cepten bir arayım da, şöyle baş başa kadın kadına bir sohbet edelim yahu" demiş. Emine hanım da, Naomi'yi kırmayarak, ona saat 10.30'da randevu vererek, "Gel kız, sana çok güzel pasta börek yaptım. Birlikte yeriz" diye buyurmuş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Si5eifkaJkI/AAAAAAAAAZk/SaGZaTvQfpk/s1600-h/4.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345313754418128450" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 206px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Si5eifkaJkI/AAAAAAAAAZk/SaGZaTvQfpk/s320/4.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Gelelim iki saatlik görüşmede nelerin konuşulduğuna. Malum, Emine hanım, Naomi'yi "Filistin İçin El Ele" toplantısına çağırmış, ancak Naomi bu toplantıya katılamamıştı. Başbakanlık kaynaklarından aldığımız bilgilere göre, Naomi, Emine hanıma, bununla ilgili üzüntülerini dile getirmiş. Naomi, Emine hanımın gönlünü almak için bir süredir yürüttüğü moda kampanyasından elde edilen gelirlerin yardım amacıyla nerelere bağışlanabileceği konusunda kendisine bilgi vermesini istemiş. Emine hanım da, Naomi'ye kız çocuklarının eğitim ve meslek hayatına katılmaları için gezici ana okulları ve kız meslek okulları kurulması için yardımda bulunabileceğini söylemiş. Öğrendiğim kadarıyla, Emine hanım, Naomi'ye Türkiye hatırası olarak geleneksel Türk motifleriyle işli gümüş bir çanta hediye etmiş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Campbell, görüşmenin ardından gazetecileri de düşünerek, sevimli pozlar vermiş. Eee kadın biliyor, televizyonların akşam haberlerini sadece Naomi- Emine hanım görüşmesi haberinin süsleyeceğini. Fırsat bu fırsat, durur mu Naomi. "Emine Erdoğan, çok zeki, yetenekli bir kadın. Birkaç tane projemiz var. Bunlardan hangisi seçeceğimize karar vereceğiz" diyerek Ankara'ya veda etmiş. Ne dersiniz, belki Naomi, Emine hanımın yeni moda danışmanı olur! (Seslerinizi duyar gibi oluyorum: Amin)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2742528917233290205?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2742528917233290205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/naomi-emine-erdogana-caya-geldi-ay-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2742528917233290205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2742528917233290205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/naomi-emine-erdogana-caya-geldi-ay-ne.html' title='Naomi, Emine Erdoğan&apos;a çaya geldi. Ay ne şeker!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Si5eiJspSwI/AAAAAAAAAZc/DSNHr209Hbs/s72-c/3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8811876226562696158</id><published>2009-06-05T17:45:00.009+03:00</published><updated>2010-03-19T15:58:22.136+02:00</updated><title type='text'>Esselamu aleykum Obama!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SioTDuJMhsI/AAAAAAAAAZM/1mvYT2UYh8g/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344104862475650754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SioTDuJMhsI/AAAAAAAAAZM/1mvYT2UYh8g/s320/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;O herkesin Obama'sı. Müsümanların Hüseyin'i, Batılıların Barack'ı. Öyle güzel bir konuşma yaptı ki Mısır'da, bir konuşma bu kadar düzeyli ve dengeli olabilir. İslam dünyasıyla Batı'nın barıştırılması üzerine odaklanan konuşmasında, "Ben aileden biriyim, bana kardeşiniz gibi güvenin" mesajı verdi resmen. Esselamu Aleykum ile İslam dünyasına "Merhaba" dedi. Kuran'a ve İslam'a ne kadar saygı duyduğunu gösterdi. Kuran'ın en güzel ayetlerini dünya barışına hizmet etmek için dillendirdi. Daha ne olsun! Eleştirenler ve yetersiz bulanlar olmadı mı, oldu. "Samimi değil, söz var, eylem yok" diyenler olmadı mı, oldu. Ama bence Ankara'da TBMM'de yaptığı konuşma ne kadar pürüzsüz idiyse Kahire'den İslam dünyasına seslenişi de bir o kadar akılcıydı. İçimden adeta, "Sen konuş biz dinleyelim Obama" dedim bir çok sefer. Hele bir de tane tane, el hareketlerini dozunda kullanarak, inançlı bakışlar eşliğinde konuştu mu bu adam daha da çekici oluyor! Doğru söze ne hacet!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SilefcfHXfI/AAAAAAAAAY8/zjImLKzUWPw/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343906327167458802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 221px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SilefcfHXfI/AAAAAAAAAY8/zjImLKzUWPw/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;AB, İslam dünyası ve Türkiye'nin çıkaracağı çok dersler var bu konuşmadan. İlk kez dışımızdan biri, içimizden biri gibi, içimizin hissettiği doğruları açık açık söyledi. Anlamayanlara duyurulur! İşte bu tarihi konuşmadan baş ucu notları yapılması gereken bölümler şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Bush döneminde gerçek düşman haline gelen İslam'la barışma:&lt;br /&gt;* Ben Hristiyanım! Ama uygarlığın İslamiyet'e büyük borcu olduğunu biliyorum. Avrupa'nın Rönesans ve Aydınlanması'na yol açan İslam'dı.&lt;br /&gt;* Amerika, hiçbir zaman İslam ile savaşta olmayacaktır. İslam, ABD'nin bir parçasıdır. Bir milyarı aşkın kişinin bu inancı, birkaç kişinin nefretinden güçlüdür.&lt;br /&gt;* Din bizi bir araya getirir.&lt;br /&gt;* Aşırılıkla mücadelede İslam problemin bir parçası değil, barışın teşvik edilmesinde önemli bir araçtır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Demokrasinin yüceltilmesi:&lt;br /&gt;* Hiçbir yönetim şekli bir ülke tarafından bir başka ülke üzerine dayatılamaz.&lt;br /&gt;* Bazıları sadece iktidarda değilken demokrasiden konuşuyor.&lt;br /&gt;* 21. yüzyılın para birimi eğitim ve yenilikçilik olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Kadın hakları ve "sözde" türban tartışması:&lt;br /&gt;* Batı'nın kadınların ne giymesi gerektiğine karar vermek gibi uygulamalardan vazgeçmesi gerekir. Herhangi bir dine karşı husumeti, liberalizm adı altında gizleyemeyiz.&lt;br /&gt;* Müslüman kadınların başını örtmesi, Batı'da bazıları tarafından eşitsizlik olarak algılanıyor. Ben bu görüşe KATILMIYORUM. Asıl eşitsizlik, bir kadının eğitim hakkının elinden alınmasıdır.&lt;br /&gt;* Kadın eşitilği meselesi sadece İslam'ın sorunu değildir. Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Endonezya gibi ülkeler kendilerine kadın liderler seçtiler. Kız çocuklarımız da erkek çocuklarımız kadar topluma katkı yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SioTkb_vFeI/AAAAAAAAAZU/0eZsUcJZFTM/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344105424539817442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 222px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SioTkb_vFeI/AAAAAAAAAZU/0eZsUcJZFTM/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Dürüst, samimi ve içten. Obama işte bu yüzden "Hepimizin umutlarının birleştiği bir lider. Şu fotoğrafa bakın, konu komşu, kadın erkek, yaşlı genç hepsi bir yatağın üzerine dizilmiş, Obama'yı izliyor. Olayı bu fotoğraf çok güzel özetliyor bence. Obamania böyle bir şey olsa gerek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;O, tarihi konuşmasını "Allah'ın selamı üzerinde olsun!" diye bitirdi. Ben de bu yazıyı "God bless you!" diye bitirsem yeridir herhalde :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8811876226562696158?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8811876226562696158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/esselamu-aleykum-obama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8811876226562696158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8811876226562696158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/esselamu-aleykum-obama.html' title='Esselamu aleykum Obama!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SioTDuJMhsI/AAAAAAAAAZM/1mvYT2UYh8g/s72-c/3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-3328651092223337196</id><published>2009-06-04T16:16:00.009+03:00</published><updated>2010-03-19T15:57:15.607+02:00</updated><title type='text'>Kadın seven harika kadın Verveer ve Clinton'ın mottosu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SifKJQ_ULNI/AAAAAAAAAX8/agF4YNn1iCg/s1600-h/5.jpg"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343461743426546898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SifKJQ_ULNI/AAAAAAAAAX8/agF4YNn1iCg/s320/5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;ABD Başkanı Obama yine yaptı yapacağını ve farkını ortaya koydu. Emsalsiz bir karara imza atarak, Clinton'a bağlı Dışişleri Bakanlığı içinde Küresel Kadın Konularından Sorumlu bir büyükelçi atadı. Obama'nın bu hareketi, "kadına" verdiği değerin bir göstergesi. (Kocaman alkış, Türkiye'ye de bir Obama lazım yahu) İşte bu ulvi görevi üstlenen harika insan Melanne Verveer'le geçtiğimiz gün bir grup kadın gazeteci yemek yeme fırsatı bulduk. Verveer'le akşam üstü saat 19.30'da ABD Büyükelçiliği'nin Kültür Müsteşarı Elizabeth McKay'in evinde buluştuk, dağıldığımızda saat 22.30'du. Tabii konu kadın ve Türkiye olduğunda söyleyecek o kadar çok şey var ki... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SifKJVdR1HI/AAAAAAAAAYE/DRc7yiH5CrI/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343461744625964146" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SifKJVdR1HI/AAAAAAAAAYE/DRc7yiH5CrI/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Melanne kadın haklarını savunmak, kadınların siyasi ve ekonomik güçlenmesini sağlamak, kadınların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimini geliştirmek, kadın ve kızlara karşı her türlü şiddetle mücadele etmek ve ABD dış politikasında kadınların insan hakları ile tamamen entegre olduğunu temin etmek için dirsek çürütüyor. Melanne'ı Türkiye'ye atamayı düşünmez mi acaba Obama? Çünkü biz de bu sorunlardan bol bol var. Melanne'le 3 saat boyunca Türkiye'deki kadınlar, onların sonunları, muhafazakarlığın kadın hayatına etkileri gibi birçok konu konuştuk. Çok sıcak, sevimli ve bol kahkahalı bir sohbetti. Clinton'ın sağ koluyla arkadaş olmak ne güzel şeymiş yahu! :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Harika kadın Verveer, Ankara'dan sonra İstanbul ve Diyarbakır'a geçerek Türkiye'nin birçok farklı ilindeki kadınlarla bir araya gelme imkanı bulacağını ve bunun heyecan verici olduğunu belirtti. (Ben kadınların sorunları duyunca bu heyecanın yerini neyin alacağını merak ediyorum!)&lt;br /&gt;Verveer, bugün de İstanbul'da Türkiye Kadın Girişimciler Derneği tarafından düzenlenen 1.Uluslararası Kadın Girişimcilik ve Liderlik Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. Konuşmasında çok güzel bir konuya değindi. Ne mi dedi? Neler demedi ki, özetleyecek olursam şöyle:&lt;br /&gt;"ABD’de yapılan araştırmalar, kadınların üstlendiği yatırımların ekonominin arkasındaki itici güç olduğunu gösteriyor. Ancak ne ABD ne Türkiye ne de Norveç’te kadınlar erkeklerle yüzde 100 eşitlik sağlayabilmiş. Eğitim anlamında uçurumlar kapatılıyor. Ancak ekonomik ve siyasi anlamda uçurumlar kapatılamıyor." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Çünkü kadınlara iş hayatında farklı bir gözle bakılıyor. Çünkü kadınlar, evlenecek ve çocuk doğuracak diye iş hayatında "zaman kaybı" olarak değerlendiriliyor. Kadınları erkeklerle eşit kılmak için yapılan pozitif ayrımcılık" bile "kıyak geçmek" olarak nitelendiriliyor. Kadınlar, erkekler gibi "hard" değil, "soft" hayatın bir parçası olarak görülüyor. Belki de kadınlar böyle "belalı" bir hayata bulaşmak istemiyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SifKJhkQS5I/AAAAAAAAAYM/RpkLR_pZmr4/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343461747876449170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SifKJhkQS5I/AAAAAAAAAYM/RpkLR_pZmr4/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Ben içimi kusadurayım sevgili günlük, Hillary Clinton imdadıma koşuyor, zirvede yayımlanan sesli mesajıyla:&lt;br /&gt;"Küresel kriz olsun, iklim değişikliği olsun, salgın hastalıklar olsun önümüzde çok büyük sorunlar var. Tüm enerjimizi bir araya getirmemiz lazım. Bu tablodan kadınları çıkartırsak, tablo eksik kalacaktır. 'Katılın, çoğalın fark yaratın' mottosunu hayata geçirmek lazım. Kadınlar bir araya gelirse önlerinde hiç bir engel kalmayacak."&lt;br /&gt;Katılın, çoğalın, fark yaratın! Haydi Türk kadınları sizleri sahalarda görmek istiyoruz! Marş marş...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-3328651092223337196?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/3328651092223337196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/kadnseven-harika-kadn-verveer-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3328651092223337196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3328651092223337196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/kadnseven-harika-kadn-verveer-ve.html' title='Kadın seven harika kadın Verveer ve Clinton&apos;ın mottosu'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SifKJQ_ULNI/AAAAAAAAAX8/agF4YNn1iCg/s72-c/5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7965890064225809321</id><published>2009-06-02T21:56:00.008+03:00</published><updated>2010-03-19T15:56:37.018+02:00</updated><title type='text'>Urfa'da davul şov! (3)</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Urfa'dan YORUMSUZ bir davul şov! Sözler anlatmaya yetmiyor. Anladınız siz onu!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="WHITE-SPACE: pre"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;(1)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2rHFUMPI/AAAAAAAAAX0/0FpnEOxmKkA/s1600-h/Urfa+034.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342807015952756978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2rHFUMPI/AAAAAAAAAX0/0FpnEOxmKkA/s320/Urfa+034.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="WHITE-SPACE: pre"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;(2)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PzwTrDI/AAAAAAAAAXs/CyBl_ZzsSVg/s1600-h/DSC01610.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342806546907900978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PzwTrDI/AAAAAAAAAXs/CyBl_ZzsSVg/s320/DSC01610.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="WHITE-SPACE: pre"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;(3)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PkB1_aI/AAAAAAAAAXk/WNvTnxpHMJ8/s1600-h/DSC01609.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342806542686485922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PkB1_aI/AAAAAAAAAXk/WNvTnxpHMJ8/s320/DSC01609.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="WHITE-SPACE: pre"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;(4)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PkF9rhI/AAAAAAAAAXc/YEww5ChAyWI/s1600-h/DSC01608.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342806542703767058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PkF9rhI/AAAAAAAAAXc/YEww5ChAyWI/s320/DSC01608.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="WHITE-SPACE: pre"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;(5)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PWCtITI/AAAAAAAAAXU/9toKExMaedk/s1600-h/DSC01607.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342806538932003122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2PWCtITI/AAAAAAAAAXU/9toKExMaedk/s320/DSC01607.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7965890064225809321?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7965890064225809321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/urfada-davul-sov-3.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7965890064225809321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7965890064225809321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/urfada-davul-sov-3.html' title='Urfa&apos;da davul şov! (3)'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV2rHFUMPI/AAAAAAAAAX0/0FpnEOxmKkA/s72-c/Urfa+034.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6604985480423403543</id><published>2009-06-02T21:41:00.014+03:00</published><updated>2010-03-19T15:55:58.680+02:00</updated><title type='text'>Harranlı Cemile ve Nurten'e sevgiler! (2)</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342804213296217282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV0H-X7PMI/AAAAAAAAAW0/bBs3T42y3as/s320/DSC01774.JPG" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Harran... Harran’dan aklımda kalanlar turuncu toprak, ortalıkta koşuşturan bir sürü çocuk ve ümit dolu gözleri ve kırışık yüzleriyle size bakan yüzler. Hani “bu ancak filmlerde olur” dediğiniz anlar vardır ya, Harran’da onlardan birini yaşadım ben sevgili günlük: Evlerine birkaç kuruş götürmek için etrafınızı saran, başka bir arkadaşı sizi kapmasın diye yanı başınızdan ayrılmayan ve birkaç dilde bölgeyle ilgili bilgiyi ardı ardına sıralayan çocuklar… Yani anlayacağın sevgili günlük Harran’la ilgili anlatacak dolu hikaye var. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Harran gezimizin ilk durak nokrası yöreye özgü mimarisiyle dikkati çeken Harran Kültür Evi’ydi. Evi işleten Kızıl ailesinin hayat hikayesini dinlerken ve yüzlerindeki ifadeyi gözlemlerken yine bir Türk filminin içindeymişim gibi hissettim. Evin babası, Ali Kızıl'ın iki karısı var. Biri bu evde, diğeri de Suriye’de yaşıyor. Ali Kızıl, beş kız ve beş erkek çocuğa sahip. Ama içlerinde 1985 doğumlu Cemile ve 1993 doğumlu Nurten var ki, onlarla yaptığım sohbet sonunda karşımda çok farklı iki portre çıkmıştı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Harranlı Cemile'ye Japonya'dan talip var&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342804786818462178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV0pW6SMeI/AAAAAAAAAXM/lvntI9NQW1k/s320/DSC01760.JPG" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Harranlı Cemile, 24 yaşında ve okuma-yazması yok. Cemile, hiç okumamış ama 6 dili sular seller gibi konuştuğunu iddia ediyor. Cemile'nin İngilizce, Fransızca, Korece, İtalyanca, Arapça ve Türkçe konuştuğunu öğrenen bendeniz, Cemile'yi denedim ve İngilizce ile Fransızca’yı anladığını görünce ve bana bilgiç bilgiç cevaplar verdiğini duyunca şaşırdım kaldım. Cemile, bana bu durumu "Küçüklüğümden beri turistlerle büyüdüm" diye açıkladı. Harranlı Cemile'nin, kendi deyişiyle "bu köyden gönlünü verdiği biri yok". Ama onun taliplisi çok, hatta Japonya'dan bile varmış. Cemile, bu Japon gencin kendisine nasıl aşık olduğunu şöyle anlatıyor: "Adam beni, Japon turistlerin çektiği fotoğraftan görmüş. Kendisi diplomatmıymış neymiş. Beni görür görmez, 'Ben bu kıza talibim' demiş. Daha sonra beni bulmak için Ankara'daki Japon Büyükelçi'ye telefon etmiş ve 'Bu kızı bulun' demiş. Japon Büyükelçi de, sormuş soruşturmuş, benim Harran'da olduğumu öğrenmiş. Babama telefon açarak, durumu anlatmış. Babam, 50 milyar başlık istemiş, altı ayda bir Türkiye'ye getirme sözü istemiş. Ama postayı da koymuş, kızım isterse bu iş olur demiş."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Cemile, Japon taliplisinin bir kaç aydır kendisinden cevap beklediğini ve taliplisinin fotoğrafını bile görmediğini belirterek, "Japonya çok uzak. Japon'a varmam ben. Ama Harran'da da kalmak istemem" diyerek, sohbetimize noktayı koyuyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342804224596827314" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV0IoeM3LI/AAAAAAAAAXE/4AGk4fZYT9E/s320/DSC01773.JPG" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;"Başbakan olamam, iş kadını olurum"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;16 yaşındaki Nurten'in hikayesi ise Cemile'ninkinden çok farklı. Nurten, ailenin okuyan tek kızı. 2002'de evlerini gezmeye gelen bir avukata uzun uzun anlatmış Harran'ı Nurten. Avukat ona "Okula gidiyor musun?" diye sormuş, o da "Çok istiyorum ama nasıl gidebilirim ki. Paramız olmadığı için babam hiçbir kardeşimi okutmadı" demiş. Avukatla görüşmelerinden bir hafta sonra, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve UNICEF yetkilileri Nurten'i İstanbul'da ağırlayarak, okuması için ona destek vermişler. Nurten, hikayesini şöyle anlatıyor:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;"Başbakan Erdoğan ve eşi Emine hanım 2003'te Şanlıurfa'ya gelip beni görmek istediler. Bana palto va ayakkabı hediye ettiler. Ben Emine hanımdan bir istekte bulundum. Köy kızlarının okuması için burada yatılı bir köy okulu istedim. Okulu bir ay sonra yaptırdı. Okulun adı "Öğretmenim İbo". Ben de bu okula gittim. Benimle sohbet eden büyükelçi (Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Telsilcisi Marc Pierini'yi kastediyor), 'Sen çok akıllısın, başbakan bile olursun' dedi. Ben de ona 'Ne kadar çalışsam da Başbakan olamam. Ama büyüyünce iş kadını olup Harran için para harcayacağım."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6604985480423403543?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6604985480423403543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/harranl-cemile-ve-nurtene-sevgiler-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6604985480423403543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6604985480423403543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/harranl-cemile-ve-nurtene-sevgiler-2.html' title='Harranlı Cemile ve Nurten&apos;e sevgiler! (2)'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiV0H-X7PMI/AAAAAAAAAW0/bBs3T42y3as/s72-c/DSC01774.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7775465501664308567</id><published>2009-06-02T20:50:00.018+03:00</published><updated>2010-03-19T15:55:21.916+02:00</updated><title type='text'>Urfa'da çiğköfte, türkü, mırra... (1)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" align="left"&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;"Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar a&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;man aman, gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar”… Urfa’nın çok yanık türküleri var sevgili günlük. Hangi birini çığırsam ki? Urfa, uygarlıklar şehri. Göbeklitepe’de yapılan kazılarda 11 bin 500 yıl öncesine ait dünyanın en eski tapınaklarının bulunduğu, ilk yerleşim yerlerinin yer aldığı, ilk tarımın yapıldığı medeniyetin dünyaya yayıldığı bir yer Urfa. Urfa aynı zamanda peygamberler şehri. Ç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ok tanrılı Pagan ve Sabii inançlarına ait mabetlerin bulunduğu, İbrahim Peygamber’in doğduğu, Musa Peygamber, Şuayb Peygamber, Yakup &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Peygamber ve Eyyüp Peygamberin yaşadığı, İsa Peygamber’in kutsadığı, kutsal bir şehir Urfa.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İşte &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Marc Pierini ve 14 AB büyükelçisi, bu özel topraklara bir ziyarette bulundu geçtiğimiz hafta. Onlar, Türkiye’nin AB sürecini desteklemek ve AB fonlarıyla gerçekleştirilen projelerin bölgeye kazandırdıklarına dikkati çekmek için Şanlıurfa’ya çıkarma yaparken, biz de bu topraklarda onlara rehber olduk. Kendimizi ilk olarak, Urfa’nın meşhur sıra gecelerinde bulduk.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342783308737167842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiVhHK0qQeI/AAAAAAAAAWU/aZsPpXOZ5HY/s320/DSC01777.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px"&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;"Taşların dile, mızrabın tele geldiği, gönüllerin eyvanına vardığı mekan” olarak adlandırılan Cevahir Konuk Evi’nde büyükelçiler Urfa’nın bütün yöresel yemeklerini doyasıya tattılar. Masalar tıka basa meze, lahmacun, pilav, tatlı vs. doluydu. Herkes yumulmuş önündekileri afiyetle yerken, Abdullah Uyanık ve saz arkadaşları başladılar türküleri döktürmeye. (Allah aşkına Uyanık’ın kartına bir bakın, espiri böyle bir şey olsa gerek. Yazılar neden saz ekibinin kafalarının üzerinden geçiyor ki? Sansür budur sevgili günlük!)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342783318162324018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiVhHt7yujI/AAAAAAAAAWk/W8MngkKlONo/s320/9.jpg" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Büyükelçilerin keyfine diyecek yoktu hakikaten, dakika bir gol bir denir ya, o derecede adapte oldular ortama. Hepsi poşilerini taktılar, söylenen türkülere kendilerince eşlik ettiler. Büyükelçiler hızlarını alamadılar, geçtiler yanar döner masanın başına başladılar çiğ köfte yuğurmaya. Gecede herkesin keyfi 10 numaraydı. Büyükelçileri hatta Pierini’yi bu kadar neşeli, bu kadar keyifli görmek bizim için bir lükstü, bunun altını çizmek isterim. Sayın Pierini, hep böyle kalın! Bu gecenin bir diğer süprizi ise, mırraydı. Büyükelçiler mırranın hikayesini duyunca duygusal anlar yaşadılar. Neden mi? Şöyle anlatayım sevgili günlük: Mırrayı sadece ve sadece bekar erkekler kendi elleriyle ikram edermiş. İkram edilen mırrayı bir dikişte içip masaya koymadan geri vermeliymişsiniz. Bu senin bana uzattığın dostluk elini havada bırakmadım, sen benim dostumsun mesajını kabul etmek anlamına geliyormuş! Dostluk ve beraberlik mesajının bu teatral anlatımı tüm büyükelçileri derinden etkiledi diyebilirim, bazı arkadaşların da geleneği bilmeyerek mırra fincanlarını içmeden masaya bırakarak, kabalık ettiklerini de unutmuş değilim sevgili günlük! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342784815770019010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiVie49SpMI/AAAAAAAAAWs/pJjs34Hm3Lc/s320/urfa+164.jpg" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Her neyse, tek eksik içki olmasına ve büyükelçilerin, “Ahh bir de şarap olsaydı, ne güzel olurdu değil mi?” sözlerine rağmen, şahane bir geceydi. (İspat isteseniz 29 Mayıs Cuma Milliyet gazetesine bir göz atın derim, ne demek istediğimi anlayacaksınız. İşte size yanda bir ipucu!) Son olarak, o gece harika bir butik otelde kaldık: Manici Hotel. Kendimi Osmanlı hareminde gibi hissettim. Her mobilya, her aksesuvar, her avize sizi havaya sokmaya yetiyor. Şayet Urfa’ya uğrarsanız, Balıklıgöl manzaralı bir odanız olmasını ve kendinizi padişah ya da zevcesi gibi hissetmek isterseniz, burada kalın derim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7775465501664308567?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7775465501664308567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/urfada-cigkofte-turku-mrra-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7775465501664308567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7775465501664308567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/06/urfada-cigkofte-turku-mrra-1.html' title='Urfa&apos;da çiğköfte, türkü, mırra... (1)'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SiVhHK0qQeI/AAAAAAAAAWU/aZsPpXOZ5HY/s72-c/DSC01777.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-423858927869859724</id><published>2009-05-28T00:06:00.004+03:00</published><updated>2010-03-19T15:54:26.904+02:00</updated><title type='text'>İrfan, gönül almaktır seferin bitmeden</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sh2uUCp7dTI/AAAAAAAAAVw/-Wn2tGVGNb8/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340616392464626994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 293px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sh2uUCp7dTI/AAAAAAAAAVw/-Wn2tGVGNb8/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Çok yoğun ve çok yorgunum sevgili günlüğüm... &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Yorgunluk tamam... Bir süre sonra alışıyorsun hızlı tempoya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Fakat beyin mi beyn mi ne dersen de günlüğüm, şarj zamanım gelmiş benim...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Geçen gün poğaçayı elektrik prizine sokma ve telefonu ısırma girişimlerimin ardından sanırım biraz inzivaya çekilmem gerek...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Ruhumu ne dinlendirebilir... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Tabii ki Arkın Allen... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Nam-ı diğer Mercan Dede...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Son albümü 800'ü &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mercandede.com/mp3player.php"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;dinleyerek&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt; uyumaya karar verdim bu gece...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;"İrfan, gönül almaktır seferin bitmeden..."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Yok, üzerine ne yazsam boş artık...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Hadi öptüm seni canım günlüğüm&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İyi geceler...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.A.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-423858927869859724?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/423858927869859724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/irfan-gonul-almaktr-seferin-bitmeden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/423858927869859724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/423858927869859724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/irfan-gonul-almaktr-seferin-bitmeden.html' title='İrfan, gönül almaktır seferin bitmeden'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sh2uUCp7dTI/AAAAAAAAAVw/-Wn2tGVGNb8/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5876990430402249121</id><published>2009-05-19T15:15:00.015+03:00</published><updated>2010-03-19T15:53:44.161+02:00</updated><title type='text'>Aradaki 7 farkı bulun!</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Maddcon'dan Beggin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x69x4h_madcon-beggin_music&amp;amp;related=" width="480" height="405" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x69x4h_madcon-beggin_music"&gt;madcon beggin&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yükleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/floclip"&gt;floclip&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/music"&gt;Music videos, artist interviews, concerts and more.&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ferhat Güzel'den Begüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x9bg55_ferhat-guzel-begum-begum-huuu_fun&amp;amp;related=" width="480" height="413" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x9bg55_ferhat-guzel-begum-begum-huuu_fun"&gt;Ferhat Güzel - Begüm Begüm Huuu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yükleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/TRadEMad"&gt;TRadEMad&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/fun"&gt;Sitcom, sketch, and standup comedy videos.&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5876990430402249121?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5876990430402249121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/aradaki-7-fark-bulun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5876990430402249121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5876990430402249121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/aradaki-7-fark-bulun.html' title='Aradaki 7 farkı bulun!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7520082489384829388</id><published>2009-05-19T14:19:00.011+03:00</published><updated>2010-03-19T15:53:04.217+02:00</updated><title type='text'>Stockholm Günlüğü 3: Blog, siyaset, alışveriş</title><content type='html'>&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Stockholm'de dolu dolu geçen günlere devam. Çevrenin haricinde herşey!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye 1: Kaplan'dan blog şoku&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKbRXdAXFI/AAAAAAAAAVo/xaLJ6PJDlxw/s1600-h/1.gif"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337499231043214418" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 192px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKbRXdAXFI/AAAAAAAAAVo/xaLJ6PJDlxw/s320/1.gif" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;İsveç'teki Yeşiller Partisi'nin Türk asıllı milletvekili Mehmet Kaplan'la İsveç Parlamentosu'nda bir araya geldik. Uzun uzun siyaset konuştuk. Türkiye'den İsveç'ten bahsederken, kendisi bana Türkiye ile ilgili havadisleri almak için Türklerin yazdığı blog sitelerini yakından takip ediyorum dedi. (Bu arada kendisi Twitter'cı) Bir blog yazarı olarak elbette sordum: "Hangi blogları takip ediyorsunuz?" diye Kaplan, "Ya Bahar'sdiary diye bir blog var, çok keyifli, eğlenceli. Sık sık okuyorum" deyince neye uğradığımı şaşırdım. "Mehmet Bey, o blogun yazarlarından biriyim ben" deyince de, "Şu yazıya çok güldüm" vs. diye anlatmaya başladı. Dünya hakikaten çok küçük. Yaşadığım şaşkınlığı tahmin edemezsin sevgili günlük. Acilen telefona sarıldım ve B.A.'yı arayıp "Arkadaşım İsveç'te bile yakından takip ediliyoruz. Haydi tam gaz yolma devam!" diye haykırdım. İsveç'te tanıştığım herkese de yaydım blogumuzu. İsveç, bizi takip etmeye devam et!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye 2: Tamil Kaplanları eylemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337494746223160306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKXMUMlK_I/AAAAAAAAAVA/SMneyAF5UMk/s320/DSC01490.JPG" border="0" /&gt;İsveç'te birçok şey tıkırında gittiği için, politik karmaşa ve kavgalar çok da gündemde değil. Çünkü politika da adam gibi işliyor. Stockholm'de kaldığımız günler boyunca siyasi niteliği olan tek eylem: Tamil Kaplanları yanlılarının hükümet binasının önündeki protesto eylemiydi. İsveç'teki Tamil Kaplanları yandaşları "Sri Lanka hükümeti Tamil katliamını durdur!" diye haykırıyordu. Binanın önüne gelen iki polis, onları gözlemlemekle yetiniyorlardı. (Bizimkiler tekme tokata alışıktır, bizim için bu, eylem bile değildir) Birkaç metre ileride de açlık grevi yapan Tamillerin çadırı vardı. Tabii o sırada, Tamil Kaplanları ile Sri Lanka yönetimi arasındaki savaş devam ediyordu. Dün ise 25 yıllık savaş, Sri Lanka yönetimi lehine bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye 3: 100 Euro ile İsveç'ten ne alınır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKYmr2Wb1I/AAAAAAAAAVY/nBH8m1q_Hag/s1600-h/DSC01492.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337496298760597330" style="WIDTH: 248px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKYmr2Wb1I/AAAAAAAAAVY/nBH8m1q_Hag/s320/DSC01492.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKZ2LnonLI/AAAAAAAAAVg/Uy_kUiUgnxM/s1600-h/DSC01494.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337497664498474162" style="WIDTH: 211px; CURSOR: hand; HEIGHT: 242px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKZ2LnonLI/AAAAAAAAAVg/Uy_kUiUgnxM/s320/DSC01494.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetemizin tasarruf tedbirleri İsveç gibi pahalı bir ülkeye 4 gün için 100 Euro verince, değil alışveriş yapmak, yemek yemek bile zaman zaman zor oldu. İsveç gerçekten çok pahalı bir ülke. Bir salata, bir bira 60 YTL'ye denk geliyor. Ama biz bir yolunu bulduk ve keyfimize baktık. Dönüşte "Neler aldın bakayım" diye soranlar oldu. N'olsun, bol bol fotoğraf çekip getirdim size dedim. "Ne alınır?" sorularına "Peluş geyik ve tahta at" demek komik olsa da, heryer bunlarla dolu, inanamazsınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.B. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7520082489384829388?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7520082489384829388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/stockholm-gunlugu-3-blog-siyaset.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7520082489384829388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7520082489384829388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/stockholm-gunlugu-3-blog-siyaset.html' title='Stockholm Günlüğü 3: Blog, siyaset, alışveriş'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShKbRXdAXFI/AAAAAAAAAVo/xaLJ6PJDlxw/s72-c/1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-1990619143939260016</id><published>2009-05-18T14:03:00.014+03:00</published><updated>2010-03-19T15:52:23.003+02:00</updated><title type='text'>Türkiye'nin yol arkadaşı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;“Kız öğrenci sayısının 100 bine çıkarılması, her köye bir okul yapılması, her kasabaya bir kız öğrenci yurdu inşa edilmesi…”&lt;br /&gt;Türkan Saylan’ın vasiyeti bu, sevgili günlük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saylan ile 2003 yılında tanışmıştım. YÖK Genel Kurulu toplantıları için Ankara’ya geldiğinde birkaç kez yüz yüze görüşme fırsatı bulmuştum. Kızıl saçları ve kırmızı ruju, enerjisini yansıtıyordu. Kız çocukları ve eğitimle ilgili yazdığım haberlerde görüşünü almak için pek çok kez telefonda uzun uzun konuşmuştuk.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337118464242656770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFA90lcpgI/AAAAAAAAATo/Beyl8NGi5q4/s320/turkan_saylan2.jpg" border="0" /&gt;O, Türkiye’nin yol arkadaşıydı…&lt;br /&gt;Her defasında bölgelerarası farklılığa dikkat çekiyor, “Neden oralara mahremiyet bölgesi diyoruz” diye soruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://web4.kariyer.net/kariyerrehberi/kariyerRehberiDetay.kariyer?arn=&amp;amp;sid=&amp;amp;prt=81&amp;amp;kn=150"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Şöyle demişti bir röportajında:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;“İstiyorum ki kırsal alandaki insanların da zengin çocuklarıyla şartları eşit olsun. En ağırıma giden şey şu: Niçin oraya mahrumiyet bölgesi diyoruz? Niçin oralara hekim, öğretmen göndermiyoruz da İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de öğretmenlik yapmak makbul oluyor? Bence asıl bölücülük bu. Oralara mahrumiyet bölgesi demişiz, bir damga basmışız. Tüm bunlar benim çok ağırıma gidiyor. Neden Hakkari’yi ve Muş’u, en güzel toprakları öylece bırakmışız, ilgi göstermemişiz? Oraların koşulları da İstanbul, İzmir, Eskişehir gibi olsaydı, oradaki insanlar da başka şeylere ilgi göstermeyecekti. Bugün de yapılması gereken şey budur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 08.00’de cep telefonuma gelen haber mesajı ile vefat ettiğini öğrendim.&lt;br /&gt;Üzgünüm hem de çok…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.A.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Hocam, sana ne kadar teşekkür etsek az! Zihnimizi o güzel düşüncelerinle doldurduğun, "Eğitim Şart" mesajını ağzına sakız edip eli kolu bağlı oturanlara çok iyi bir tokat attığın, memlekette aklı salim nadir insanların kaldığını bize gösterdiğin için. Sen o güzel uykuna dalmadan bir gün önce, Ergenekon'a rağmen Cumhuriyet mitingi yapıldı. Eminim uykudan önce güzel bir an olarak kalmıştır sana. Güzel ve rahat uyu hocam! O güzel gülüşünü ve azimli duruşunu bizden esirgeme!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-1990619143939260016?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/1990619143939260016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/turkiyenin-yol-arkadas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1990619143939260016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1990619143939260016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/turkiyenin-yol-arkadas.html' title='Türkiye&apos;nin yol arkadaşı'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFA90lcpgI/AAAAAAAAATo/Beyl8NGi5q4/s72-c/turkan_saylan2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-3303097066594441146</id><published>2009-05-18T13:41:00.007+03:00</published><updated>2010-03-19T15:51:31.066+02:00</updated><title type='text'>Hadise yaratamadık!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFD6j6frkI/AAAAAAAAAUg/7y7xYViytnk/s1600-h/atat.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337121706762808898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFD6j6frkI/AAAAAAAAAUg/7y7xYViytnk/s320/atat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Hadise'nin Düm Tek Tek'ini ilk kez TRT'de dinlediğimde, "Bu şarkı kesin Eurovison'da ilk üçe girer" demiştim içimden. Ama dün izlediğim Hadise'yle birkaç ay önce TRT'de izlediğim Hadise arasında ciddi farklar vardı. Yazmayım, yazmayım dedim ama yapamadım sevgili günlük. İlk söyleyeceğim şey, Hadise'yle ilgili hayal kırıklığı sadece Hadise'den kaynaklanmıyor. Ekip olarak ciddi bir sorun vardı. Dans, back vokaller, kıyafet, ses düzeni ve Türkiye ile ilgili verilmek istenen mesajla ilgili ciddi karışıklıklar vardı. Düşündüklerimde haksız mıyım, bak bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hadise'nin sesi nasıl oldu da böyle değişebildi? Şarkı söylerken nefes nefese kalıyordu. Ses düzeninde bir sorun vardı, Hadise'nin sesini duymak için ciddi çaba harcadık. Sonuç: Heyecan veren sesi sönmüştü, çok renksizdi!&lt;br /&gt;* Hadise'nin sesine yakın ya da onun sesini tamamlayacak back vokalleri bulamayacak kadar beceriksiz miydik? Şarkıyı resmen sabote ettiler. Herkes ayrı telden çalıyordu. Batırdılar!&lt;br /&gt;* Kareografta güzel yanlar yok değildi ama sahnede bir bütünlük yaratılamamıştı bence. Kızlar grubu oryantal kıyafetleriyle dans ederken, gömlekli iki erkek araya girdi. Birşeyler yapıp kayboldular. Televizyonda bu sahneye rastladığımda "Ne oluyor ya, ne işi var bunların" demeden edemedim. Hadise'yi ters çevirip yatıran dansçıya ise lafım yok! :)&lt;br /&gt;* Kıyafeti iyiydi-kötüydü tartışmasına girmeyeceğim. Herkesin zevkine göre yorum yapma hakkı var. (Yok, duramıyorum ya, söyleyeceğim) Tek kelimeyle YETERSİZDİ! Keşke daha modern ve sevimli bir kıyafet giyseydi. Düm Tek Tek söylenirken kalça sağa sola gidecek diye, dansöz kıyafeti giymek şart mı canım!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFD6uPIDDI/AAAAAAAAAUY/5tGTc26tRr0/s1600-h/23.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337121709533695026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFD6uPIDDI/AAAAAAAAAUY/5tGTc26tRr0/s320/23.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Bir de niye Türk motifi ile Arap motifi karıştırılır ki? Yani kadın ve erkek dansçıların kıyafetleri, şalvarlar falan. İçime sinmedi hiç, hem de hiç!&lt;br /&gt;* TRT Eurovision'da bu kadar iddialı olmasına rağmen, programı bu katar kötü sunamazdı. Hadise'nin ne zaman çıkacağını ancak sıramız geldiğinde öğrenebildik. İnsan “Hadise’nin sahne almasına çok az kaldı ya da 3 ülke sonra sıra bizde” gibi bir şey der. Bu ne ruhsuzluk!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFDBmJLQjI/AAAAAAAAAUA/mfDFMCFyEbc/s1600-h/25.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Norveç’i geçin de, bence İzlanda ve Azerbaycan’ın şarkı ve şovları güzeldi. Kesinlikle hak ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Gecenin merakla beklenen anı elbette ünlü striptizci Ditaa Von Tesse 'di. Ama kadın bu kadar kötü bir şarkıda dans etmeyi planlamamıştı herhalde! (Bkz. Almanya ve simli gri pantalon)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFDBmJLQjI/AAAAAAAAAUA/mfDFMCFyEbc/s1600-h/25.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Eurovision ve İngilizce arasında kalan B.A.: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;"Yarışmanın kendisine karşıyım. İzlemedim" diyerek olaya farklı bir boyut getirdi. Neden izlemedim, aylardır Hadise konuşuluyor diye sorunca da, "İngilizce çalışıyordum" serzenişinde bulundu. Ama sonra da itiraf etti. Kalbinin bir numarası İzlanda'daymış! Ben de "Yarışmayı izlemedim" deyip de aslında izleyen ve böylece İngilizce çalışmaktan kaytaran arkadaşıma şu mesajı yollamayı bir borç biliyorum: Work, work as your father, don't be a donkey!&lt;br /&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-3303097066594441146?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/3303097066594441146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/hadise-yaratamadk.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3303097066594441146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3303097066594441146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/hadise-yaratamadk.html' title='Hadise yaratamadık!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShFD6j6frkI/AAAAAAAAAUg/7y7xYViytnk/s72-c/atat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8741629544326840327</id><published>2009-05-17T22:56:00.019+03:00</published><updated>2010-03-19T15:51:07.556+02:00</updated><title type='text'>Stockholm Günlüğü 2: Hammarby Sjöstad ve Skansen</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShBxszpc5gI/AAAAAAAAATY/A0v2Yc1XhNU/s1600-h/DSC01546.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336890573026289154" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShBxszpc5gI/AAAAAAAAATY/A0v2Yc1XhNU/s320/DSC01546.JPG" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;Çevreyle başladım, çevreyle devam edeceğim. Konumuz Hammarby Sjöstad: İsveç'in eko-kenti. Bu kent herşeyiyle çevre dostu. Çöpünü, havasını, suyunu kendi arıtıyor, enerjisini kendi üretiyor. Yaklaşık 1 milyon nüfuslu Stckholm'ün 20 bini bu kentte yaşıyor. Şehre biraz uzak. Genelde zenginlerin yeri olarak biliniyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;Eskiden bu kent fabrikaların yoğun olduğu bir bölgesiymiş. Adeta harabeymiş. Daha sonra belediyenin başlattığı proje ile bambaşka bir çehre almış. (Havuz ve alt geçit yok. Yayalara öncelik veriliyor, arabalara değil. İ. Melih Gökçek'e duyurulur!)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;Yaptığım gözlemlerden birkaçı şöyle:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;* Kocaman, kaliteli ve düzgün planlanmış bir kent düşünün. Sokaklarda hiç araba yok. Arabalar kentin dışına yapılan otoparka park ediliyor. Şehir halkının % 80'i yürüyerek, organik atıklardan üretilen biogaz yakıtla çalışılan otobüslerle ulaşımı sağlıyor. Ama ben toplu taşıma aracına binmem diyorsanız, o da düşünülmüş. Citycarclub'a üye oluyorsunuz. Şehrin sokaklarında yer alan ve biodizel yakıtla çalışan arabaları çalıştırmak için cep telefonunuzdan bir şifre girmeniz yetiyor. Arabayı gideceğiniz yerde bırakmak şartıyla!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;* Elektirik ihtiyacının % 50'si güneşten sağlanıyor. Evlerde sadece A+ ya da A++ beyaz eşyalar kullanılıyor. Bu kent "mum manyağı" olarak adlandırılıyor. Daha az elektirik, daha çok romantizmi tetikliyormuş! Manzarayı bozmasın diye sokak lambaları bile diz hizzasına kadar yapılmış. (Pes)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336889832196998914" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShBxBr1_BwI/AAAAAAAAATQ/bnjkxObg9xY/s320/DSC01537.JPG" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;* Bu kentte çöp kutusu yok, evlerde bile. Siz çöp poşetini sokakta yer alan uzun borulardan birinden atıyorsunuz. O poşet, yer altında bir bilgisayar vasıtasıyla ayrıştırılarak, çöp arıtma merkezine gidiyor. Koku ve sineğe son! (Bu sistem bize ne zaman gelir diye sormuyorum bile)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;* "Çocuğumu doğurmak ve büyütmek istediğim yer burası" denecek kadar var. Çocuklar için çok güzel oyun parkları bulunuyor. Sanatsal ihtiyaçlar için kocaman bir kompleks var, çok büyük kütüphanesi var. Her yıl belli dönemlerde kentin gençleri dans, müzik ve sergi etkinlikleri de düzenliyorlarmış.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;* Kentin ortasından bir nehir geçiyor. Nehirin üzerinden de çok güzel balık restoranları var. Akşamları herkes botları ya da tekneleriyle bu restoranlarda boy gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;* Kentte Stockholm'ün en büyük Protestan kilisesi var ama son derece minimalist! Dışarıdan bilim müzesine benziyor. Kentin kayak merkezi de var. Yeryüzündeki cennet burası olsa gerek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;120 yıllık açık hava müzesi Skansen:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336888339864960850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShBvq0eTP1I/AAAAAAAAATI/ShASpxEJqus/s320/Stockholm,,,,k%C4%B1zlar--3-7+Mayis+2009+200.jpg" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;İsveç’in, "çevreyi bozmadan koruma" anlayışını ise dünyanın en eski açık hava müzesi olan Skansen’de görmek mümkün. 1891’de kurulan Skansen’de 18, 19 ve 20. yüzyıllarına ait İsveç evler bulunuyor. Skansen’i özel kılan, eski İsveç evlerinin daha önce bulundukları bölgelerden getirilerek, Skansen’e yerleştirilmiş olmaları. Bu evlere girildiğinde, dönemin geleneksel kıyafetlerini giymiş kadın ve erkekler, evler ve dönemin yaşam şekliyle ilgili bilgi veriyor. Müzede bulunan bazı eski binalar ise halkın kullanımına hala açık. Örneğin 18. yüzyıla ait tahta kilisede hala düğün törenleri yapılıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;Müzenin hayvanat bahçesi kısmında ise ren geyiği, fok, tavus kuşu gibi birçok hayvan, kafesler ve çitler olmadan doğal ortamında yaşıyor. Skansen, Stocholm şehrini tepeden görüyor. Müthiş bir menzara eşliğinde tarihe kısa bir yolculuk yapmak istiyorsanız, yemyeşil doğanın ortasında çocuklarınızın özgürce koşmasını, geleneksel bonbonları yemek istiyorsanız Skansen'i görmeden Stockholm'den geliyorum demeyin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8741629544326840327?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8741629544326840327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/stockholm-gunlugu-2-hammarby-sjostad-ve.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8741629544326840327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8741629544326840327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/stockholm-gunlugu-2-hammarby-sjostad-ve.html' title='Stockholm Günlüğü 2: Hammarby Sjöstad ve Skansen'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/ShBxszpc5gI/AAAAAAAAATY/A0v2Yc1XhNU/s72-c/DSC01546.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6773878416481271625</id><published>2009-05-17T22:53:00.008+03:00</published><updated>2010-03-19T15:50:36.995+02:00</updated><title type='text'>Stockholm Günlüğü 1: Ice Lab ve Ice Bar</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg7B7B6vCuI/AAAAAAAAASA/LThokx5QEkE/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336415828351847138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg7B7B6vCuI/AAAAAAAAASA/LThokx5QEkE/s320/4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; PADDING-RIGHT: 3px; PADDING-LEFT: 3px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; PADDING-BOTTOM: 3px; MARGIN: 0px; FONT: 100% Georgia, serif; WIDTH: auto; PADDING-TOP: 3px; TEXT-ALIGN: left; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px"&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;İsveç'te her şey yeşil ve buz! Bu da ne şimdi dediğini duyar gibi oluyorum sevgili günlük. İsveç'in Ankara Büyükelçisi Christer Asp'in 6 kafadar gazeteciyi 5 gün boyunca Stockholm'a göndermesi üzerine benim İsveç'le ilgili anılarımın şifreleri bu iki sözcük. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;İsveç neden yeşil? Çünkü mis gibi bir havası var, otele döndüğümde adeta piknik havası yemiş gibi oldum. Suyun tadı muhteşem. Sifon için kullanılan su ile içme suyunun aynı olduğu gerçeği ilk başta midemi kaldırsada, gezi sırasında içtiğim suyun hesabını yapamadım. Ziyaret ettiğimiz her yerde kızlarla küçük çaplı bir tuvalet sırası oluşturduk. Yiyip içtiğimiz herşey organikti. Kahve bile! Yeşil ile ilgili diğer bir tespit, İsveç'in tek derdinin küresel ısınma ve iklim değişikliği olması! Yapılan sunumların yarısı çevreyle ilgiliydi. (Çevreden başka derdiniz yok mu sizin?) AB Dönem Başkanlığı'nı Temmuz'da Çeklerden alacak olan İsveç'in, siyasi gündeminin başında ekonomik krizden önce bu konu yatıyor. Çünkü İsveç, AB'nin en çevreci ülkesi olma ideali için çalışıyor. "Ben buna gündem bile demem" dediğini biliyorum sevgili günlük. Nerede Ergenekon, Mardin katliamı, basın özgürlüğü tartışmaları, Deniz Feneri e.V. davası, 1 Mayıs olayları, belediyenin gecekondu yıkımları, siyasi alçaklıklar; değil mi? İsveç'teki yeşil bir başka. Bizim ki gibi "Yeşili sevip koruyalım" anlayışına sığacak türden değil. Daha 1972'de BM'nin ilk çevre konferansı Stockholm'de yapılmış! Hiç de tesadüf değil!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg7B7Z2zmCI/AAAAAAAAASI/o5-jVVSCWBk/s1600-h/DSC01421.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:+0;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336415834777819170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg7B7Z2zmCI/AAAAAAAAASI/o5-jVVSCWBk/s320/DSC01421.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;İsveç neden buz? Küresel ısınmadan en çok etkilenen ülkelerden biri olan İsveç Antartika, Grönland ve İsveç dağlarında çok ciddi bilimsel çalışmalar sürdürüyor. Biz de bu gezi sırasında Stockholm Üniversitesi'ndeki Ice-Lab'e (Buz Labratuvarı) giderek olayı yerinde inceleme imkanı bulduk. İlk önce -20 derecelik bir çalışma ortamına gireceğimiz için hepimiz özel montlar giydik. Sonra buzun hikayesini üniversitede doktora yapan Torbjörn Karlin'den dinledik. Karlin, Kuzey Kutbu'nda saatte 8 km hız yapan özel araçlarla üç ay boyunca buzulları incelediklerini, özel aletlerle sondaj işleminin yapılmasının ardından çıkarılan buz parçalarının içindeki hava kabarcıklarını incelediklerini anlattı. Bu hava kabarcıklarından yıllar boyunca meydana gelen hava değişiklikleri tespit ediliyormuş. Böylece, hava dediğimiz şeyin "ilk hali" nasılmış, onu bulmaya çalışıyorlarmış. Karlin, şu ana kadar 3,5 kilmetre derinliğe erişebildiklerini belirterek, bize 2 bin 500 yıl önceki buz kütlesine dokunma imkanı verdi ve biz de tarihi bir ana imza attık. Ama daha ne tarihi buz parçaları vardı, 200 ile 800 bin yıllık, dokunmak nasip olmadı. :(&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg7Tossp4jI/AAAAAAAAASg/ENv7d4GCnWE/s1600-h/Stockholm,,,,k%C3%83%E2%80%9E%C3%82%C2%B1zlar--3-7+Mayis+2009+119.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:+0;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336435304627298866" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg7Tossp4jI/AAAAAAAAASg/ENv7d4GCnWE/s320/Stockholm,,,,k%C4%B1zlar--3-7+Mayis+2009+119.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(0,153,0)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;Buza olan ilgi sadece bilim adamlarına özgü değil elbet. İsveç'in gece hayatında da buz hakettiği yeri almış durumda. Ve işte Ice Bar'dayız. Barın önü turist dolu, herkes mantosunu giyip içeri girmeyi bekliyor. -20 derece dile kolay, herşey buz. Koltuklar, bar, duvarlar, bardaklar bile. Elbetteki Absolut'ları yudumluyoruz: SKOL SWEDEN! Ortam küçük, buzdan heykeller var. Zaten en fazla 15 dakika kalabiliyorsunuz. Güzel bir müzikle sağa sola hafif hafif sallanıyorsunuz. Ice Bar'dan dışarı çıktığımızda saat 22.30 ama havanın hala aydınlık. Malum beyaz gecelere az kaldı! Yeşil ve buz İsveç, Ankara'dan selam olsun!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"    style="font-family:georgia;font-size:medium;color:#000000;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6773878416481271625?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6773878416481271625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/stockholm-gunlugu-1-ice-lab-ve-ice-bar_17.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6773878416481271625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6773878416481271625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/stockholm-gunlugu-1-ice-lab-ve-ice-bar_17.html' title='Stockholm Günlüğü 1: Ice Lab ve Ice Bar'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg7B7B6vCuI/AAAAAAAAASA/LThokx5QEkE/s72-c/4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-7927198643727552464</id><published>2009-05-16T10:33:00.010+03:00</published><updated>2010-03-19T15:47:40.118+02:00</updated><title type='text'>Seçimlerin Anası Hindistan'da yapılıyor!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg6B7cyoEXI/AAAAAAAAARw/yKmEniRuI9A/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336345466821415282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg6B7cyoEXI/AAAAAAAAARw/yKmEniRuI9A/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Bir seçim düşünün ki, 1 milyarın üzerindeki nüfusun 715 milyonu sandık başına giderek 543 kişili parlementonun üyelerini seçecek. Oy kullanma süresi öyle bildiğiniz gibi bir gün değil, tam bir ay olacak. Seçimler bir değil, beş aşamalı olacak. Böyle devasa bir seçim için ülke genelinde 828 bin seçim merkezi kurulacak, seçmenlerin oy kullanması için 1 milyon 370 bin elektronik oy kullanma makinası yerleştirilecek. Seçimler çerçevesinde 5.5 milyon seçim görevlisi iş başı yapacak. Hangi ülkeden mi bahsediyorum sevgili günlük? Elbette ki, dünyanın en büyük demokrasisine sahip ülkesinden; Hindistan'dan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan bugün siyasi hayatının en önemli günlerinden birini yaşıyor. Hindistan’da bir aydır süren genel seçimler bugün sona eriyor. Elimize öğlen saatlerine doğru gelen bilgilere göre, Hindistan’daki milliyetçi sağ parti Bharatiya Janata (BJP), iktidardaki Kongre Partisi karşısında genel seçimleri kaybettiğini kabul etti. BJP’den bir milletvekili, "Kongre Partisi'nin liderliğindeki ittifakın parlamentoda en büyük grubu oluşturduğu açıktır. Halkın yargısını kabul ediyoruz" açıklamasında bulundu. (Bizim siyasi partiler seçim başarılarını halkın yanıtına göre değil, bir önceki seçimlerde aldıkları oy oranıyla kıyaslıyorlar, ne acı!) Kesin olmayan ilk sonuçlara göre, Başbakan Manmohan Singh ve müttefiklerinin Kongre Partisi'nin yeni hükümeti oluşturmasına kesin gözüyle bakılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg6B7fg-PtI/AAAAAAAAAR4/_fCoiCNNnuQ/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336345467552677586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 224px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg6B7fg-PtI/AAAAAAAAAR4/_fCoiCNNnuQ/s320/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;İnsanın böyle büyük bir demokraside, seçimlerin "yolunda gidip gitmediğini" düşünmemesi mümkün değil. Dün, Hindistan'ın Ankara Büyükelçisi Raminder Singh Fassal, diplomasi muhairleriyle bir araya gelerek, seçimlerle ilgili ilginç anektodlar anlattı sevgili günlük. Devasa bir yüzölçümüne sahip ülkede, oy kullanmak için "kağıt" kullanılmadığını, 2004'ten beri elektronik oy verme makinelerinin kullanıldığını söyledi. (Ee, o nüfusa bir Belgrad ormanı az gelirdi. Hayırlı olmuş!) Bu makinenin, okuma-yazma bilmeyen Hintlilerin bile kolayca kullanabildiği bir alet olduğundan bahsetti. (Biz ise ancak parmak boyasını kaldırabildik, ne güzel değil mi?!!!) Büyükelçi, deniz seviyesinden bin 150 metre yükseklikte bulunan büyük yerleşim yerlerine seçim aletlerinin çıkartılması için fillerin sevimli bir yolculuk yaptığından da söz etti. Demokrasi bu olsa gerek, sen hizmete değil, hizmet senin ayağına geliyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Hindistan renklerle ve ruhlarla dolu bir memleket. Herşeyin hayırlı olması dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-7927198643727552464?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/7927198643727552464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/secimlerin-anas-hindistanda-yaplyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7927198643727552464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/7927198643727552464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/secimlerin-anas-hindistanda-yaplyor.html' title='Seçimlerin Anası Hindistan&apos;da yapılıyor!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg6B7cyoEXI/AAAAAAAAARw/yKmEniRuI9A/s72-c/2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2557763261813619111</id><published>2009-05-16T10:21:00.007+03:00</published><updated>2010-03-19T15:46:47.760+02:00</updated><title type='text'>Gül'ün açılımı ve eski Kürt siyasi hükümlüler</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg5r3E4AfiI/AAAAAAAAARo/Js9OYf45hcY/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336321202426248738" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 242px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg5r3E4AfiI/AAAAAAAAARo/Js9OYf45hcY/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Kürt sorununu çözebilmek için 1990'lardan beri birçok siyasi parti ve örgüt birçok rapor hazırladı. Bazıları fazla militaristi, bazıları sorunun temelini süistimal eden cinstendi. Ama en çok hatırda kalan, Prof. Dr. Doğu Ergil'in TOBB için ve eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dan iziniyle eski bakanlardan Adnan Kahveci'nin hazırladığı raporlar kamuoyunda hatrı sayılır bir yankı uyandırmıştı. Ama siyasi irade eksikliği sorunun çözümü erteler bir tavır sergilediğinden bu konu malesef Türkiye'nin hala bir numaralı gündem maddesi olmak zorunda bırakılıyor!&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı Gül'ün Kürt sorununun çözülmesi için tarihi bir fırsat doğduğunu söylemesiyle siyasi çevrelerde yeniden ciddi bir tartışma başladı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;Muhalefet partileri, "Neymiş bu tarihi fırsat" diye parlemento kürsülerinden kafa tutu. Devletin bu yeni "açılımı", sadece tartışmalara değil, başka bir şeye daha vesile oldu. Kürt sorunun ceremesini en derinden çekmiş olan eski Kürt siyasi hükümlülerini harekete geçirdi ve Kürt sorununun nasıl çözülebileceğiyle ilgili bir rapor hazırlamalarına yol açtı. Mahsus Mahal Derneği'ne üye olan eski Kürt hükümlüler, Kürt sorununun ilk olarak "hepimizin" sorunu olduğunu belirtti. Kürt sorunu mağdurlarının topluma yeniden entegrasyonuyla başlatılabilecek bir sürecin, dağdaki silahlı güçlerin silahsızlandırılmasında önemli bir örnek olacağını da vurguladı. İşte size alternatif bir rapor ve altı çizilen önemli başlıklar:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;* Sorunu savaş ve şiddet döngüsünden çıkartmak. Pişmanlık yasaları ve teslim ol çağrılarına kesin son vermek.&lt;br /&gt;* PKK militanları bir af yasasıyla topluma entegre etmek. Bu çerçevede "Siyasi Mahpusların Topluma Entegrasyonu" adlı bir yasa çıkartmak.&lt;br /&gt;* Öcalan'ın İmralı dışında "özel yarı-açık cezaevine" yerleştirmek.&lt;br /&gt;* Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde yaşanan korkunç katliamla tekrar gündeme gelen köy koruculuğu sisteminin lağvetmek ve korucuların ve ailelerinin mağduriyetini engellemek.&lt;br /&gt;* Kürt sorunuyla ilgili yaşananların aydınlatılması için "Hakikatleri Araştırma ve Yüzleşme Komisyonu" kurmak.&lt;br /&gt;* Kürt dili ve kültürü üzerindeki baskıları sona erdirmek.&lt;br /&gt;* Kürt sorununu Türkiye'nin AB sürecine paralel olarak demokratikleşme geliştikçe çözümlemek.&lt;br /&gt;* Kürt sorununu, özel bir modele ihtiyaç duymadan, resmi inkarın dışında her türlü siyasi girişimle çözmek.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#000000;"&gt;B.B. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2557763261813619111?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2557763261813619111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/gulun-aclm-ve-eski-kurt-siyasi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2557763261813619111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2557763261813619111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/gulun-aclm-ve-eski-kurt-siyasi.html' title='Gül&apos;ün açılımı ve eski Kürt siyasi hükümlüler'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sg5r3E4AfiI/AAAAAAAAARo/Js9OYf45hcY/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-3415488279887453191</id><published>2009-05-11T22:41:00.010+03:00</published><updated>2009-05-11T22:58:10.122+03:00</updated><title type='text'>ODTÜ Bahar Şenliği’nde MagicK izdihamı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SgiBYnCN3YI/AAAAAAAAARA/UQFOUQyg9C4/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334656018415476098" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SgiBYnCN3YI/AAAAAAAAARA/UQFOUQyg9C4/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Müthiş bir cumartesi günüydü sevgili günlük. İsveç’ten yeni dönmüştüm, üzerine cumartesi cumartesi işe gitmiştim. Tam eve gider, güzelce bir dinlenirim demişken birden kendimi ODTÜ Bahar Şenliği’nde buldum. Güneşin pırıl pırıl parladığı bir günde arkadaşlar, güzel müzik, bira ve eğlence… Bir cumartesiden daha ne beklenir ki! Yorgun muydum ben? Asla!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Ortamı görecektin sevgili günlük. Herkes istediği müziği dinlemenin peşinde belli gruplar oluşturmuş, herkesin elinde birbirinden lezzetli yiyecekler ve içecekler baharın gerçekten geldiği bir günde yerlere serilmiş keyiflerine bakıyordu. Ben de heyecanla arkadaşlarımın çaldığı sahneye yöneldim. Kocam ve canım arkadaşım Senem’i deliler gibi MagicK dinlerken buldum. Senem kocası Mehmet’e (grubun vokalisti) takdir dolu gözlerle bakarken, ben de kendimi onların çok beğenilen şarkıları “bittersweet” i söylerken buldum. Asıl ilginç olan ise sahnenin önündeki kalabalığın haliydi. Herkes ayaka, şarkılar tek bir ağızdan en ufak bir hata yapılmadan söyleniyordu. Bir müzik grubu için bundan daha değerli ne olabilirdi ki? Yaklaşık iki saat boyunca MagicK herkese dil ısıttıracak bir performans sergiledi. Konuştuğum MagicK hayranları, grubun yeni bir albüm çıkarmasını dört gözle beklediklerini söylerken, “İngilizce bu kadar iyi olabiliyorlarsa, Türkçe bir albüm yapsalar kimbilir neler olur” yorumlarını da benden esirgemediler. MagicK’in uzun süredir Türkçe bir albüm için stüdyoda çalıştıklarını biliyorum, hatta Türkçe birkaç şarkının coverı üzerine de çalışıyorlar. Herhalde bu yorumları okuduktan sonra daha fazla gaza gelerek bizleri daha fazla bekletmezler diye umuyorum. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334656021313283010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SgiBYx1G48I/AAAAAAAAARI/MzjGr0zk9lk/s320/2.jpg" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Konser sonrasında Mehmet’in ilk sorusu “Nasıl buldunuz?”du. Ben tek kelimeyle ilham verici ve coşturucu bulduğumu söyledim. Mehmet’e bu söylediklerimde haksız olmadığımı göstermek için “Obey Your Master” diye avazları çıktığı kadar bağıran MagicK severlerin bir fotoğrafını hediye etmek istiyorum. İşte siz insanların böyle güzel bir günde böylesine güzel coşmasına neden oldunuz. Tek kelimeyle süperdiniz! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Not: Fotoğraflar için büyük zahmete giren arkadaşım Servet Yanatma'ya sonsuz teşekkürler!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;B.B.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-3415488279887453191?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/3415488279887453191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/odtu-bahar-senliginde-magick-izdiham.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3415488279887453191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3415488279887453191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/odtu-bahar-senliginde-magick-izdiham.html' title='ODTÜ Bahar Şenliği’nde MagicK izdihamı'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SgiBYnCN3YI/AAAAAAAAARA/UQFOUQyg9C4/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-1283853767462119415</id><published>2009-05-11T15:54:00.011+03:00</published><updated>2009-05-11T16:19:53.627+03:00</updated><title type='text'>Coco Chanel No 5 İstanbul kokuyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SggjJd34GYI/AAAAAAAAAQg/ohxNNW0NCO4/s1600-h/chanel2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334552404165138818" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SggjJd34GYI/AAAAAAAAAQg/ohxNNW0NCO4/s320/chanel2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Chanel No 5'i hiç kullanmadım sevgili günlük. Ama bu parfüm kendi efsanesini yaratan cinsten. Sarışın ilah Marilyn Monroe'nun parfümle ilgili sözleri hangi erkeğin aklından çıkmıştır ki: "Bir erkekle sevişirken üstünüzde olması gereken tek şey!" &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Chanel No 5'in 88. yıl dönümü geçtiğimiz birkaç gün önce kutlandı. Kutlama yeni bir reklam filmiyle taçlandırıldı. Parfümün daha önceki yüzleri, yani efsanevi kadınlar Nichole Kidman ve Catherine Deneuve'ün yerini, Amelie'nin çocuk yüzlü yıldızı Audrey Tautou aldı. Parfümün yeni reklamını da Amelie'den tanıdığımız Jean Pierre Jeunet çekti. İki buçuk dakika süren reklam filminin konusu Tatou'nun Paris'ten İstanbul'a Orient Express'le yaptığı yolculukla başlıyor. Bu tren yolculuğu sırasında karanlıkta bir erkekle karşılaşıyor ve bu erkek onu kokusundan tanıyarak Haydarpaşa Garı'nda buluyor. Ama reklam filmindeki sahneler hakikaten insanı etkiliyor. Hele de Tutou, kompartımanda yatarken duvara ışıkların dansının yansıması ve Tatou ile aşığının Haydarpaşa Garı'nda sarılmaları (Coco Chanel'in logosu gibi) insanı resmen büyülüyor. Bu büyülü manzaraya İstanbul'un da eklenmesi, "yeme de yanında yat" gibi bir durum oluşturuyor. İnsanda İstanbul sevdasını ve egzotizmini kabartıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Chanel'e 40 yaş üstü parfümü derler, Kidman ve Deneuve'den de anlayacağımız gibi. Ama bu sefer bu deyiş de yerle bir edildi. Bu parfüm her yaşta Monroe gibi hissetmek isteyenlere! Yeni yaşın kutlu olsun Chanel No 5! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sgggy_Zmh-I/AAAAAAAAAQY/ZVdComh6AE8/s1600-h/No5-Story-Board-Bottle-B.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sgglky92cQI/AAAAAAAAAQw/61NT5yaQzsU/s1600-h/0000008714.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334555072707064066" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sgglky92cQI/AAAAAAAAAQw/61NT5yaQzsU/s320/0000008714.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Chanel No 5 ile ilgili küçük detaylar:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;* Reklam filminde, Tatou ile birlikte ABD'li ünlü manken Travis Davenport rol alıyor. Davenport'u Polo Ralph Lauren reklamlarından anımsadığımı itiraf ediyorum!&lt;br /&gt;* Reklam filminin bir bölümü geçen sene İstanbul'da 250 kişilik bir ekiple birlikte çekilmiş.&lt;br /&gt;* Reklam filmi Oscarlı "A Very Long Engagement" filminden esinlenilmiş.&lt;br /&gt;* Chanel'in istatistiklerine göre parfüm 6 saniyede 1 satılıyormuş! Parfümün 100 ml'si 200 TL civarında. Beni sayılara bulaştırmayın lütfen.&lt;br /&gt;* Parfümün içeriğinde neroli-aldehit, yasemin, sandal ağacı, ylang ylang, gül ve vanilya varmış.&lt;br /&gt;* Coco Chanel No 5'in hikayesini bilmiyenlere ufak bir hizmet: Coco hanım, Ernest Beaux adlı parfüm uzmanına kendisi için bir parfüm üretmesini istiyor. Yıl 1921. Beaux da onun için 21 parfüm hazırlıyor ve hepsine birer sayı veriyor. Coco hanım, 5 numaralı parfüm şişesini seçmiş. Coco hanımın uğurlu sayısı 5. İşte Chanel No 5 böyle doğuyor.&lt;br /&gt;* Coco hanım parfümü şöyle tanımlıyor: Ben kadınlara yapay bir parfüm vermek istedim. Elbise gibi, biri tarafından yapılmış. Parfüm deyince aklıma gül bahçesi ya da leylak tarlası gelmiyor. Aklıma bir kompoziyson geliyor. (İlginç!)&lt;br /&gt;* Şu ara kulislerde parfümün reklamı değil, Tatou'nun ne kadar para kazandığı konuşuluyormuş. Kidman, 3,7 milyon dolar almıştı. Ondan az olacağı kesin. Eee tecrübeyle orantılı!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;B.B.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-1283853767462119415?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://video.ntvmsnbc.com/Default.aspx?QueryStringValue=58585858585853307364297572776530536430335873356530536430866464646587477837' title='Coco Chanel No 5 İstanbul kokuyor'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/1283853767462119415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/coco-chanel-no-5-istanbul-kokuyor.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1283853767462119415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/1283853767462119415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/coco-chanel-no-5-istanbul-kokuyor.html' title='Coco Chanel No 5 İstanbul kokuyor'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SggjJd34GYI/AAAAAAAAAQg/ohxNNW0NCO4/s72-c/chanel2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-4951512872705513140</id><published>2009-05-08T11:58:00.008+03:00</published><updated>2009-05-08T12:27:58.253+03:00</updated><title type='text'>Muhteşem bir yer!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SgP53bdebdI/AAAAAAAAAQI/vFY0yz68lcE/s1600-h/171632_2.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333381114396306898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 204px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SgP53bdebdI/AAAAAAAAAQI/vFY0yz68lcE/s320/171632_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Yüzümde yastık iziyle otobüs durağına doğru yürüyorum.&lt;br /&gt;"9.05 otobüsünü kaçırmamam gerek yoksa işe geç kalacağım."&lt;br /&gt;Zihnim dün gece uyumadan önce okuduğum Duman Olan Adam isimli polisiye roman ile dolup taşıyor. İsveçli yazarlar Maj Sjöwall ile Per Wahlöö’nün birlikte yazdığı romanda, bir gazetenin en başarılı muhabiri kayboluyor ve polis müfettişi Martin Beck olayı araştırmaya başlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;"İsveç’i nasıl bilirsin" diye sorarsan sevgili günlük, inan hiçbir fikrim yok. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Sadece romanlardan ve belgesellerden tanıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;B.B. bugün İsveç seyahatinden dönüyor ve Stockholm’u anlatması için sabırsızlanıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;B.B.'yi, Martin Beck’i ve İsveç’i düşünürken adımlarım yavaşladı. Saate baktım, 9.10!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;“9.25 otobüsünü beklersem, gazeteleri taramak için çok geç olacak.” &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;İlk gelen dolmuşa bindim.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Sırtımda dünkü yoğun çalışmanın ardından kalan bıçak gibi bir ağrı var hala...&lt;br /&gt;“B.B. umarım bol bol fotoğraf çekmiştir. Çok merak ediyorum. Bugün kesinlikle yürümek istemiyorum, fazla hareket etmeden günü tamamlamak istiyorum.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Dolmuşun, durak noktasına yaklaştığını gördüm ama kesinlikle yerimden kalkacak hali kendimde bulamadım. Yaklaştık, yaklaştık ve geçtik... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;"Hadi bir gayret, kalkacaksın."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Hızla yerimden kalkınca kucağımdaki kocaman çanta bir yana ben bir yana savruldum.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Şoföre, “Pardon, muhteşem bir yerde inebilir miyim” diye seslendim.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;"Muhteşem mi? Hayır, olamaz. Ne muhteşemi? Müsaitti o kelime! Müsait, müsait, müsait!"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Şoför, küçük bir tebessümle kapıyı açarken dolmuştaki yolcuların beni izlediğinin farkındayım... Arkam dönük ama dolmuşta bir kıpırdanma hissediyorum, gülme sesleri duyuyorum. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;Dolmuştan inip işe doğru küçük adımlarla ilerlerken, "Muhteşem bir yer... Her gün yürüdüğüm sokaklar, her gün nefes aldığım Ankara, benim için muhteşem bir yer mi” diye düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;“Hayır, muhteşem değil yalnızca müsait bir yer…”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#006600;"&gt;B.B.'cim, hoşgeldin!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;B.A.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-4951512872705513140?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/4951512872705513140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/muhtesem-bir-yer.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4951512872705513140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4951512872705513140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/muhtesem-bir-yer.html' title='Muhteşem bir yer!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SgP53bdebdI/AAAAAAAAAQI/vFY0yz68lcE/s72-c/171632_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-716697129730141663</id><published>2009-05-02T11:16:00.007+03:00</published><updated>2009-05-02T18:25:06.763+03:00</updated><title type='text'>Gazeteler ölüyor, biz de ölmeyelim</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfwDDD3Tn_I/AAAAAAAAAPA/aZutOcf9Oz4/s1600-h/item808695485.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331139410011594738" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfwDDD3Tn_I/AAAAAAAAAPA/aZutOcf9Oz4/s320/item808695485.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Gazeteler ölüyor sevgili günlük. Mesleğimiz zamana ve teknolojiye hızla yeniliyor. Gün içinde olan biterken, televizyonlar canlı yayında olayın en ince ayrıntısını dakikası dakikasına verirken, internette yeni gelişmeler, yorumlar her an "son dakika" tadında geçerken, biz olan bitene bir gün sonrasından dahil olabiliyoruz. Adeta ertesi gün arşivi olarak takılıyoruz! Dosya gazetecilik için son model dergiler var, bize zaten imkan tanınmıyor. Ayrıca dergileri sayfa sayfa internetten okuma imkanı var. Gazeteler değişmeli ama nasıl? Biz muhabirler yeni bir formata bürünmeliyiz ama nasıl?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;İşte tüm bu soruları, Diplomasi Muhabirleri Derneği olarak konuk ettiğimiz ABD'li medya uzmanı Andrew Sherry'e sorduk. Sherry, eski bir gazeteci ama şu an American Progress adlı düşünce kuruluşunda çevrimiçi iletişimden sorumlu kıdemli başkan yardımcısı. Sherry, usatoday.com da editör yardımcılığı da yapmış. Yani Sherry bir ultra elektronik dijital gazeteci!!!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte Sherry'nin gazetecilikte devrim niteliğindeki yeni medya teknolojileri üzerine yaptığı sunumdan bir kaç alıntı: "Yeni medya bilgiyi iletme yolunu değiştiriyor. Medya endüstrisindeki rekabetin doğasını da değiştiriyor. Gazeteciliğin geleneksel kriterlerini yükseltiyor. Yeni medya, siyasi kampanyaların yürütülme yollarını olumlu etkileyerek, şeffaflığın artmasına katkı sağlayacak öğeleri ayağımızın ucuna getiriyor"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfwD_-wgLKI/AAAAAAAAAPI/iwycj7FY1kk/s1600-h/joshsketch.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331140456612900002" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 206px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfwD_-wgLKI/AAAAAAAAAPI/iwycj7FY1kk/s320/joshsketch.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tabii benim en çok ilgilmi çeken şey elbette bloglarla ilgili olarak anlattıklarıydı. ABD'de serbest çalışan gazetecilerin sayısı hızla artıyormuş. Okuyucular gazetelerin internet siteleri ya da diğer haber sitelerine bakmaktansa, bu gazetecilerin blog sitelerine dadanıyorlarmış. Çünkü en yeni detaylar, yorumlar, doğru dedikoduları bu bloglardan okuyabilme şansı yaratılıyormuş. Bunun dışında da, gazetelerin internet sitelerinde de uzman bir blog kadrosunun çalıştığı, fotoğraflarla en ilginç konuların işlenebildiği blog sayfaları varmış. (Doğru zamanlama yapmışız B.A.'cım. Hadi elimize kuvvet. Rüyamız gerçek mi oluyor ne?)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fırsat bu fırsat, blogumuzdan bahsettim Sherry'e. O da bana tavsiyeler verdi. Artık blogger'lıkta daha donanımlı olduğumuzu söyleyebilirim sevgili günlük. Son söz ise: Gazeteler ölüyor, gazetecilik ise asla!!! Sadece iyi yazan, doğru yazan eski de kaldı. Bu bileşenlere artık "hızlı yazan" eklendi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;B.B.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-716697129730141663?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/716697129730141663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/gazeteler-oluyor-biz-de-olmeyelim.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/716697129730141663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/716697129730141663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/05/gazeteler-oluyor-biz-de-olmeyelim.html' title='Gazeteler ölüyor, biz de ölmeyelim'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfwDDD3Tn_I/AAAAAAAAAPA/aZutOcf9Oz4/s72-c/item808695485.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6713285743212631479</id><published>2009-04-30T22:57:00.011+03:00</published><updated>2009-05-01T14:21:01.955+03:00</updated><title type='text'>30'uma 2 kala çok şımardım</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfrY9L71_wI/AAAAAAAAAOw/sTahVb0PwIU/s1600-h/HappyBirthday62.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330811654633815810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 251px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfrY9L71_wI/AAAAAAAAAOw/sTahVb0PwIU/s320/HappyBirthday62.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sevgili günlük, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Bugün benim doğum günüm. Bugün hiç olmadığım kadar güzel kalktım. Morlu kırmızılı rengarenk elbisemi giydim. Kendimi daha da iyi hissettim. Kocamın böyle güzel bir günün sabahında benim için sarf ettiği o hissiyat dolu sözler alabileceğim en güzel hediyeydi (Hediye almadığını sakın sanma sevgili günlük, aldı tabii, ama çook özel :) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Sonra iş yerinde başta B.A'mın o güzel ve sevgi dolu karşılaması ve muhteşem hediyesi, Hilot'un o içten kucaklayışı ve mis kokan çiçekleri, arkadaşlarımın facebook ve telefondan mesajlar yağdırarak iyi dileklerini iletmeleri, tabii ki ailemin her bir üyesinin sımsıcak sevgilerini benimle paylaşmaları ve kayınvalidem ile &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;kayınpederimin iş yerine gönderdiği dev çiçek buketi... (Kimse kıskanmasın diye ve birilerinin nazarı değmesin diye büroya bile çıkartamadım yaaaaa)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;İnsan hayatının her döneminde doğum günleri farklı şeyler ifade ediyormuş. Ben bu doğum günümde, yani 30'uma 2 kala çok farklı ruh hali içerisindeyim. Hiç olmadığım kadar duygusalım, çok mutluyum. Küçük bir çocuğun olabileceği kadar şımarmış durumdaydım. (Evet, şımartın beni keyifli oluyormuş!)&lt;br /&gt;Beni bugün belki de olmam gerekenden çok daha mutlu eden herkese kocaman kucak dolusu sevgiler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Not: 30 Nisan'da Hollanda Kraliçesi Beatrix'le aynı günde doğmanın "havasını" yaşıyorum. Diplomat arkadaşlarımdan biri, "Vay be, Bahar kadar olamadık. Zaten Kraliçe havası var bu hatunun" diye takılmıştı. Ama Allah şansımı Kraliçe'ninkine benzetmesin. Malum, kadına doğum gününde saldırıda bulunuldu. 5 kişi hayatını kaybetti. Valli, ben küçük dünyamda çook mutluyum, tek istediğim biraz şımartılmak! Seneye görüşmek üzere....&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;B.B.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6713285743212631479?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6713285743212631479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/30uma-2-kala-cok-smardm.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6713285743212631479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6713285743212631479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/30uma-2-kala-cok-smardm.html' title='30&apos;uma 2 kala çok şımardım'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfrY9L71_wI/AAAAAAAAAOw/sTahVb0PwIU/s72-c/HappyBirthday62.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6791725292799856528</id><published>2009-04-27T14:51:00.013+03:00</published><updated>2009-04-29T17:33:40.095+03:00</updated><title type='text'>Susan Boyle Mi Olacaktın?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfhjudXjcqI/AAAAAAAAAOA/tOrjPH0UfjU/s1600-h/susan-boyle-b_0.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330119808801534626" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 208px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfhjudXjcqI/AAAAAAAAAOA/tOrjPH0UfjU/s320/susan-boyle-b_0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Boyle'un o muhteşem sesini duymayan kaldı mı, merak ediyorum sevgili günlük. İngiltere'nin pop star yarışması "Britain's Got Talent" yarışmasında rüküş sarı elbisesi, makyajsız ve fazlasıyla kıllı suratı, havada uçuşan saçlarıyla sahneye çıkan Boyle'u ilk izlediğimde ben de seyirciler kadar dumur olmuştum. Boyle'un fiziksel durumu bu kadar "out" iken, İskoçya'da 47 yaşında bir bakire iken, cep telefonu ve bilgisayar kullanmayı bilmiyor iken, kilise korosu ve karaoke barlarda şarkı söylemeyle yetiniyor iken, Pebbles adlı kedisiyle yaşıyor iken, sahnede Les Miserables'dan (Sefiller) I dreamed a dream (Bir rüya gördüm) şarkısını söylemesi kadar manidar bir durum olabilir mi yahu?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Evet, kesinlikle Boyle'un gördüğü rüya gerçek oldu ve kendisi 2009'un en çok konuşulan kadını oldu. Youtube'de tam 30 milyon kez tıklandı. Birçok kişinin aklına komplo teorileri geldi. Sizce de bazı açılardan "Boyle vakasının" iyi bir prodüksüyon değil mi? Boyle'un hayatından çok iyi bir Hollywood filmi olmaz mı? Neyse, ben saf kalmaya devam edeceğim! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfhjufgtjLI/AAAAAAAAAOI/RCtIejvvgWc/s1600-h/susan.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Ama bütün bu komplo teorileri vs. bir kenara bırakalım, bence o gün televizyon dünyası açısından bir tabu yıkıldı. Hepimiz Boyle'un şarkıyı berbat bir sesle söylemesini bekledik, hepimiz ona ağzımız dolu dolu gülmek istedik. Ama o bize büyük bir nanik yaptı!!! "Çirkin kadın sesiyle hepimizi büyüledi" hissiyatı yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Şimdi sorulması gereken asıl soru şu: Boyle, böyle mi kalacak? Yoksa birkaç dizi estetik ameliyat yaptırarak bizim gözümüze güzel görünmeye mi çalışacak? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfhkXMUM0UI/AAAAAAAAAOQ/meFcDHn9-io/s1600-h/arts_boyle-cp-makeover_392.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330120508598702402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfhkXMUM0UI/AAAAAAAAAOQ/meFcDHn9-io/s320/arts_boyle-cp-makeover_392.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Tabii ki bunun cevabını zaman gösterecek. Ama Boyle'un internette dolaşan yeni fotoğrafları hayli düşündürdü beni. Bize sesiyle tokat atan &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;kadın, bu duruşunu korumalı!!! Ben değişmedim, siz değişin demeli!!! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Boyle, böyle mi olacaktın? dememek dileğiyle...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6791725292799856528?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6791725292799856528/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/susan-boyle-mi-olacaktn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6791725292799856528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6791725292799856528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/susan-boyle-mi-olacaktn.html' title='Susan Boyle Mi Olacaktın?'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SfhjudXjcqI/AAAAAAAAAOA/tOrjPH0UfjU/s72-c/susan-boyle-b_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6943867563316329564</id><published>2009-04-18T22:53:00.007+03:00</published><updated>2009-04-18T23:02:09.308+03:00</updated><title type='text'>Sırat köprüsünü geçebilen tek insan!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Seov2joOYNI/AAAAAAAAAMo/njZoBye-XkY/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 241px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326122123642429650" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Seov2joOYNI/AAAAAAAAAMo/njZoBye-XkY/s320/3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;En ünlü konuşmalarımızı belki de barlarda kafayı bulduktan sonra yapmışızdır sevgili günlük. Ya da tahammül sınırımızın sonuna geldiği o nadir patlama anlarında, ağzımıza geleni söylemekten hiç mi hiç çekinmemişizdir. Ya da bazen birinin ayaklarına kapanmak ve "Sana aşığım" diye haykırmak hiç mi hiç koymaz bize. İşte bunlar hayata ya da kendi hayatımıza meydan okuma anlarıdır hep. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Bu anları cesaret kelimesiyle anlatmak yetersiz kalır. Çünkü o anlar doğum ve ölüm anları kadar özeldir. Ama çok nadirdir, arada bir gelir, yaşa göre ertelenir ve sonrasında da bir bakarız "kendi yağımızda kavruluyoruz ayol" kıvamına gelinir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Ne yazık! Bazı insanlar da (ki bunlar çok nadir) hayatını, hayata meydan okumaya adamıştır, bunu meslek edinmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;29 yaşındaki Norveçli denge performansçısı Eskil Ronningsbakken'in bu fotorğraflarını gördüğümde içimde &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Seov7B6bnuI/AAAAAAAAAMw/gsbLlFQRSPI/s1600-h/19.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 217px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326122200491335394" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Seov7B6bnuI/AAAAAAAAAMw/gsbLlFQRSPI/s320/19.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;işte bu duygular uyandı sevgili günlük. Dünyanın bir çok yüksek noktasında, neredeyse anadan doğma bir çıplaklıkta, bir ipin üzerinde baş aşağı bir pozisyon alarak yaşamla ölüm arasında dengede durması gözle görülebilecek en güzel metaforlardan biri değil mi sizce? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Ben bu fotoğraflara baktığımda bile düşme tehlikesi geçirirken o, adeta Azrail'i her seferinde yenmenin dayanılmaz hafifiliğini yaşıyor. Acaba o haldeyken gözlerini açabiliyor mu ya da soğuk rüzgarı bedeninde hissedince ürpermiyor mu? Ya da nasıl bir konsantrsayon ve adrenalin yoğunluğuyla binlerce metreye meydan okuma cüretini gösteriyor? Bilmiyorum... Bence bir insan düşmeyeceğini bildiği yükseltilerde dolaşmalı! Eeee Eskil gibi hayattayken sırat köprüsünü geçmek her yiğidin harcı değil! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;B.B.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6943867563316329564?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6943867563316329564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/srat-koprusunu-gecebilen-tek-insan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6943867563316329564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6943867563316329564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/srat-koprusunu-gecebilen-tek-insan.html' title='Sırat köprüsünü geçebilen tek insan!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Seov2joOYNI/AAAAAAAAAMo/njZoBye-XkY/s72-c/3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5869025381715701133</id><published>2009-04-15T21:49:00.004+03:00</published><updated>2009-04-15T22:15:13.266+03:00</updated><title type='text'>Benyamin Sönmez, çellosu ve huzur bulma anları</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SeYxskRWZPI/AAAAAAAAALQ/OTddw4jZuIs/s1600-h/fft5_mf11080.Jpeg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 201px; FLOAT: left; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324998251132642546" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SeYxskRWZPI/AAAAAAAAALQ/OTddw4jZuIs/s320/fft5_mf11080.Jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Bazı sesler vardır, duyduğunuzda irkilir, ürperir, daha sonra da huzur bulursunuz. Eminim, hem de çok! Herkesin içine döndüğünde ruhunu dinlendiren, kendini özgür hissettiği sesler vardır... Mesela benim için dalgaların kıyıya çarpma sesi sevgili günlük... Dünyanın en güzel plajlarından biri olan Datça'nın Karaincir sitesinde güneşin doğduğu saatlerde kumsalda kimse yokken yaptığım bir ses kaydı vardı. O kayıdı, ne zaman daralsam, çıkarır dinerim Ankara gecelerinde. İşte o an kara bulutlar dağılır benim için. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son dönemde bu seslere bir yenisi eklendi: Çello. 25 yaşında, dünyanın en iyi çellistleri olan Natalia Gutman ve Mstislav Rostropoviç tarafından "Kaçık çellist, tartışılmaz yetenek” olarak nitelendirilen Benyamin Sönmez ile tanışmam işte tam da bu anla örtüşüyor. Benyamin ile bundan uzun zaman önce röportaj yapmak için Tunalı Hilmi Caddesi’nde buluştuğumuzda, caddenin en kalabalık olduğu saatlerde, bir kafeden bulduğu sandalyeyi kaparak trafiği durdurması ve çalmaya başlaması beni çok etkilemişti. Çalarken kendini öyle kaptırmıştı ki, hiçbir şeyi, hatta benim ona “Ezileceksin” diye bağırdığımı bile duymamıştı. Çaldığı parça bitene kadar elleri, ayakları ve yüzü trans halindeydi. Başta ben olmak üzere caddedeki herkesi de transa sokmuştu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Arkadaşım B.A.'ya uzun uzun anlatmıştım onu, "Şöyle süper, böyle iyi" diye. Ve tesadüf bu ya, Uluslararası Ankara Müzik Festivali'nin açılış konserinde Hacettepe Senfoni Orkestrası'nın konserine solist olarak Benyamin eşlik ediyordu. Biletleri kapıp en ön sıralara kurulmuştuk birlikte. Işıklar kararıp o döktürmeye başladığında, B. A. ile birbirimize dönüp "Bu nasıl bir insan yaaa" bakışı attığımızı hiç unutmuyorum. Önünde tek bir nota kağıdı olmadan, sanki senfoniyi içinde hissederek kendince eşlik ediyor gibiydi. Ben de "İşte bu benim arkadaşım" demenin gururunu yaşıyordum. Bana "Hacettepe’nin sınavına girdiğinde hocaların ona 'Sende iş yok. Boşuna uğraşma' dediğini anlatmıştı. Oysa o , şu an Hacettepe Senfoni Orkestrası'nın solistiydi. Bence bir insanın, kendine ve hayata verebileceği en güzel derslerden birini vermişti bence. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevgili günlük, kulağın olsa da Benyamin'i ve çellosunu dinlesen. Herkesi acilen onu dinlemeye davet ediyorum!!! Ne demek istediğimi anlayacaksınız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Not: Konserde eski Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer ve eşi de vardı. Salona mütevazi bir şekilde girdiklerinde, salonda kopan alkış tufanını görmeni isterdim sevgili günlük. 10 dakika boyunca herkes, sanki çok özlediği bir kişiyi görmüş gibi ayakta alkışladı onları. Konserin bitiminde Sezer kulise giderek Benyamin'e sarılmış, "Aferin oğlum, başarılarının devamını dilerim" demiş. Bence bu da sanata dökülen saç teli kadar değer vermeyen birilerine ciddi bir ders olmalı! :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;B.B.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5869025381715701133?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5869025381715701133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/benyamin-sonmez-cellosu-ve-huzur-bulma_15.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5869025381715701133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5869025381715701133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/benyamin-sonmez-cellosu-ve-huzur-bulma_15.html' title='Benyamin Sönmez, çellosu ve huzur bulma anları'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SeYxskRWZPI/AAAAAAAAALQ/OTddw4jZuIs/s72-c/fft5_mf11080.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8052236128089926432</id><published>2009-04-14T01:11:00.002+03:00</published><updated>2009-04-14T17:49:03.581+03:00</updated><title type='text'>B.A.'dan B.B.'ye sabah güzellemesi...</title><content type='html'>&lt;object width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=12.png&amp;music_file=http://droguesetcerveau.free.fr/musiques/Nine%20Inch%20Nails%20-%20The%20Perfect%20Drug.mp3&amp;bg_color=339966&amp;type_of_clip=simple_text&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=NIN" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8052236128089926432?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8052236128089926432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/b.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8052236128089926432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8052236128089926432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/b.html' title='B.A.&apos;dan B.B.&apos;ye sabah güzellemesi...'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-3914230358039327671</id><published>2009-04-07T13:26:00.020+03:00</published><updated>2009-04-07T18:09:03.730+03:00</updated><title type='text'>İnternette yeni trend: Mim</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Mimlendik!!!! "Kim mimledi, mim neyin nesi ki?" dediğini duyar gibi oluyoruz sevgili günlük. Hizmette sınır yok felsefesinden yola çıkarak "mim"den kısaca bahsedeceğiz. Mim, bloggerlar arasında yeni bir beyin fırtınası. Blogunuzda yazdığınız herhangi bir konuyu, "Hadi bakalım, sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında" diyerek arkadaşlarınızı dürtüklemenizdir. Sevgili &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.annekedi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Anne Kedi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt; bizi mimlemiş. Ee bizim de birilerini dürtüklememiz lazım! Biz de &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://cocomama-de-profundis.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Umay&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.papiliamachaon.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Başak&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt; ve &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.noteshilal.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Hilal'i&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt; mimliyoruz. Mim'in konusu "Bu aralar aklınızı kurcalayan, almazsam gözüm açık giderim dediğiniz, hatta almak için yanıp tutuştuğunuz 3 şey nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Soruyu ilk olarak bendeniz B.A. yanıtlıyor: Her gördüğümde beni heyecanlandıran ürünler, Stabilo'nun renkli kalemleri, yabancı meslektaşlarımın ellerinden düşürmediği Moleskine defterler ve i-Pod Chromatic, o bir teknoloji şaheseri mp3 çalar :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Stabilo kalemleri özenle kullanıp, not tutup, yazdıklarımı öpüp koklayıp, başucuma kaldırabilirim. Dayanamıyorum bu kalemlere! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321899704387512242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 212px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdsvlaJGJ7I/AAAAAAAAAHo/J_hiPiipOwo/s320/stabilo2.jpg" border="0" /&gt;2- Aşkım! Kaymak gibi bir kağıt, büyüleyen bir koku... Aklımdan geçenleri, blog notlarımı, atak-an'larımı bu deftere yazmak istiyorum, istiyorum, istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321899507550734130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdsvZ83jRzI/AAAAAAAAAHg/UbiNku8Iptw/s320/moleskine.bmp" border="0" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;3- Music Speaks Louder Than Words! Müzik olmadan yaşamam, nefes almam, okumam, yazmam, yürümem hatta uyumam mümkün değil! i-Pod Chromatic, gönlümün efendisi :) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321960455591489138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 199px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sdtm1mA07nI/AAAAAAAAAJg/zEt1E7GjBbQ/s320/ipod.jpg" border="0" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Ve şimdi de B.B. cevaplıyor: Almayı çok istediğim şeyler, Nokia'nın tasarım kulaklığı, kocamı uyandırmaktan yorulduğum için dinamit çalar saat, çantada kitap taşımak zor olduğu için elektronik kitap okuyucu :) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;1. Nokia'nın tasarım harikası kulaklıkları, beni benden aldı sevgili günlük. Benim gibi kulaklık bozmada bir numaralı olan bir canavar için el üstünde tutulacak bir ürün! Şuna bak, ne güzel!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321960459858284866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sdtm116HEUI/AAAAAAAAAJo/lec7C__TwRY/s320/nokia4.jpg" border="0" /&gt; 2. Sabah uyanmak malum zor birşey. E bi de yanınızda uyku aşığı bir koca varsa, bu iki katı zor oluyor. "Hadi, hadi, eeee hadi amaaaa yaa" diye sabah atacağınız naraları bire bir önleyen mucize dinamit saat! Uyuyan için kafasına bomba düşmüş hissi veriyor :P&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321960464838761858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 149px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sdtm2IdjHYI/AAAAAAAAAJw/MGsl1aCq4hw/s320/dynamite-alarm-clock.jpg" border="0" /&gt;3. Kitap okumayı çok seven ama gün içinde vakti az olan; çantası her zaman şişkin olup omuzu kopan biri olarak bu elektronik kitap okuyucu tam bana göre! İstiyorum, alacaklara duyrulur!&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321963453513054802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 217px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdtpkGJBulI/AAAAAAAAAJ4/Mc3dFYikIks/s320/98987363ww1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-3914230358039327671?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/3914230358039327671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/internette-yeni-trend-mim.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3914230358039327671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/3914230358039327671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/internette-yeni-trend-mim.html' title='İnternette yeni trend: Mim'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdsvlaJGJ7I/AAAAAAAAAHo/J_hiPiipOwo/s72-c/stabilo2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-5855118037955244520</id><published>2009-04-02T10:24:00.029+03:00</published><updated>2009-04-07T16:25:45.094+03:00</updated><title type='text'>Solaryuma cevap: Solmayrum!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdtMJxnq5VI/AAAAAAAAAIo/e8Lg-poy9j8/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321931115490633042" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdtMJxnq5VI/AAAAAAAAAIo/e8Lg-poy9j8/s320/4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;Sevgili günlük, hava yeniden bizimle barıştı değil mi? Bahar bugünlerde bize gökyüzünden göz kırpıyor, doğa uyanıyor, mis kokulu yağmur yağıyor. Bugünlerde evler bile bana dar geliyor! Şimdiden çimlerin üzerine yatıp kemiklerime kadar güneşi giymek istiyorum :)&lt;br /&gt;Güneşi giymek derken, geçenlerde beni çok şaşırtan bir tespit yapma imkanı buldum. Gittiğim kuaför salonunda (B&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;enim de şımartılmaya ihtiyacım var, evet!), baharın gelmesiyle birlikte, kadınların bronz tenli olma sevdasının volkandan taşan lav misali aktığını gördüm. Solaryum için kuaförün randevu defteri şimdiden iki ay süreyle dolmuş. Hakikaten yurtdışındaki solaryum merakını duymuştum ya da bizim kokoş ünlülerin "esmer yarim yaradana gurban" olmak için derilerinin yanmasına bile &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdtL33KTzmI/AAAAAAAAAIY/CEf8I_ZaWy0/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;göz yumduğunu gazetelerden sıkça okuyordum. Ama solaryum ne kelime, ben evlenirken bile ten rengini 2 günde koyulaştıran krem (evet sadece 2 günde) bile kullanmadım! Dumura uğramak bu olsa gerek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdtP7b6hZ0I/AAAAAAAAAJA/hsL7wGvEkq4/s1600-h/solarium8ll5ig.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321935267192465218" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 218px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdtP7b6hZ0I/AAAAAAAAAJA/hsL7wGvEkq4/s320/solarium8ll5ig.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Tesadüf bu ya, internette surf yaparken, çok ilginç bir siteyle karşılaştım. "Bilgisayar ekranı karşısında internet üzerinden bronzlaşın!" sloganıyla öne çıkan sitede, kullanıcıların bilgisayarlarına bir yazılım indirdiklerinde, bilgisayar ekranının solaryum cihazlarında kullanılan ultraviyole ışınları yayacağı söyleniyordu. Ee içimden pes dedim, "Artık oturduğumuz yerden bile bizi tosta çevirmeye çalışan insanlar var" diye hayıflandım. Merak bu ya, programı indirdim ve karşıma "beş dakikalık bedava solaryum seansı" çıktı, kutuya tıkladım. Bir anda ekranda 7-8 tane florasan yanmaya ve beni bronze etmeye çalıştı. "Hayırrrr!!! Ekranın fişini çekinnnnn!" diye bağırmaya kalmadan, bir anda ekran karardı ve şu uyarı çıktı: "Aptal olmayın, UV ışınları öldürebilir!" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;Sitenin adı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.computeran.com/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#3333ff;"&gt;www.computeran.com&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt; Bu şahane fikrin sahipleri, Nottingham'da bulunan ve kamuoyunu cilt kanseriyle ilgili bilgilendirmeyi amaçlayan "Sckin" adlı vakıf. İki ayda tam bir milyon kişi ziyaret etmiş siteyi. İnanılmaz ya, bedava ekmek gibi, insanlar bedava solaryuma inanıp ekran karşısına kurulmuş. Ne komik. Mis gibi güneş varken, deniz kokusu içinde güneşlenmek varken, solaryum nedir abi! Tabutun içinde ızgara misali :) S&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;onuç olarak bu site kadar olmasa da, solaryum düşkünlerine verecek cevabım şu: Ben solmayrum ya!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-5855118037955244520?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/5855118037955244520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/solaryuma-cevap-solmayrum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5855118037955244520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/5855118037955244520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/solaryuma-cevap-solmayrum.html' title='Solaryuma cevap: Solmayrum!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdtMJxnq5VI/AAAAAAAAAIo/e8Lg-poy9j8/s72-c/4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8857606477811345785</id><published>2009-04-01T10:03:00.006+03:00</published><updated>2009-04-01T10:21:53.562+03:00</updated><title type='text'>Vejetaryenlik Türkleri bozar abi!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdMTJm4tGwI/AAAAAAAAAGo/L1D49aPGiqI/s1600-h/300_85419.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319616640632822530" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdMTJm4tGwI/AAAAAAAAAGo/L1D49aPGiqI/s320/300_85419.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;Evet günlük kesinlikle! Hatta delikanlıyı daha fena bozar. Düşünsene, pikniğe gidiyorsun mangal yok. Dışarda birşeyler atıştırayım diyorsun; köfte yok, döner yok, lahmacun yok, hardallı sosisli sandöviç yok, sucuk ekmek yok, şinitsel yok, dilli kaşarlı tost yok, yumurtalı kıymalı pide yok. Ocakbaşı, kendin pişir kendin ye sana hiçbir şey ifade etmiyor. Burger King veya Mc Donald's sinek avlıyor... Eti bu kadar çok seven bir toplum olarak etsiz yaşamak, bir Türk için hayat damarlarından birinin yok olması gibi birşey demek yahu!&lt;br /&gt;"Nereden çıktı bu et konusu, sen çok et yiyen bir tip değilsin ki?" diye soracaksın biliyorum, sevgili günlük ama dünyada son dönemde vejetaryenlik cidden yükselen bir beslenme akımı olarak yayılıyormuş. Özellikle şu sağlıklı yaşam muhabbetinden ötürü. Tarihte vejetaryen kelimesiyle özdeşleşmiş birçok insan var ki: Benim aklıma ilk olarak Mahatma Gandhi, Albert Einstein, Prenses Diana ve Pamela Anderson geliyor :) Dolayısıyla ufak çaplı bir araştırma yaptım ve neler öğrendim bir bilsen! Bir kere vejetaryenlik öyle senin bildiğin gibi "Et yemeyen vejetaryendir" gibi bir genellemeye sığmayacak kadar geniş bir şeymiş. Tamam kümes hayvanı, av eti, balık ve kabuklu deniz hayvanları dahil her türlü eti dışlayan bir beslenme biçimi ama detayları var. Mesela süt ve süt ürünleri, bal, yumurta gibi hayvanlardan elde edilen diğer ürünlerin tüketimi birçok vejetaryen grubu arasında ciddi tartışmalara yol açıyormuş. Dolayısıyla vejateryen deyince tek bir gruptan değil, birçok alt gruptan behsediyoruz. Ne gibi mi? Anlatayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir kere sadece sebze ve tahıl yiyen veganlar var. Bunlar vejetaryenliğin belki de en katı grubu. Çünkü olayı sadece yemekle bırakmıyorlar, kıyafetlerine kadar da bulaştırmış durumdalar. Yün, ipek, kürk, deri kullanmıyorlar. Mesela Radiohead grubunun herşeyi Thom Yorke ve Moby ünlü veganlar arasında. Et yememe vücutta öyle bir tepkimeye yol açıyor ki herhalde, adamlar müzikal açıdan döktürüyorlar! Türk müzisyenlere acilen duyurulur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Sonra lakto-ovo vejetaryenler var. Lakto süt, ovo ise yumurta demek. Yani bu gruptaki vejetaryenlerin diyetlerinde süt ve yumurta tüketimi serbest. Ama bir şartla: İçerisinde jelatin ve maya gibi katkı maddeleri bulunmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Sonra çiğ beslenme denen bir diyet var. Pişmemiş, işlemden geçmemiş, genelde organik gıdalara dayalı bir beslenme türü. Bu diyette meyve, sebze, balık, et, pastorize edilmemiş süt, peynir ve yoğurt var. Çiğ beslenmenin temelinde besinlerin 48 derecenin üzerinde pişirilmemesi yaatıyor. Not: İstanbul'a giderseniz Beyoğlu'ndaki Saf'a uğramayı unutmayın, yemekleri bir harika. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdMToFbuTNI/AAAAAAAAAG4/ajef8n443pM/s1600-h/vegetarians.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319617164228840658" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 231px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdMToFbuTNI/AAAAAAAAAG4/ajef8n443pM/s320/vegetarians.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;* Bir de sadece meyve temelli beslenenler var. Bitkiler dahil hiçbir şeyin öldürülmeden tüketilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Adem ile Havva'nın da bu tür bir beslenme anlayışına sahip olduğuna inanıyorlar. Ayrıca Leonardo da Vinci'nin meyve temelli beslendiğini duymuştum sevgili günlük!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Makrobiyotikler temel olarak tahıl, yosun, gevrek, pirinç ve baklagil yiyorlar. Özellikle de işlenmiş yiyecek ve şekerden uzak duruyorlar. Hipokrat, Heredot ve Aristo'nun eserlerinde makrobiyotik beslenmeden basit ama denge üzerine kurulu bir hayat tarzı olarak bahsediliyor. Tıpkı Ying ve Yang gibi. Soğandan havuca her şeyin farklı bir doğrama biçimi de varmış! Sting, Courtney Love, Avril Lavigne ve Gwyneth Paltrow makrobiyotikmiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Pollotaryanistler bir alemmiş hakikaten. İnek, domuz, koyun gibi tüm memeli hayvanların etini yemeyi reddederken tavuk ve hindi yemeyi kabul ediyorlar. Bunun başlıca nedeni de kırmızı etteki doymuş yağ oranı. O da et, bu da et diyorsanız, onların açıklaması şu: "Protein için bir tür et yemek zorundayız. Ayrıca tavuklar diğer hayvanlardan daha aptal!" Bu diyet ABD'de son zamanlarda yükselişte. Hiç şaşırmadınız değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili günlük, herşey iyi güzel tamam da, bahsedeceğim son grup hakkaten işin cılkını çıkarmış cinsten. Bence onların vejateryenlikle pek bir ilgisi yok. Adları pescetaryen olan bu uzaylılar, balık ve deniz ürünleri dışında hiçbir et yemiyorlar (Buraya kadar birşey yok). Çünkü kırmızı et yemeyi ceset yemeye benzetiyorlar. Kırmızı et yiyen kişilerle arkadaşlığa soğuk baktıkları gibi seks de yapmıyorlar. Mottoları da şu herhalde: Et yiyorsan, sevişme benle, seni gidi pis ceset yiyici!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün özlü sözü: Vejetaryenlik Türkleri bozar! Türkler ocakbaşında kaynaşır!&lt;br /&gt;B.B. &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8857606477811345785?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8857606477811345785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/vejetaryen-turkleri-bozar-abi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8857606477811345785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8857606477811345785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/04/vejetaryen-turkleri-bozar-abi.html' title='Vejetaryenlik Türkleri bozar abi!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SdMTJm4tGwI/AAAAAAAAAGo/L1D49aPGiqI/s72-c/300_85419.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-4428629608504438228</id><published>2009-03-28T15:52:00.011+02:00</published><updated>2009-03-28T17:31:17.712+02:00</updated><title type='text'>Yandım Allah, çok acıymış...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sc4-8uuuMdI/AAAAAAAAAEw/PlDU6o9y4Ns/s1600-h/PP2~Seco-Chile-Posters.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318257423028203986" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sc4-8uuuMdI/AAAAAAAAAEw/PlDU6o9y4Ns/s320/PP2~Seco-Chile-Posters.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;Hiç acı seven biri değildim, taaki kendimi Real'de abidik gubidik reyonunda halepeno biberini ararken bulana dek. Bir kahvaltı sofrasında tanışmıştım kendisiyle sevgili günlük. O böyle sarımsı suyunun içinde yuvarlak dilimlenmiş halde yüzüyordu kavonozunda. "Amanın sabah sabah turşu mu yenirmiş?" edasıyla küçümsemiştim halepenoyu. Şimdi bin pişmanım sevgili günlük çünkü onu yemeden duramaz hale geldim. Yedikçe yandım, yandıkça daha çok yedim. Hatta anneme bile bulaştırdım halepeno sevgisini. Babam anneme, "Hafta bir turşu mu alınır canım?" diye kızınca, gizli gizli yemeye başlamış. (Kimse kimsenin acı yeme özgürlüğünü kısıtlamasın ya!)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;26 yaşında acı severliğimi keşfedince, "Neymiş bu acı, bir besin ne kadar acı olabilir?" diye daldım araştırmaya. İlk önce, bizim "acı" olarak adlandırdığımız tat, kapsaisin adlı maddenin, ısıya duyarlı sinir uçlarını uyarması sonucu oluşuyormuş. Sonra okuduklarıma inanamadım. Çünkü hiç bu kadar çok bilgiyle karşılaşacağımı sanmıyordum. 1912 yılında Wilbur Scoville adında bir farmakolog, kırmızı biberin acısını ölçmek için bir deney yapmış. Deney şuymuş: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sc4_v7MhpBI/AAAAAAAAAE4/GHfNFRQUqos/s1600-h/heat_scale.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318258302547764242" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sc4_v7MhpBI/AAAAAAAAAE4/GHfNFRQUqos/s320/heat_scale.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;Bir miktar biber ekstresinin tadı denekler tarafından hissedilmeyecek hale gelene kadar şekerli su ile seyreltilir. Deneklerin acıyı hissetmediği anda, şekerli su ile biberin acı oranları ölçülür. İşte böylece Scoville denilen "acı ölçer" bilim dünyasına hizmet etmeye başlar. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;Nedir bu acı ölçerin benim gibi bir acı severe kattığı şey: "Senin yediğin halepeno biberi 3500 ile 8000 arasında değerlendirilirken, dünyanın en acı biberi 16 milyon olarak değerlendiriliyormuş. Sonuç: Ben şeker yiyormuşum da farkında değilmişim :) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;Bu kadar bilimsel bilgi yeter, şimdi de bize yarayacak bilgiler: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Eylemlerde sık sık yediğimiz biber gazı 2 milyon olarak değerlendiriliyormuş. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* "Atayım şu küçük leziz biberi ağzıma" demeyin, küçükler çok acıymış. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Ağzınız cayır cayır yanıyorsa, yapılacak en iyi şey soğuk süt içmekmiş.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Kuşlar acı nedir bilmezken, memelilerin ağzı cayır cayır yanıyormuş.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Biber, C vitamani küpüymüş. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Yeşil ile kırmızı biber arasındaki fark, yeşil biberin daha erken hasat edilmesiymiş. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Soğuk havalarda çorabınızın içine konulan biber tozu ayağınızın üşümemesini sağlıyormuş. (B.A. bu senin için!)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Acı biber yemek, vücudun tehlikeye karşı daha duyarlı hale gelmesini sağlıyormuş.&lt;br /&gt;* Dünyada 300 çeşit acı biber varmış, bunların 100'u Meksika'da yetişiyormuş.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Molekül formülü C18H27NO3'müş.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Dünyada kırmızı acı biberi sevdiğini en çok belli eden müzik grubu: Red Hot Chilli Pepers :P&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Acı acıyı çeker derler ya, ne kadar ağzın yansa da daha çok acı istermişsin. (Bkz. aşk acısı)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#009900;"&gt;* Yemeklerin olmazsa olmazı... mmmmm yummy!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;B.B.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-4428629608504438228?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/4428629608504438228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/yandm-allah-cok-acyms.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4428629608504438228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/4428629608504438228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/yandm-allah-cok-acyms.html' title='Yandım Allah, çok acıymış...'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sc4-8uuuMdI/AAAAAAAAAEw/PlDU6o9y4Ns/s72-c/PP2~Seco-Chile-Posters.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6981703212680074087</id><published>2009-03-27T14:23:00.019+02:00</published><updated>2009-03-27T19:55:09.409+02:00</updated><title type='text'>Haydi biz de şehri örelim!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SczV1nBbUFI/AAAAAAAAABY/MnqAIHVCo_c/s1600-h/ads%C3%84%C2%B1z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317860377002463314" style="text-align: justify;float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; width: 311px; height: 270px; " alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SczV1nBbUFI/AAAAAAAAABY/MnqAIHVCo_c/s320/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 153, 0); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;Örgünün ö'sünden anlamam sevgili günlük. Ama malum Türk halkı olarak hem örgü örmeyi hem dantel işlemeyi çok severiz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 153, 0); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;Kim televizyonlarımızın üzerine örtüğümüz, görüntüyü bozsa bile asla kımıldatmadığımız el işi dantel örtüleri unutabilir ki? Örgü, dikiş-nakış, Türk kadını için adeta milli spor niteliğindedir! :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;Günümüzde örmek, dikmek "demode" yani "out" olsa da, o pırıltılı kadın beyinleri her zaman yeni fikirlere gebe. İşte bunun son örneği: Şehir örgücülüğü! Ne demek oluyor yani bu? Şu demek oluyor sevgili günlük: Örgüde sınır tanınmayacak; elbise, kaşkol, kapşon, çorapla kalınmayacak. Bu kabiliyet sokağa taşınarak köprü demirleri, heykeller, sokak lambaları, tabelalar, banklar gibi şehrin bütün demirbaşları örülecek! &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SczZo9mXNXI/AAAAAAAAABg/o21pBJJFC7s/s1600-h/knittank.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317864557771175282" style="text-align: justify;float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; width: 313px; height: 254px; " alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SczZo9mXNXI/AAAAAAAAABg/o21pBJJFC7s/s320/knittank.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;Şehir örgücülüğüne bir çeşit alternatif sokak sanatı diyebiliriz ama ben modern sanat eseri demeyi tercih ediyorum. Berlin, Paris, Stockholm gibi dünya metropollerini gezdiğinizde gözünüze sıkça örülmüş sokak lambaları, ağaç dalları çarpıyor. Metropollerin gri yüzünü, rengarenk yünlerle örerek espirili bir yaklaşım sergileyen bu zihinleri alkışlarla kutluyorum. Onlar, "Hayat gördüğünüz kadar soluk ve sıradan değil" mesajı veriyorlar. Ama şehir örücülerinin amacı sadece şehirleri renklendirmek değil. Zaman zaman siyasi mesaj kaygıları da oluyor. Erkek egemen siyasi jargona, ellerinden geldikçe kadınsı bir dokunuş bırakmaya çalışıyorlar. Tankın üzerine örülen şeker pembesi kılıf bunun en güzel örneklerinden biri bence. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;Çin Seddi'nin duvarının ufacık bir kısmını bile örmeyi başarmış bu beyinlerin bir an önce Ankara'ya gelmesini diliyorum. (Belediyecilerden dayak yemezlerse, büyük şans!)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SczcJjnb-OI/AAAAAAAAABw/iTlNN9nGbdE/s1600-h/3297681998_81bd7ef3ee.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317867316755298530" style="text-align: justify;float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; width: 274px; height: 269px; " alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SczcJjnb-OI/AAAAAAAAABw/iTlNN9nGbdE/s320/3297681998_81bd7ef3ee.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;İşte bu akımı Türkiye'ye getirecek ilk bloggerlar olarak biz sanat eserimizi örmeye başladık bile! Kısa bir süre sonra bunu sizlerle paylaşacağız. Şimdiden hayal edebiliyorum Türk kadının hayalgücünü, ağaç yapraklarına dantel işlemeler, rengarenk otobüs tutacakları, Yüksel caddesindeki insan heykellerine mevsimine göre şapka, eldiven.... Ayy çok heyecanlı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;Hadi bakalım, hepinizi örmeye davet ediyorum. (Ben işin üstadı B.A.'den ders alacağım, acilen!)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 153, 0); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=""&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6981703212680074087?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6981703212680074087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/haydi-biz-de-sehrimizi-orelim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6981703212680074087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6981703212680074087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/haydi-biz-de-sehrimizi-orelim.html' title='Haydi biz de şehri örelim!!'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SczV1nBbUFI/AAAAAAAAABY/MnqAIHVCo_c/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-8230025335306758682</id><published>2009-03-26T13:34:00.002+02:00</published><updated>2009-03-27T16:08:38.747+02:00</updated><title type='text'>1234567890</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sct9hFf-E6I/AAAAAAAAABI/zZ1DQYUoS_U/s1600-h/LUSI7995.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317481792406426530" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sct9hFf-E6I/AAAAAAAAABI/zZ1DQYUoS_U/s320/LUSI7995.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Size de olur mu bilmem ama ben bazen şöyle düşüncelere dalıyorum: Neden kaleme kalem diyoruz? veya kaleme elma demiyoruz? ya da neden kalem kelimesini arka arkaya tekrar ettiğimizde kalemin ne olduğunu bile hatırlamıyoruz? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Bir adım daha ileri gidelim: Neden bir sayısını kastederken, onu 2 rakamıyla tanımlamıyoruz? Alfabenin kuralları nasıl konmuş, sayıları sembolize eden rakamlara neden o şekiller verilmiş, bunların mutlaka mantıklı bir açıklaması olması gerekiyor sevgili günlük! &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;İşte bu neden havuzunun içinde boğulmamaya çalışırken, elime öyle bir makale geçti ki, sorularımın bir kısmına mantıklı bir yanıt verdi. "Herşeyin bir nedeni vardır" deyişini haklı çıkardı. M&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;akalede arap alfabesi ve sayılarıyla ilgili geniş ayrıntılar veriyor ama makalenin ilginç kısmı arap sayılarının neden o rakamlarla (1234567890) ifade edildiğiyle ilgili bölümüydü. makale şöyle diyor:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Sayıların yazılışları algoritmalara ya da çeşitli mantık kurallarına dayanır. Roma rakamları (I,II,III,IV,V...) ile günümüzde sayıları göstermek için en yaygın olarak kullanılan Arap rakamları arasındaki fark da bundan kaynaklanır. Arap rakamlarının sembolik yapısının temelinde açılar yatar. Yani "bir" yazarken, rakamın sadece bir açısı olması gerekiyor ya da "sıfır" yazarken, rakamda hiç açı bulunmaması gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Ne kadar zekice değil mi? Aslında mantıken çok kolay ama hangimiz bunun böyle olduğunu biliyorduk ki? Sonuç: Neden havuzunda artık daha rahat yüzüyorum :)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;B.B.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-8230025335306758682?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/8230025335306758682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/1234567890.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8230025335306758682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/8230025335306758682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/1234567890.html' title='1234567890'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/Sct9hFf-E6I/AAAAAAAAABI/zZ1DQYUoS_U/s72-c/LUSI7995.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-2425814244072022246</id><published>2009-03-26T12:13:00.004+02:00</published><updated>2009-04-02T16:26:02.257+03:00</updated><title type='text'>Şans - Şanssızlık</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SctXJ0XU8WI/AAAAAAAAAA4/2dB0Jmavgzc/s1600-h/ÅŸans.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317439611227926882" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SctXJ0XU8WI/AAAAAAAAAA4/2dB0Jmavgzc/s320/%C5%9Fans.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;Bugün gazetede ömrünün 27 yılını suçsuz yere hapiste geçiren 58 yaşındaki Sean Hodgson’ın cezaevi dışında geçirdiği ilk hafta sonunda trafik kazası geçirdiğini okudum. Yüzüne dikiş atılan Hodgson’ın avukatı, müvekkilini “artık her şeyin çok hızlı” olduğu yönünde uyarmış. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Kaza, Hodgson için büyük şanssızlık... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Geçen yıl trafik kazası geçirdiğimde aynı yorumu kendim için de yapmıştım. Aslında sezgilerime her zaman güvensem de pek çok konuda şansımın yaver gittiğini söyleyemem. Trafik kazası geçirmeyi ve kötü bir sürücünün bacağımı kırmasını ben seçmedim. Ama şuna inanıyorum: Bazı insanlar her türlü şansa sahipken diğerleri kötü şansı mıknatıs gibi çekiyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Nasıl daha şanslı olabilirim diye düşündüğüm sırada Newsweek Türkiye’nin internet sitesinde Hertfordshire Üniversitesi’nden Prof. Richard Wiseman’ın bir yazısına yer verildiğini gördüm. Wiseman, “Şans çoğu zaman doğru çıkan bir tahmindir” diyor ve şanslı olmanın dört anahtar ipucunu sıralıyor:&lt;br /&gt;. İçsel sezgilerinizi dinleyin; normalde doğru çıkarlar.&lt;br /&gt;. Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.&lt;br /&gt;. Her gün birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin.&lt;br /&gt;. Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı olarak hayal edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wiseman’a göre hayatımızın yalnızca yüzde 10’u rastlantısal, yüzde 90’ı “aslında nasıl düşündüğümüz” ile şekilleniyor. Dergideki yazının ilgimi çeken diğer bölümlerini de paylaşmak istiyorum. Yazıyı okuduktan sonra belki şansınız döner...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317438869396031538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 222px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SctWeo00iDI/AAAAAAAAAAw/9Wa8sNZAkCw/s320/%C5%9Fans2.jpg" border="0" /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;“Şans sihirli bir yetenek ya da tanrıların bağışladığı bir hediye değil. Aksine şans ruhsal durumdur; bir tür düşünme ve davranma şeklidir. Doğru zamanda, doğru yerde olmak aslında tamamen doğru ruh yapısıyla ilgilidir” diyor Wiseman. Şanslı insanlar beklenmedik fırsatlara daha açıklar ve kolaylıkla kavrayabiliyorlar. Hayat hakkında daha rahat davranırlar ve etraflarındaki dünyayı daha yüksek bir algılayışla yönlendirirler. En basiti, diğer insanların kaçırdıkları fırsatları kolayca fark edip değerlendirirler. Aynı zamanda daha sosyaldirler ve Wiseman’ın deyişiyle “bir şans ağı” kurarlar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Çoğumuz yaklaşık 300 kişiyi ismen tanıyoruzdur. Wiseman’a göre, bu hayatımıza şans olanakları sağlayacak 90 bin insana sadece bir tokalaşma kadar uzakta olduğumuz anlamına geliyor. Şanslı insanlar önsezilerini dinler ve nedenini bilmeseler de doğru kararlar verirler. Aksine şanssız insanlar yanlış kararlar verip yanlış insanlara güvenir. Şanslı insanlar başarısızlık karşısında direnir ve dileklerini gerçekleştirme konusunda acayip bir becerileri vardır. Hayatın en beklenmedik olaylarının “onların başarısıyla sonuçlanacağına” inandırmışlardır kendilerini.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Wiseman, onların dünyası “aydınlık ve umut doluyken” şanssız insanlar her şeyin kötü gideceğine inanır, dünyaları ise “kasvetli ve karanlıktır”, diye yazıyor. Şanslı insanların kötü şansı iyiye dönüştürme yeteneği var. Wiseman, şansla ilgili belirleyici bu dört faktörden en çok bunun hayatta kalma konusunda önemli rol oynadığına inanıyor.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Wiseman’ın bu sonucu, hayatta kalma psikolojisi üzerine Amerika’nın önde gelen uzmanlarından Dr. Al Siebert’in çalışmasının bir tekrarı. 40 yıldan daha uzun bir süre “hayatta kalma kişiliği” diye adlandırdığı konuyu araştırdıktan sonra, Siebert “Hayata en güçlü tutunanların yalnızca çok iyi mücadele etmediğini, aynı zamanda potansiyel bir felaketi şanslı bir gelişmeye dönüştürdüklerine” inanıyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Herkese bol şans! :) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;B.A.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-2425814244072022246?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/2425814244072022246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/sans-sansszlk.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2425814244072022246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/2425814244072022246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/sans-sansszlk.html' title='Şans - Şanssızlık'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SctXJ0XU8WI/AAAAAAAAAA4/2dB0Jmavgzc/s72-c/%C5%9Fans.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6166972076683338830.post-6866904986780043814</id><published>2009-03-25T17:25:00.007+02:00</published><updated>2010-03-19T15:45:55.815+02:00</updated><title type='text'>Sevgili günlük</title><content type='html'>&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Bugün 25 Mart 2009, günlerden çarşamba. Hayat normal akışıyla devam ediyor. İki deli dolu insan olarak bu normalliğe bir nokta koymaya karar verdik. Ne yapsak, içimizdeki sesi nasıl duyursak diye düşündük bir akşam vakti. Fikirler gelip gitti, isimler havada uçuştu, sonunda birimizin kız çocukluğu döneminde yaptığı, diğerinin ise hiç bulaşmadığı günlük yazmaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum günlüğün sayfaları çok ve henüz kırışmamış durumda. Nasıl yaşıyorsak şu küçük hayatlarımızı, bu sayfaları da onlarla dolduracağız. Hayatı bir de bizim gözümüzden seyretmenize olanak tanıyacağız. Şu hayatta en olmadık yere giren, en olmadık kişilerle tanışan, en olmadık saatlerde sokaklarda dolaşan ve biraz iddalı olacak ama en iyi gözlemi de yapan bendeniz B.A. ve bendeniz B.B. günlüğümüzü okumaya davet ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyarı: Bu günlük yastık altına saklanan cinsten değildir. Keyifle okuyunuz...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6166972076683338830-6866904986780043814?l=baharsdiary.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://baharsdiary.blogspot.com/feeds/6866904986780043814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/sevgili-gunluk.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6866904986780043814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6166972076683338830/posts/default/6866904986780043814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://baharsdiary.blogspot.com/2009/03/sevgili-gunluk.html' title='Sevgili günlük'/><author><name>Bahar's Diary</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12882954158936936928</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_8lh7GdBmjro/SleiE1VgoHI/AAAAAAAAAeo/ym717PItxc0/S220/6.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry></feed>
